1
İnsan, henüz anılmaya değer bir şey değil iken, üzerinden uzun bir zaman [dehr] geçmemiş midir?¹
1 Bu ayette insanın tarih öncesi insan olmadan önceki yani henüz insanlaşmadan önce üzerinden geçen uzun bir zamandan bahsedilmektedir. Demek ki insanoğlunun paleontolojik evrimi/tekâmülü çok uzun bir sürede olmuştur. Tabii ki bu ölçüleri, Allah insanlara göre veriyor. Yoksa O’nun için milyonlarca yıl bir an gibidir.
2
Muhakkak ki Biz insanı, katışık [emşâc]² bir nutfeden/ spermatozoid’den yarattık; onu şekilden şekle sokarak³ sonunda onu işiten ve gören kıldık.
2 Katışık olan nutfe, insanın binlerce, milyonlarca yıldır oluşan ve nesilden nesile, babalardan oğullara tarih boyunca geçen kalıtımsal özelliklerinin meziyet ve zaaflarını ve birtakım karakterlerini barındıran DNA’ları ve diğer genetik malzemeleri içermekte olan nutfeyi kastettiğini düşünüyoruz. İnsan potansiyel olarak, insan türünün tarihi geçmişinin bir birikimidir. Sınav sonucu kendini arındırabilmesi ve Allah’a yönelebilmesi için anlayan ve idrak eden bir varlık olması gerekir. Zaten ayette bu konuda “işiten ve gören kıldık” demektedir. Yoksa bazılarının belirttiği gibi, “kadının ve erkeğin nutfesinin karışımı” değildir. Öyle olsaydı kelime çoğul gelmezdi, ikil/tesniye gelirdi. 3 Ayette geçen “nebtelîhi” ifadesi her ne kadar “sınamak”, “denemek” gibi tercüme edilse de “hâlden hâle geçirmek” “şekilden şekle sokmak” demektir. Semantik olarak bu daha doğrudur. Çünkü sınama işi diğer ayetlere bakıldığında insanın idrak eden (işiten ve gören) bir varlık oluşundan sonradır. Burada ise “nebtelîhi” fiili “semi’an, basîran” (işiten ve gören=idrak eden) ifadesinden önce zikr edilmiştir. Dolayısıyla insanlık, insan aşamasına gelene kadar hâlden hâle, şekilden şekle girmiştir. Krş. Nûh, 71/14
3
Biz ona yolu gösterdik; ister şükreder, isterse nankörlük eder.
4
Muhakkak ki Biz inkârcılar için zincirler, demir halkalar ve çılgın alevli bir ateş hazırladık.
5
Muhakkak ki erdemli olanlar [ebrâr] karışımı kâfûr olan bir kâseden içerler.
6
O (öyle) bir pınar ki, Allah’ın kulları ondan içerler ve onu diledikleri gibi bol bol akıtırlar.
7
Onlar adaklarını yerine getirirler ve dehşeti [şerruhu] her yeri kaplayan bir günden de korkarlar.
8
Onlar kendilerinin çok sevdiği yiyecekleri yoksula, yetime ve esire de yedirirler.⁴
4 Krş. Bakara, 2/177. Esir, çaresiz kişi anlamındadır. Hz. Peygamber, “Sizin borçlunuz, sizin esirinizdir. O hâlde esirinize güzel davranınız” demiştir. Bkz. (Zamahşerî, Razî).
9
“Biz sizi sırf Allah rızası [vechillah] için doyuruyoruz. Sizden ne bir karşılık ve ne de bir teşekkür bekliyoruz.”
10
“Muhakkak ki biz, o korkunç ve dehşetli günde Rabbimizden korkarız” (derler).
11
Bundan dolayı Allah, onları o günün şerrinden korur ve onların yüzlerine parlaklık ve gönüllerine sevinç verir.
12
Sabretmelerine karşılık da onları cennet ve ipek (giysilerle) mükâfatlandırır.
13
Orada koltuklara yaslanırlar.⁵ Ne (yakıcı) bir güneş ne de dondurucu bir soğuk görürler.
5 Krş. Yâsin, 36/56
14
(Cennet ağaçlarının) gölgeleri üzerlerine sarkmış ve meyvelerini devşirmek ise kolaylaşmıştır.
15
Çevrelerinde gümüşten kaplar, şeffaf kâseler dolaştırılır.
16
Gümüşten olan şeffaf (kâselerin) ölçülerini (kendileri) takdir edecekler.
17
Ayrıca orada karışımında zencefil⁶ bulunan bir tastan da içirilirler.
6 Zencefil, Arapçada zencebil olarak söylenir.
18
(Bütün bunlar) orada adı Selsebil olan bir pınardan çıkar.
19
Etrafında sürekli olarak (hizmet için) gençler [vildân] dolaşırlar.⁷ Sen onları görecek olsan, onları etrafa saçılmış inciler sanırsın.
7 Krş. Tûr, 52/24; Vâkıa, 56/17
20
Gördüğün zaman, (onların) hep büyük bir nimet ve büyük bir saltanat olduğunu anlarsın.
21
Onların üzerlerinde ince ve kalın ipekten yeşil elbiseler vardır.⁸ Gümüş bileziklerle bezenmişlerdir. Rableri onlara tertemiz bir içecek içirecektir.
8 İpek giysi, zenginlik ve soyluluğun simgesidir. Krş. Kehf, 18/31; Duhân, 44/51-53
22
(Onlara denir ki): “Muhakkak bu sizin için bir mükâfattır. Çabalarınız/gayretleriniz makbul görülmüştür.”
23
(Ey Peygamber!) Muhakkak ki Kur’an’ı sana ayet ayet indiren Biz’iz.
24
O hâlde Rabbinin hükmüne sabret. Hiçbir günahkâra yahut nanköre itaat etme!
25
Sabah akşam Rabbinin adını an.
26
Gecenin bir kısmında O’na secde et, geceleyin uzun bir süre O’nu tesbih et.
27
Muhakkak ki onlar çabuk gelip geçeni/dünyayı seviyorlar da o ağır günü/hesap gününü arkalarına atıyorlar.⁹
9 Krş. İbrâhim, 14/3; Kıyâmet, 75/20-21; A’lâ, 87/16-17
28
Onları yaratan Biz’iz. Uzuvlarını da sağlamlaştırdık. Dilediğimiz zaman da onları benzerleriyle değiştiririz.
29
Muhakkak ki bu bir öğüttür. Artık bundan böyle dileyen kendini Rabbine götürecek bir yol edinir.¹⁰
10 Krş. Müzzemmil, 73/19
30
Allah dilemedikçe sizler bir şey dileyemezsiniz. Muhakkak ki Allah Alîm’dir, Hakîm’dir.
Sonraki 1 ayet →