1
Yaratan Rabbinin adıyla oku.¹
1 “Kara’e” fiili; okumak, dile getirmek, çağırmak, davet etmek gibi anlamları olsa da aslında anlayarak ve sindirerek okumanın karşılığıdır. Bir diğer ifadeyle, zihnine nakşetmek, iyice yerleştirmek demektir. Kur’an’ın adı da bu fiilden gelir. “Anlaşıla anlaşıla, sindire sindire okunan” demektir. Anlaşılmadan okunan Kur’an’ın bir faydası olmadığı gibi, amacına da uygun değildir. Bu sûre ilk sûre, bu ayet de ilk ayettir. Bu sûrenin ilk defa beş ayeti nazil olmuştur. Bilahare diğer ayetler gelmiştir. Hz. Peygamber, ilk vahyin gelişini özetle şöyle anlatır: Cebrail “Oku!” diyerek Hz. Peygamber’i kucaklar, sıkar. O da “Mâ ene bi-kâri’in” (Ben okuma bilmem) der. Bu olay art arda üç kez tekrar eder. Sonra da melek: “Yaratan Rabbinin adıyla oku!” diyerek ilk beş ayeti indirir. (Bkz. Buhari, Bed’u’l-vahy, 3; Müslim İman, 252). Hz. Peygamber elbette yazılı bir şey okuyacak değildir. Gelen vahyi düşünerek irdeleyecek ve onları insanlara tebliğ edecektir, duyuracaktır, anlatacaktır. “Oku!” emri Kur’an’ın ilk emridir. Bu emir, anlayarak okumanın ve zihne nakşetmenin adı olduğuna göre, anlayarak okumak herkese farzdır. Zaten, zihnin yaşlanmaması, muhakemenin zayıflamaması ve aklın sürekli işler kalması için yararlı ve faydalı her şeyi bir sistem içinde okumak gerekir. Bu okumak rastgele okumak değil, düşüne düşüne, sindire sindire okumaktır. Hakikati araştırmanın yolu zaten anlayarak ve düşünerek okumaktan geçer. Hz. Peygamber’e hitaben gelen vahiy üzerine oku emri, aslında genel bir emirdir, hepimizedir. Biz insanlar da bilgileri okuyarak, düşünerek, araştırarak, sorarak öğreneceğiz ve anlatacağız.
2
O, insanı, rahim duvarına yapışıp tutunan döllenmiş bir yumurtadan/embryondan [alak]² yarattı.
2 “Alak” kelimesi çoğul bir kelimedir. Tekili “alaka”dır. Pek çok anlama gelir. Özellikle yapışan, yapışıp tutunan ve yapıştığı yerden beslenen, asalak canlılara özellikle “sülük” denen hayvana verilen addır. Döllenmiş yumurta da rahme yapışıp plasenta yoluyla oradan beslendiği için ona da “alaka” denmiştir. Ceninin plasentasının rahme bağlantısı damarlar ve sinirlerle birçok noktadan olduğu için olsa gerek, çoğul olan “alak” kullanılmıştır. Alak konusunu doktora tezimizin bir bölümünde işlemiştik (Paris, 1979). Sonra Fransızca açıklayıcı bir makale yazdım. Kahire Arap Dil Akademisi makaleyi inceleterek Arapçaya tercüme ettirip El-Urvetu’l-Vuskâ adlı dergide yayımlamıştır. (s. 34, s. 63-65, Kahire, 1982). Bunun tercümesini bizim Kur’an’ı Anlamak adlı kitabımızda bulabilirsiniz. (s. 35-43, İstanbul, 2003). Alaka’yı hep “kan pıhtısı” diye tercüme ettiler. Ceninde kan damarları alaka döneminden iki sonraki dönemde oluşuyor. Kan pıhtısı tabiri eski Hypocrates metinlerinde vardır. M. 9. asırda Grekçe tıp metinleri Arapçaya tercüme edildiğinden İslam literatürüne de girmiştir. Eski tefsirler yoluyla günümüze kadar maalesef “kan pıhtısı” diye yorumlana gelmiştir.
3
Oku!³ Rabbin en büyük lütuf sahibidir.
3 İkinci defa tekrar edilen “Oku!” emrinin, “Davet et, tebliğ et!” anlamının daha belirgin olduğu söylenebilir.
4
O, kalemle (yazmayı) öğretti.
5
İnsana bilmediklerini öğretti.⁴
4 Buraya kadarki 5 ayet Hira Mağarası’nda Hz. Peygamber’e Cebrail vasıtasıyla gelen ayetlerdir. Vahiy bir süre kesilir bu süreye “fetret dönemi” denir. Sonra Müddessir Sûresi’nin inmesiyle devam eder. Bu sûrenin diğer ayetleri daha sonra inmiştir. (Krş. Rahmân, 55/1-4)
6
Şunu iyi bil ki [kellâ!], insan gerçekten azdıkça azıyor,
7
Kendi kendini yeterli gördüğünden.⁵
5 İnsan kendini devamlı yeterli ve muktedir gördüğünde fütursuzca azar. Edep, kural tanımaz. Yani onda bir nevi güç sarhoşluğu oluşur. Türkçemizde “azgın ve gemsiz at gibi” diye bir deyim vardır. Krş. Leyl, 92/8-10.
8
Oysa dönüşü Rabbinedir.
9
Sen engel olmaya çalışanı gördün mü?⁶
6 Ebu Cehil, “Eğer Muhammed’i namaz kılarken görürsem, andolsun onun boynunu ezeceğim” demiştir. Bir gün Hz. Peygamber’i namaz kılarken görünce yanına yaklaşmış, ancak düşündüğünü gerçekleştirememiştir. Titreyerek korkuyla kaçmıştır. Ayetler bu olaya işaret etmektedir.
10
Namaz kılarken bir kulu.
11
Gördün mü, (engellenen) ya doğru yoldaysa?
12
Yahut da Allah’a karşı sorumluluk bilincini telkin [emere] ediyorsa?
13
Gördün mü, (engelleyen kimse de) yalanlayan ve yüz çevirense?⁷
7 Krş. Tâhâ, 20/48; Kıyâmet, 75/31-32; Leyl, 92/14-16
14
O (inkârcı) bilmiyor mu ki, Allah her şeyi görmektedir.⁸
8 Krş. Beled, 90/7
15
Hayır, asla! Andolsun eğer o bundan vazgeçmezse elbette onu alnından/perçeminden yakalarız;
16
O yalancı, günahkâr alnından/perçeminden.⁹
9 Krş. Rahmân, 55/41
17
Haydi bakalım çağırsın yandaşlarını [nâdiye].¹⁰
10 Müşrik Mekkelilerin şehir meclisindeki kişilerdir. Bu meclisin adı: “Dâru’n-nedve” dir.
18
Biz de zebanileri çağıracağız.
19
Hayır, asla! Sakın sen ona itaat etme! (Allah’a) secde et ve yaklaş.¹¹
11 Bu ayet secde ayetidir.