1
(Ey Peygamber!) Her şeyi her taraftan sarıp kuşatan o korkunç felaketin/kıyametin haberi sana geldi mi?
2
O gün birtakım yüzler (zilletten) öne eğiktir [hâşi’a].
3
Çalışmış boşuna yorulmuştur.¹
1 Krş. Âl-i İmrân, 3/106-107
4
Kızgın bir ateşe yaslanır.²
2 Krş. Kâria, 101/10-11
5
Kızgın bir su kaynağından içirilir.
6
Onlara acı ve kötü kokulu bir dikenden [darî’] başka yiyecek yoktur.³
3 Ümitsizliğin, tükenmişliğin ve alçalmışlığın bir simgesi olarak anlatılıyor.
7
O, ne besler ne de açlığı giderir.
8
O gün birtakım yüzler nimet içinde mutludurlar.
10
Yüce bir cennet içindedir.
11
Orada boş bir söz işitmezler.
12
Orada akıp duran bir pınar vardır.
13
Orada yükseklere kurulmuş tahtlar vardır.
14
Önlerine konulmuş kâseler,
16
Serilmiş halılar (vardır).
17
Deveye/bulutlara [ibil] bakmazlar mı nasıl yaratılmış?⁴
4 Allah’ın varlığını ispat konusunda “kozmolojik delil” bulması için insanı tabiata bakmaya ve araştırmaya, yaratılanlardan yaratana doğru düşünmeye sevk ediyor. Nitekim burada canlı cansız nesnelere, dağlara, yer ve göğe bakarak insanoğlu; bunların nasıl meydana geldiğini sorgulayıp, onları var eden yasaları keşfedip, sonunda hepsinin bir hikmet üzere var edildiğini ve bunların Allah’ın varlığı ve birliğine delalet ettiğini görür. İbil kelimesi genellikle “deve” anlamındadır ama bazı kıraatlarda son harf şeddeli okunuyor “ibill” gibi. O zaman da “yağmur yüklü bulutlar” anlamına geliyor. Ayette her iki anlam da kastedilmiş olabilir.
18
Gökyüzüne bakmazlar mı nasıl yükseltilmiş?
19
Dağlara bakmazlar mı nasıl dikilmiş?
20
Yeryüzüne bakmazlar mı nasıl yayılmış?
21
Öyleyse (Ey Peygamber!) Öğüt ver! Sen ancak öğüt vericisin.
22
Sen onların üzerinde bir zorba [musaytır] değilsin.
23
Ancak kim yüz çevirir ve inkâr ederse,
24
Allah onu en büyük azaba çarptırır.
25
Muhakkak ki onların dönüşü [iyâbehum] Biz’edir.
26
Sonra elbette hesaplarını görmek de Biz’e düşer.