1
(Ey Peygamber!) Sana ganimetlerden [enfâl] sorarlar. De ki: “Ganimetler, Allah’ın ve elçisinindir.¹ Allah’a karşı sorumluluk bilincinde olunuz ve aranızı düzeltiniz. Siz gerçekten inanmışlardan iseniz, Allah’a ve elçisine itaat ediniz.”
1 Ganimetlerin Allah’a ve elçisine ait olması demek onların kamuya ait olması demektir. Yani milletindir veya millet adına devletindir. Devlet yönetimi tarafından kullanılır ve dağıtılır. Ganimetlerin dağıtımı konusunda bu sûrenin 41. ayetine bkz.
2
Mü’minler o kimselerdir ki, Allah anıldığı zaman kalpleri ürperir. O’nun ayetleri kendilerine okunduğunda, bu onların imanlarını artırır. Onlar sadece Rablerine güvenip dayanırlar.
3
Onlar namazlarını dosdoğru kılarlar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan da harcarlar [infak].
4
İşte gerçekten mü’min olanlar onlardır. Rablerinin katında onlara mertebeler, bir bağışlanma ve cömertçe verilmiş bir rızık vardır.
5
Nasıl ki Rabbin seni (savaşmak üzere) evinden çıkarmıştı. Şüphesiz inananlardan belli bir grup [ferîkan] bundan hoşlanmıyordu.
6
Sanki göz göre göre ölüme sürükleniyorlarmış gibi, gerçek apaçık ortaya çıktıktan sonra bile seninle tartışıyorlardı.
7
Hani Allah size iki (düşman) gruptan [tâife] birini vaat ediyordu. Siz de güçsüz olanın sizin olmasını arzuluyordunuz. Oysa Allah sözleriyle [bikelimâtihi] hakkı ortaya çıkarmak/gerçekleştirmek ve kâfirlerin de kökünü kesmek istiyordu.²
2 Ayette söz konusu edilen iki gruptan (tâ’ife) biri, Kureyşli müşriklerin Mekke’ye gitmekte olan ticaret kervanıdır. Diğeri de Mekke’den Bedir’e hareket etmekte olan Kureyş ordusudur. Müslümanlar, orduyla savaşmak yerine ticaret kervanına baskın yaparak ganimet elde etme peşindeydiler. Hâlbuki Allah, orduyla savaşılıp elde edilecek galibiyetle, kâfirlerin büyük bir darbe alarak yok edilmesini istemiştir.
8
Bu, suçlular [mucrimûn] istemese de hakkı gerçekleştirmek ve batılı da ortadan kaldırmak içindi.
9
Hani Siz Rabbinizden yardım talep ediyordunuz. O da “Ben size art arda gelen bin melekle yardım edeceğim” diye duanızı kabul buyurmuştu.³
3 Krş. Âl-i İmrân, 3/122-126, 151
10
Allah bunu ancak bir müjde olsun ve kalbiniz bununla huzur bulsun diye yapmıştı. Yardım ancak Allah katındandır. Muhakkak ki Allah Azîz’dir, Hakîm’dir.
11
Hani Allah (savaştan önce) kendi tarafından size bir güven işareti vermek için sizi hafif bir uykuya daldırmış, sizi temizlemek, sizden şeytanın pisliğini/vesvesesini gidermek ve kalplerinizi pekiştirmek/sizi yüreklendirmek ve ayaklarınızı sağlam bastırmak/sebatınızı artırmak için gökten size su indirmişti.
12
Hani Rabbin meleklere şöyle vahy ediyordu: Muhakkak ki Ben sizinle beraberim. Siz inananların direnmelerini sağlayınız. Ben inkâr edenlerin kalplerine korku salacağım. Onların/müşriklerin boyunlarına vurunuz,⁴ onların bütün parmaklarına vurunuz/onları uyuşturunuz.⁵
4 Savaş hukuku ile ilgili bir husustur. Krş. Muhammed, 47/4 5 Maturidî ve Razî gibi müfessirlere göre buradaki hitap, melekler vasıtasiyle mü’minleredir. Melekler savaşa iştirak etmiyorlar, müşriklerin moralini bozmak ve mü’minlerin de morallerini yükseltmekle görevlidirler.
13
Bu elbette onların Allah ve elçisine karşı gelmelerindendir/meşakkate sokmalarındandır [şâkkû]. Kim Allah ve elçisine karşı gelirse (bilsin ki) Muhakkak Allah’ın azabı şiddetlidir.⁶
6 Krş. Haşr, 59/4
14
İşte şimdi siz tadın onu! Elbette kâfirler için bir de ateşin azabı vardır.
15
Ey inananlar! İnkâr edenlerin güçlü ordusuyla karşılaştığınızda, sakın arkanızı dönüp gitmeyiniz/kaçmayınız.
16
O gün, bir savaş taktiği veya bir gruba katılma durumu hariç, her kim onlara arkasını dönerse/kaçarsa, andolsun Allah’tan bir gazaba uğrar ve onun yeri de cehennemdir. Orası varılacak ne kötü bir yerdir!
17
(O gün savaşta) onları siz öldürmediniz fakat Allah öldürdü. Attığında da sen atmadın, Allah attı.⁷ Bu, Allah tarafından inananları, güzel bir sınavla [belâ’en] denemek içindir. Muhakkak ki Allah Semî’dir, Alîm’dir.
7 Bedir Savaşı’nda yaklaşık üç yüz civarında olan Müslümanların, kendilerinden katbekat kalabalık bin kişilik ve tam techizatlı bir orduyu yenmesi sadece kendi başarılarının eseri olmadığını anlamaları ve bu başarılarıyla böbürlenmemeleri içindir. Ayette geçen “Sen atmadın Allah attı” meselesine kelami ve felsefi bir problem açısından bakarsak; evrende meydana gelen her olayda, insan eliyle vuku bulan bütün olaylar, insanın kendi iradesiyle meydana geliyor değildir. Kendi iradesinin ötesinde ilahi irade vardır. Bazen doğrudan bazen de kulları eliyle ilahi irade gerçekleşir. Kulları eliyle gerçekleştiğinde ilahi ve beşeri irade aynileşmiştir diyebiliriz. Geniş bilgi için Bkz. (Kehf, 18/80 dipnot).
18
İşte bu, Allah’ın inkârcıların tuzaklarını zayıflatıp zorlaştırmasıdır.
19
(Ey müşrikler!) Eğer hüküm/zafer istiyor idiyseniz, işte alın size hüküm/zafer! [feth]⁸. Eğer siz (inkârdan) vazgeçecek olursanız, bu sizin iyiliğinize olur. Eğer siz dönerseniz, Biz de döneriz. O zaman da topluluğunuz/ cemaatiniz [fi’e] çok da olsa size bir yarar sağlayamaz. Muhakkak ki Allah inanmış olanlarla beraberdir.
8 Maturidî’nin ilk tercihi ayetin muhatabının müşrikler olduğudur. Ayette geçen “feth ve istiftah” kelimeleri hüküm anlamındadır. Ebu Cehil ve arkadaşları, Bedir Savaşı’na çıkmadan önce Kâbe’nin örtüsüne sarılıp, Muhammed’le aralarında hüküm vermesi için Allah’a yalvarmıştır. Ayet, âdeta onlarla “Alın size hüküm” diyerek istihza etmektedir. Müşrikler, Allah’tan haberdarlar ancak Allah’a ulaşmak için putları aracılar olarak devreye sokuyorlar ve onlara ibadet ediyorlardı.
20
Ey inananlar! Allah ve elçisine itaat ediniz. (Kur’an’ı) işittiğiniz hâlde ondan yüz çevirmeyiniz.
21
İşitmedikleri hâlde “İşittik” diyenler gibi olmayınız.
22
Allah katında canlıların en kötüsü, akıllarını kullanmayan sağırlar ve dilsizlerdir⁹.
9 Krş. A’râf, 7/179; Furkân, 25/44
23
Allah onlarda bir hayır olduğunu bilseydi¹⁰, elbette onların işitmelerini sağlardı.¹¹ Eğer işittirmiş olsaydı yine de yüz çevirirlerdi. Zaten onlar dönektirler!
10 Buradaki “alime” fiili, “re’a” fiilinin anlamını vermektedir. Yani “Allah onlarda bir hayır olduğunu görseydi” demektir. 11 Bkz. Enfâl, 8/70
24
Ey inananlar! Size hayat veren şeylere çağrıldığınız zaman Allah ve elçisine cevap veriniz. Biliniz ki, Allah elbette kişi ile kalbi arasına girer.¹² (Bilin ki), O’nun huzurunda toplanacaksınız!
12 Krş. Kâf, 50/16. Çünkü Allah insana şah damarından daha yakındır.
25
Sınava [fitne] karşı sorumluluğunuzun bilincinde olunuz/duyarlı olunuz. O, sadece aranızda zulmedenlerin başına gelmekle kalmaz. Biliniz ki Allah’ın azabı şiddetlidir.
26
Siz yeryüzünde az sayıda ve ezilmişlerden olduğunuz, insanların sizi (esir olarak) kapıp götürmelerinden korktuğunuz zamanları bir hatırlayınız! Allah’a şükredesiniz diye O sizi barındırdı ve yardımıyla destekledi ve size güzel rızıklar ihsan etti.
27
Ey inananlar! Bile bile emanetlerinize ihanet etmek suretiyle Allah’a ve elçisine karşı hainlik etmeyiniz!
28
Biliniz ki, mallarınız ve çocuklarınız ancak bir sınamadır/imtihandır [fitne]. Muhakkak ki Allah katında onun çok büyük bir mükâfatı vardır.¹³
13 Krş. Âl-i İmrân, 3/14; Kehf, 18/46
29
Ey inananlar! Eğer Allah’a karşı sorumluluk bilincinde olursanız, O size iyiyi kötüden/hakkı batıldan ayırt eden bir anlayış [furkân] verir. Sizin kötülüklerinizi örter ve sizi bağışlar. Çünkü Allah çok büyük lütfun sahibidir.
30
Hani inkâr edenler seni tutuklamak/yakalayıp bir yere kapatmak veya öldürmek veya (Mekke’den) çıkarmak için tuzak kuruyorlardı. Onlar tuzak kurarlarken Allah da (karşı) tuzak kuruyordu. Zira Allah tuzak kuranların en hayırlısıdır.¹⁴
14 Allah’ın tuzak kurması, kendine veya inananlara veya mazlumlara karşı kurulan tuzağı boşa çıkarmasıdır veyahut kişiyi kendi kazdığı kuyuya düşürmesidir. Yoksa Allah, sebepsiz hiç kimseye tuzak kurmaz. Krş. Âl-i İmrân, 3/54
Sonraki 30 ayet →