Ana SayfaMealler › Mahmut Kısa
MK

Mahmut Kısa

Mahmut Kısa
Mahmut Kısa meali ile okumaya başla
Yusuf 1 / 111
1
Elif, Lâm, Râ. Dinle bak, ey insan! Rabb’inden sana bir mesaj geldi: Bunlar, hidâyet ve kurtuluş yollarını gösteren apaçık ve apaydınlık Kitabın ayetleridir. Mekke döneminin sonlarında, Hûd sûresinin hemen ardından indirilmiştir. Yûsuf Peygamberin kıssasını anlattığı için bu adı almıştır. 111 ayettir.
M. Kısa 12:1
2
Gerçekten Biz onu, düşünüp anlayabilesiniz diye Arapça bir metin olarak gönderdik. Kur’an’ın ilk muhatabı olan siz Araplar, eğer başka bir dili konuşuyor olsaydınız, o zaman ayetlerimizi o dilde gönderecektik.
M. Kısa 12:2
3
Dinle, ey Muhammed! Sana gönderdiğimiz bu Kur’an ayetleri sayesinde, insanlık tarihinde yaşanmış öykülerin en güzelini anlatacağız. Yoksa sen, bundan önce geçmiş Peygamberlerin kıssaları hakkında hiçbir bilgiye sahip değildin. İşte, İbrahim oğlu İshak oğlu Yakup oğlu Yûsuf’un ibretlerle dolu hayat hikayesi:
M. Kısa 12:3
4
Bir zamanlar küçük bir çocuk olan Yûsuf, babasına demişti ki: “Babacığım, ben rüyamda on bir yıldızı, Güneş’i ve Ay’ı gördüm; baktım ki, onların hepsi bana secde ediyorlar.”
M. Kısa 12:4
5
Yûsuf’un gördüğü rüyanın ne anlama geldiğini bilen babası, “Yavrucuğum!” dedi, “Sakın bu rüyanı kardeşlerine anlatma; yoksa senin üstünlüğünü çekemeyerek şeytana uyarlar da, sana bir kötülük yapmaya kalkışırlar! Çünkü şeytan, insanın apaçık bir düşmanıdır.”
M. Kısa 12:5
6
“Demek ki, Rabb’in seni şu tertemiz ahlâkından dolayı seçip yüceltecek, sana rüyada görülen olayları yorumlama ve meselelerin içyüzüne vâkıf olma bilgisini öğretecek ve böylece, tıpkı daha önce ataların İbrahim ve İshak’a nimetlerini tamamladığı gibi, sana ve Yakup ailesine vermiş olduğu nîmetleri daha büyük lütuflarla tamamlayacaktır. Hiç kuşkusuz Rabb’in, sonsuz ilim ve hikmet sahibidir.” Ey dinleyici! Bu kıssayı, sıradan bir hikaye, bir roman zannetme:
M. Kısa 12:6
7
Gerçekten Yûsuf ve kardeşlerin in başından geçen bu öykü de, öğüt almak isteyenler için nice uyarılar ve ibret verici dersler vardır:
M. Kısa 12:7
8
Hani Yûsuf’un kardeşleri, kendi aralarında konuşurlarken diyorlardı ki: “Yûsuf ile öz kardeşi Bünyamin, babamızın gözünde bizden daha kıymetli. Oysa onlar iki küçük çocuk, biz ise hem güçlü kuvvetli, hem de on kişilik kalabalık bir topluluğuz. Doğrusu babamız, apaçık bir yanılgı içerisinde.”
M. Kısa 12:8
9
“ Bunun için, Yûsuf’u ya öldürmeli, ya da onu asla geri dönemeyeceği uzak bir yere atmalısınız ki, babanızın bütün ilgi ve şefkati yalnızca size kalsın! Ondan sonra da, nasıl olsa tövbe eder, iyi birer insan olursunuz!”
M. Kısa 12:9
10
İçlerinden nisbeten daha insaflı olan biri, “ Bence Yûsuf’u öldürmeyin; eğer mutlaka bir şey yapacaksanız, onu şehrin dışındaki bir kuyunun içine atın; oradan geçen kervanlardan biri onu alıp uzak diyarlara götürsün. Böylece, elimizi kana bulamadan amacımıza ulaşmış oluruz. ” dedi. Bu teklif, diğerleri tarafından da kabul edildi ve sinsi plân uygulanmaya başlandı:
M. Kısa 12:10
11
Yûsuf’un kardeşleri, babaları Yakup Peygambere gelerek bir kır gezisine çıkmaya karar verdiklerini ve Yûsuf’u da yanlarında götürmek istediklerini söylediler. Babaları, bunun tehlikeli olabileceğini söyleyince, “Ey babamız!” dediler, “Yûsuf hakkında bize neden güvenmiyorsun? Oysa biz ne de olsa onun kardeşleriyiz ve her zaman onun iyiliğini isteriz.”
M. Kısa 12:11
12
“Yarın çıkacağımız gezintide onun da bize katılmasına izin ver de, çocukcağız kırlarda, bayırlarda gönlünce gezip oynasın. Sen hiç merak etme, biz onu gözümüz gibi koruruz!”
M. Kısa 12:12
13
Babaları, “Onu götürmeniz beni gerçekten çok üzer. Çünkü onun bir an bile yanımdan uzak kalmasına dayanamam. Ayrıca, gideceğiniz yer tehlikelerle dolu. Sizbaşka işlerle meşgul olurken, bir anlık dalgınlığınıza denk gelir de, kurdun biri onu kapar diye endişe ediyorum!” dedi.
M. Kısa 12:13
14
Bunun üzerine onlar, “Biz bu kadar güçlü ve hazırlıklı bir topluluk olduğumuz hâlde, yine de onu kurt kapacaksa, o zaman yazıklar olsun bize!” dediler.
M. Kısa 12:14
15
Böylece, babalarını iknâ ederekYûsuf’u yanlarına alıp yola çıktılar. Onu götürüp kervanların uğrak yeri olan eski bir kuyunun içine atmaya karar verdiklerinde, büyük bir üzüntü ve endişe içinde olan Yûsuf’a şöyle vahyettik: “ Ey Yûsuf! Sakın korkma, ümitsizliğe kapılma! Çünkü Biz seni buradan kurtaracak ve yüce makâmlara ulaştıracağız. Yıllar sonra, kardeşlerinle tekrar karşılaşacaksın. İşte o gün, onlar seni tanımadıkları için olup bitenlerin farkında bile değillerken, bu çirkin davranışlarını onlara haber vereceksin. O zaman, hepsi utanç ve pişmanlıkla başlarını öne eğip senden özür dileyecekler. ”
M. Kısa 12:15
16
Yûsuf’un kardeşleri, onu kuyuya atmadan önce gömleğini almışlardı. Öldürdükleri bir hayvanın kanına buladıkları bu gömleği de yanlarına alarak, hava kararırken, ağlaya ağlaya babalarının yanına geldiler.
M. Kısa 12:16
17
“Ey babamız!” dediler, “Biz aramızda yarışmak için konakladığımız yerden azıcık uzaklaşmış, Yûsuf’u da eşyalarımızın yanında bırakmıştık. Döndüğümüzde ne görelim, bir kurt parçalamış onu! Fakat biliyoruz ki, biz her ne kadar doğruyu söylüyor olsak da, sen bize haklı olarak inanmayacaksın!”
M. Kısa 12:17
18
Daha sonra, Yûsuf’un yalancıktan kana bulanmış gömleğini çıkarıp gösterdiler. Yüreği kan ağlayan Yakup, “Hayır!” dedi, “ Bu anlattıklarınız hiç de inandırıcı gelmiyor bana! Bu ne merhametli bir kurtmuş ki, gömleğini yırtmadan Yusuf’umu parçalamış! Aslında, kıskançlık ve ihtirâslarınız sizi fenâ bir işe sürüklemiş. Ben de sizi Allah’a havale ediyorum. Artık bana düşen, güzelce sabretmektir. Ne diyeyim, bu anlattığınız olaylar karşısında, bana dayanma gücü vermesi için Allah’ın yardımına sığınmaktan başka çarem yok.” Yûsuf’un durumuna gelince:
M. Kısa 12:18
19
Şam diyârından Mısır’a doğru gitmekte olan bir kervan, Yûsuf’un atıldığı kuyuya yakın bir yere gelip konakladı. Kervan sahipleri, her zamanki gibi su görevlisini kuyuya gönderdiler. Su görevlisi, kuyunun başına gelip kovasını daldırdı. Kuyunun içinde bir çocuk olduğunu görünce, “Yaşasın! Mısır’da köle olarak satabileceğimiz bir erkek çocuk bu!” diye sevinçle bağırdı. Sonra onu kervan sahiplerinin yanına getirdi. Böylece kervancılar, Yûsuf’u ailesine teslim etmek yerine, onu satmak amacıyla, onu köle kabul edip sakladılar. Oysa Allah, ne çirkin bir iş yaptıklarını gâyet iyi biliyordu.
M. Kısa 12:19
20
Uzun bir yolculuğun sonunda, nihâyet kervan Mısır’a vardı. Yûsuf’uköle pazarına çıkardılar ve onu ucuz bir fiyata, birkaç gümüş dirheme sattılar. Çünkü çalıntı bir çocuk olduğu için, onu uzun süre ellerinde tutmak istemiyorlardı. Zaten çok da değer vermemişlerdi.
M. Kısa 12:20
21
Onu satın alan Mısırlı, kralın önde gelen vezirlerinden biriydi. Yûsuf’u alıp sarayına götürdü ve karısına dedi ki: “Ona iyi bak, en güzel şekilde yetişmesi için hiçbir fedâkârlıktan kaçınma. Çok zeki ve yetenekli bir çocuğa benziyor, belki bize ileride faydası olur, yahut onu kendimize evlat ediniriz.” İşte böylece Biz, Yûsuf’a o ülkede güzel bir ortam hazırladık ve rüyadagörülen olayları yorumlama ve meselelerin içyüzüne vâkıf olma bilgisini ona öğretmek için, kendisini katımızdan bir ilhâm ile destekledik. İşte Allah, irâdesini yerine getirmekte böylesine güçlüdür; ne var ki, insanların çoğu bunu bilmezler.
M. Kısa 12:21
22
Böylece, aradan yıllar geçti. Yûsuf, gençlik dönemini bitirip olgunluk çağına ulaşınca, ona Allah adına hayata hükmetme, düzenleme yetkisi ve katımızdan derin bir ilim bahşettik. İşte Biz, güzel davrananları böyle mükâfatlandırırız.
M. Kısa 12:22
23
Bu arada, içinde yaşadığı evin hanımı Züleyhanasıl olduysa Yûsuf’a göz koymuş, onu elde etmek için plânlar kurmaya başlamıştı. Bunun için, kocasının evde olmadığı bir gün bütün kapıları kilitledi ve “Haydi, yanıma gelsene!” dedi. Fakat Yûsuf, “ Böyle bir alçaklıktan Allah’a sığınırım!” diye karşılık verdi, “Rabb’im bana bunca iyilikler bahşetmişken, O’na karşı nasıl nankörlük edebilirim? Ayrıca, beni öz evladı gibi bağrına basan efendime nasıl ihânet edebilirim? Gerçek şu ki, zâlimler asla kurtuluş yüzü göremezler!”
M. Kısa 12:23
24
Gerçekten kadın Yûsuf’u arzulamıştı; eğer ihânet ve nankörlüğün çirkin bir davranış olduğuna dâir Rabb’inin kendisine ilhâm ettiği uyarı ve işâretini göz ardı etmiş olsaydı, Yûsuf da yenilip ona yönelecekti. Fakat Allah’ın yardımı sayesinde, arzularına gem vurarak iffetini korumasını bildi. İşte böylece Biz, onu kötülük ve ahlâksızlıktan korumak için kalbine sebat ve kararlılık verdik. Çünkü o, dürüstlüğü, samîmiyeti ve tertemiz ahlâkıyla seçkin kullarımızdan biriydi.
M. Kısa 12:24
25
Böylece Yûsuf, hızla oradan uzaklaşmaya başladı; kendisi önde, Züleyha arkada, ikisi birden kapıya doğru koşmaya başladılar. Yûsuf tam kapıya varmıştı ki, kadın yetişip onun gömleğini arkadan çekerek boydan boya yırttı. Ve işte o anda, kapının hemen yanında, kadının kocasıyla burun buruna geldiler! Kadın, Yûsuf’un kendisine saldırdığını öne sürerek, büyük bir pişkinlikle, “Senin hanımına böyle bir kötülük yapmaya kalkışan birinin cezası, zindana atılmaktan veya can yakıcı bir işkenceye uğratılmaktan başka ne olabilir?” dedi.
M. Kısa 12:25
26
Yûsuf, kendisini savunarak, “ Hayır, yalan söylüyor! Asıl kendisi beni elde etmeye kalkıştı!” dedi. Bunun üzerine, kadının akrabalarından bilgili ve tecrübeli biri, —ki o sırada vezirin yanında bulunuyordu— olayı aydınlatmak üzere şöyle hakemlik yaptı: “Eğer Yûsuf’un gömleği önden yırtılmışsa; kadın doğru, kendisi yalan söylüyor demektir.”
M. Kısa 12:26
27
“Yok, eğer gömleği arkadan yırtılmışsa, o zaman kadın yalan, Yûsuf doğru söylüyor demektir.”
M. Kısa 12:27
28
Vezir, Yûsuf’un gömleğinin arkadan yırtılmış olduğunu görünce, karısına dönerek, “Anlaşıldı, bu da siz saray sosyetesin in hile ve entrikalarından biri; doğrusu, ey kadınlar! Sizin entrikalarınız çok çetindir!” dedi. Fakat onu cezalandırmadı da. Zira olayın dillere düşmesinden korkuyordu. Bunun için:
M. Kısa 12:28
29
“Yûsuf; lütfen bu olayı unut ve hiç kimseye bir şey anlatma ve ey kadın; sen de günahından dolayı tövbe ve istiğfar et! Allah’tan af ve mağfiret iste! Çünkü sen, gerçekten büyük bir günah işledin!” diyerek olup bitenleri örtbas etmek istedi. Fakat olayın yayılmasına engel olamadı:
M. Kısa 12:29
30
Şehirdeki saray çevresine mensup bazı kadınlar, kendi aralarında, “ Duydunuz mu? Vezirin karısı, kölesine göz koymuş; onun aşkıyla yanıp tutuşuyormuş. Ne ayıp, âşık olmak için bula bula bir köleyi mi bulmuş? Bize öyle geliyor ki, bu kadın düpedüz sapıtmış!” diyorlardı.
M. Kısa 12:30