1
Andolsun karanlığı yarıp çıkan tan vaktine,
2
On geceye,¹
1 Ayette bahsedilen on gece üzerine birçok rivayet vardır: Zilhicce ayının ilk on günü; Muharrem ayının ilk on günü; Ramazan ayının ilk on günü; Ramazan ayının son on günü. Ayette hangisi kastediliyor Allah bilir.
3
Çifte ve teke²,
2 Ayetteki “V’eş-şef’i ve’l-vetr” ifadesinin karşılığı olarak çevrilmiştir. “ş-f-a” kökünden gelen “eş-şef’”, kendi benzerine katmak, eklemek anlamında olup yapılan yorumlara göre, “kendisini izleyen bir benzerinin olmasından dolayı kurban bayramının ilk gününe”, “vetr” sözcüğü de tek olup kendisini izleyen bir benzeri olmadığından “arefe gününe” denmiştir. (Ragıp). Bu sebeple “çifte ve teke” diye çevirisi yapılmıştır.
5
Bütün bunlarda her hikmet/irade sahibi [zi-hicr]³ kimse için ant içmeye (değer özellikler) vardır değil mi?
3 Hicr, daha önce de bu isimle başlayan sûrenin girişinde de söylediğimiz gibi, taş, kayalık anlamına gelir. Çoğulu “ahcâr”dır. Kökü “h-c-r” dir ve menetmek, engellemek anlamındadır. Kırılması zor olduğu için taşa, aşılması güç veya aşmayı engellediği için de kayalıklara verilen addır. Buradaki “zi-hicr” tabirini; yanlış yapmayı engelleyen, kendine hakim olmayı beceren bir kişiyi ifade ediyor şeklinde yorumlayabiliriz. Bu nevi kişiler de hikmetli ve iradesi güçlü kişilerdir. “Taş gibi irade sahibi” kişi olarak anlayabiliriz. Pek çok yerde “akıl sahibi” olarak mana verilmiş ama biz “irade” veya “hikmet” olduğu kanaatindeyiz. Semantik yorumumuz bu doğrultudadır.
6
(Ey Peygamber!) Rabbinin Ad (kavmine) ne yaptığını görmedin mi?⁴
4 Ad kavmi için bkz. Hûd, 11/50-60 ve dipnotları.
7
Payandalı görkemli yapılara sahip o İrem (şehrine)
8
Ki beldeler içinde onun gibisi yapılmamıştı [yuhlak].
9
Vadide kayaları oyarak evler yapan Semûd kavmine?⁵
5 Ayette zikredilen vadi, Vadi’l-Kurâ’dır. Suudi Arabistan’dan Suriye’ye giden eski kervan yolu üzerindedir. Semûd kavmi kıssası için bkz. A’râf, 7/73-79; Hûd,11/61-68; Şuarâ, 26/141-159.
10
Kazıklar/piramitler sahibi Firavun’a?⁶
6 Krş. A’râf, 7/103; Sad, 38/12. Kazık tabiri, yere sağlam olarak oturtulmuş anlamındadır. Nitekim Nebe Sûresi’nin 7’nci ayetinde bu kelime dağlar için kullanılmıştır. Piramitler de bir dağı andırdığı için onlara da kazık tabir edilmiştir. Sütunları büyük saraylar anlamı da vardır.
11
Onlar (kendi) beldelerinde çok azmışlardı.⁷
7 Krş. Necm, 53/50-53
12
Orada bozgunculuğu çoğaltmışlardı.
13
Bu yüzden Rabbin onların üzerine azap kırbacı indirdi.
14
Muhakkak ki Rabbin onları elbette gözetlemekteydi.
15
Fakat insana gelince, Rabbi ona ikramda bulunmak ve ona nimetler vermek suretiyle sınadığı [ibtelâhu] zaman o, “Rabbim bana ikramda bulundu” der.
16
Fakat Rabbi onu sınayıp/hâlden hâle geçirip rızkını takdir⁸ edince/daraltınca, “Rabbim beni aşağıladı” der.⁹
8 Takdir kelimesinin ölçmek, biçmek ve bir ölçüye göre tanzim etmek gibi anlamları vardır. Bir şeyin ölçülmesi onun ölçü değerleri içinde sınırlandırılması demektir. Allah rızkı genişlettiğinde de onu bir ölçüye göre genişletir, daralttığında da onu bir ölçüye göre daraltır. Yani her iki hâlde de takdir eder. 9 İnsanoğlu, çeşitli nimetlerle denenince, hayatın zor şartları içinde bir halden diğerine geçince Allah’ın bu lütfunu kendi hakkı olarak görür fakat elindekileri kaybedince de onu bir sınav değil, Allah’ın bir adaletsizliği olarak telakki eder. Ayette bu duruma işaret vardır.
17
Hayır, asla! Bilakis siz yetime ikramda bulunmuyorsunuz.
18
Yoksulu doyurma konusunda birbirinizi teşvik etmiyorsunuz [tahâdûne].
19
Mirası, diğerlerinin hakkını gözetmeden yiyorsunuz.¹⁰
10 İslamiyet’ten önce Araplar kadınlara ve kızlara mirastan pay vermezlerdi. Yetimlerin ve zayıfların haklarını güçlü olanlar yerdi.
20
Malı olabildiğince çok seviyorsunuz.¹¹
11 Âl-i İmrân, 3/14; Tevbe, 9/24; Âdiyât, 100/8
21
Hayır, asla! Yeryüzü sarsılıp paramparça olduğu zaman,
22
Rabbi’nin (buyruğu) gelip, melekler sıra sıra dizildiği zaman,
23
O gün cehennem ortaya getirilir; o gün insan da ne yaptığını düşünüp hatırlar. Fakat bu hatırlamanın [zikrâ] ona ne faydası var?
24
“Keşke hayatta iken önceden (iyilikler) yapsaydım” der.¹²
12 Kıyamet, 75/13
25
Artık o gün (Allah’ın) edeceği azabı kimse edemez.
26
O’nun vuracağı bağı kimse vuramaz.
27
(Mü’min kuluna hitaben), “Ey huzur içinde olan nefis!¹³
13 Nefs-i mutmainne: Rabbine tam bir teslimiyetle teslim olmuş ve huzur içinde olan nefis demektir. İslam tasavvufu nefsin mertebelerini konu edinir ve onlara çok önem verir.
28
Sen, O’ndan hoşnut, O da senden hoşnut¹⁴ bir hâlde Rabbine dön!
14 Razîye (razı olan), merziye (razı olunan) bir halde Rabbine yönel anlamındadır.
29
Sen (hâlis) kullarımın arasına gir ve