1
Andolsun göğe ve “Târık”a
2
Târık’ın ne olduğunu sen ne bileceksin?
3
O, karanlığı delen yıldızdır [sâkıb].
4
Hiçbir nefis yoktur ki üzerinde bir koruyucu bulunmasın.¹
1 Krş. Ra’d, 13/11; İnfitâr, 82/10-11
5
Öyleyse insan neden yaratıldığına bir baksın.
6
O (rahme) atılan bir sudan yaratılmıştır.
7
O (su), bel ve kaburga/leğen kemikleri arasındaki (organlardan) çıkar.²
2 “Sulb” bel veya omurga anlamındadır. “Terâ’ib” ise, kaburga kemikleri arasındaki bölgeye denir. Leğen kemikleri arasına da dendiği söylenir. Çünkü kökü “t-r-b” olan “türab” toprak demektir. Çoğulu “terâ’ib” gelir. İnsan oturduğunda toprağa temas eden bölgenin adı olmuş olur. Sulb ve teraib sözleriyle bedenin tümü de kastedilmiş olabilir. Burada kinaye olarak erkeğin ve kadının genital sistemine vurgu yapılmaktadır.
8
Muhakkak ki O, onu geri döndürmeye/tekrar diriltmeye elbette kâdirdir.³
3 Krş. Yâsin, 36/79
9
O gün bütün sırlar ortaya dökülecektir.⁴
4 Hâkka, 69/18; Âdiyât, 100/10-11
10
Artık (insan için) ne bir güç ne de bir yardım vardır.
11
Andolsun yağmurun dönüşünü sağlayan göğe,
12
Yarık yarık çatlayan toprağa/yeryüzüne!
13
Muhakkak ki o (Kur’an) hakla batılı elbette ayırt eden bir sözdür.
14
O, boş bir söz [hezl] değildir.⁵
5 Krş. İsrâ, 17/105
15
Muhakkak ki onlar tuzak üstüne tuzak kuruyorlar.
16
Ben de (tuzaklarına) karşı tuzak kuruyorum.⁶
6 Allah’ın tuzak kurması, inkârcıların kurdukları tuzakları boşa çıkarmasıdır.
17
(Ey Peygamber!) Artık sen inkârcılara mühlet ver, onlara biraz süre tanı⁷.
7 Müzzemmil, 73/11