1
Andolsun, incire ve zeytine/incir ağacına ve zeytin ağacına/Zeytin Dağı’na¹
1 “Tîn” incir, “zeytûn” da zeytin anlamındadır. Ancak Kur’an’ın genel kullanımına baktığımızda bazı meyve isimleriyle, o meyvelerin ağaçları veya bahçeleri kastedilmiştir. Mesela üzüm anlamındaki “ineb”in çoğulu “a’nâb”dır. Bağlar anlamındadır. Keza “nahl” hurma demektir, Kur’an, bu kelimeyle hurma ağacını veya hurmalıkları kasteder. Burada da incirle incir ağacını, zeytinle de zeytin ağacını veya zeytinlikleri kastediyor. Çok daha özelde ise Zeytin Dağı’nı ifade etmektedir. Bu ayetlerde vahy alınan yerler söz konusudur. M. Hamidullah’a göre incir ağacı ile Buda kastedilmiştir. Nitekim Sanskritçede “budi” kelimesi Buda demektir ve Budizm’in kurucusu Buda, vahyini incir ağacının altında almıştır. (Bkz. Le Saint Coran). Demek ki Budizm de vaktiyle bir hak dinmiş ama bozulmuş. Zaten Buda’nın Çinli bir ressam tarafından uzaktan çizilen tek bir resmi vardır. Bütün tapınaklarında hep aynı resim ve o resme göre yapılmış heykelleri kullanılır. Zeytin ağacı daha doğrusu Zeytin Dağı, Hz. İsa’nın vahiy aldığı dağdır. Tûr-u Sinâ da Hz. Musa’nın vahiy aldığı dağdır. Emin/ güvenilir belde ise tartışmasız Mekke’dir ki Hz. Peygamber de ilk vahyini burada almıştır.
3
Bu güvenilir beldeye/Mekke’ye!²
2 Krş. Neml, 27/91
4
Gerçekten Biz insanı en güzel kıvamda [takvîm] yarattık³.
3 Krş. Âl-i İmrân, 3/6; Kehf, 18/37; İnfitâr, 82/6-8
5
Sonra da onu aşağıların aşağısına indirdik.⁴
4 İnsan öyle bir varlıktır ki, yeteneklerini, meziyetlerini ve aklını kullandığı zaman üstlerin üstüne çıkıyor; heva ve hevesine ve kötü arzularına uyduğu zaman da aşağıların aşağısına iniyor. Kur’an’ın ahlaki ölçüsü budur.
6
Ancak, iman edip iyi ve yararlı işler [sâlihât] yapanlar başka. Onlar için ardı arkası kesilmeyen mükâfatlar vardır.⁵
5 Krş. Fussilet, 41/8; İnşikâk, 84/25
7
(Ey insan!) Böyle iken hangi şey sana cezayı/hesabı [dîn] yalanlatıyor?
8
Allah hükmedenlerin hükmedicisi değil midir?⁶
6 Hz. Peygamber, Tîn Sûresi’ni okuduktan sonra bu ayetin bitiminde, “Belâ ve ene alâ zâlike mine’ş-şâhidîn.” (Bilakis, ben de buna şahit olanlardanım) demiştir.