1
Yok, hayır!¹ Kıyamet gününe andolsun,
1 İlk gelen sûrelerin içinde yeminle başlayan ilk sûredir demişlerdir. Yeminin başına gelen “lâ”, hayır anlamında olup “Aslında yemine gerek yok, yemin edilmeyecek kadar açık bir sözdür” demektir. Dolayısıyla ayet, “Aslında yemine gerek yok ama kıyamet gününe andolsun!” diye de çevrilebilir. Bazı kıraatlarda “lâ”, “le” şeklinde de okunmuştur. O zaman, “elbette andolsun” demektir.
2
Yine de hayır! Devamlı kendini kınayan nefse de andolsun!
3
İnsan kendisinin kemiklerini bir araya toplayamayacağımızı mı sanıyor?
4
Bilakis, Biz’im onun parmak uçlarını bile düzenlemeye gücümüz yeter.²
2 Parmak uçları kemikleri, vücudun en narin ve küçük kemiklerindendirler. Burada ayrıca, parmak izlerine de bir gönderme var. Bütün insanlarda farklı olan bu izler; bir yaratılış, bir ilahi sanat mucizesidir. Bilim adamlarının yaptığı ihtimaliyat (probability) hesaplarına göre, parmak izlerinin yüz elli milyar insanda bir benzeme ihtimali vardır. O da ihtimal. Dolayısıyla milyarlarca insanın sadece parmak uçlarındaki bir santimetre karelik bir alandaki çizgilerin birbirinden ayrı olması ne müthiş bir sanat ve ne muazzam bir mucize!
5
Bilakis, insan önündekini/kıyameti yalanlamak ister.
6
(Alaylı alaylı) “Kıyamet günü ne zaman?” diye sorar.
7
Gözlere şimşekler çaktığında,
8
Ay tutulduğunda/kapkara kesildiğinde,
9
Güneşle ay bir araya getirildiğinde
10
O gün insan, “Kaçacak yer neresi?” diyerek (feryat eder).
11
Hayır, asla! Hiçbir sığınılacak yer yok.
12
O gün varılıp durulacak yer, ancak Rabbinin huzurudur.
13
O gün insana yapıp önceden gönderdiği ve yapmayıp geri bıraktığı şeyler haber verilir.
14
Bilakis, o gün insan kendi kendini en iyi görendir.
15
Ortaya birtakım mazeretler ileri sürse de [elkâ]³.
3 Krş. Rûm, 30/57; Mü’min, 40/52
16
(Ey Peygamber!) Aceleyle dilini oynatıp durma⁴
4 Bu ve müteakip üç ayeti, sûrenin bağlamından koparmamak için kişinin ahirette amel defterini okuması şeklinde anlayıp Kaffâl gibi yorumlayanlar vardır. Bizim tercihimiz; genel olarak Hz. Peygamber’in vahyi alış şekli ile ilgili olan tercümedir. Kur’an’da bağlamın dışında bazen arada farklı konular da olabiliyor. Hz. Peygamber, kıyametle ilgili bu vahyi alırken ola ki vahyin atmosferinden çıkmaya çalışarak, dilini kıpırdatıp tekrar etmeye başlamıştır. Ona ikaz olarak bu arada geldiğini düşünebiliriz. Nitekim Tâhâ, 20/114’de de Hz. Peygamber’e Kur’an’ı okurken acele etmemesi tenbih edilmekte ve “Rabbim ilmimi artır!” demesi öğütlenmektedir. Çünkü onun kalbine ayetlerin nakşedilmesi Cenab-ı Hakk’ın işidir.
17
Muhakkak ki onun toplanması ve okunması Biz’e düşer.⁵
5 Kur’an’ın cem’ini zaten Hz. Peygamber sağlığında yapmıştı. Mescid-i Nebevi’deki nüsha bunun delilidir. Cebrail’le her Ramazan’da arz etmelerinden ayet ve sûrelerin belli bir sırada olduğu anlaşılıyor. Çünkü karşılıklı arz bir sıraya göre olur. O da elimizdeki Mushaf’ın sırasıdır. Hz. Ebu Bekir döneminde bir komisyon kurularak yapılan cem ise, herkesin elindeki Kur’an parçalarının, Mescid-i Nebevî nüshası örnek alınarak tekrar bir araya getirilmesi ve bu Kur’an parçalarının sahiplerine iade edilmeyip yakılmasıdır. Çünkü onlarda kaldığı sürece yok olup kaybolma ve savaşlarda esir düşenlerin üzerinde bulunarak, düşman eline geçip bazı ayetlerin değiştirilebilme riskleri vardı. O zaman Kur’an İncillerden farksız olurdu. Birbirini tutmaz nüshalar ortaya çıkardı. (Geniş bilgi için bkz. Hz. Peygamber’i Anlamak isimli kitabımızın 92-107’nci sayfaları)
18
Biz onu okuduğumuzda sen de onun okunuşunu takip et.⁶
6 İbn Abbas şöyle demektedir: “Cebrail vahyi indirirken Peygamber (s.a.v.) çok güçlük çekerdi. Dilini ve dudaklarını hareket ettirmesinden vahyin indiği belli olurdu. Vahyin baş tarafını alınca, henüz sonuna varmadan, unutmamak için vahyin başını okumak üzere dudaklarını hareket ettirirdi. Onun için Allah ‘Lâ uksimu bi-yevmi’l-kıyâme’ ayetlerini indirdi.” (Bkz. Buhari, Tefsir, 75; Müslim, Salât, 148; Taberî ve İbn Kesir Tefsirleri, S. Ateş Tefsiri vb… ilgili ayetin yorumları)
19
Sonra onu açıklamak da Biz’e düşer.
20
Şunu iyi bilin ki [kellâ], tam aksine! Siz çabuk geçen (dünya hayatını) seviyorsunuz.
21
Ahireti de bırakıyorsunuz.⁷
7 Krş. İbrâhim, 14/3; İnsan, 76/27; A’lâ, 87/16-17
22
O gün bazı yüzler vardır, (mutluluktan) ışıl ışıldır,⁸
8 Krş. Âl-i İmrân, 3/106-107
23
Rablerine bakar vaziyette.⁹
9 Bu ayet, kelami tartışmalara sebebiyet verdiğinden, “Rablerinin nimetlerini bekler vaziyette” şeklinde de çevrilmektedir. Ahirette Allah’ın mü’minler tarafından görüleceğini savunanların dayandığı ayetlerden biri budur.
24
O gün bazı yüzler de asıktır/kapkaradır.
25
Bel kemiklerini kıracak (bir felâkete uğrayacaklarını) zannederler.
26
Gerçekten de [kellâ], can boğaza/köprücük kemiklerine gelip dayandığında¹⁰
10 Krş. Vâkıa, 56/83-85
27
“Kim onu kurtarabilir?” denir.
28
Muhakkak onun (kesin) bir ayrılış olduğunu zanneder.
30
İşte o gün sevkiyat ancak Rabbinedir.
Sonraki 10 ayet →