1
Ey örtünüp bürünen,¹
1 “Örtünüp bürünmek”, Arapçada aynı zamanda “Büyük bir görev yüklenmek” anlamında bir deyimdir.
2
Gecenin birazında kalk!
3
Gecenin yarısı veya ondan daha önce
4
Yahut biraz daha sonra. Kur’an’ın (ayetlerini) uygun bir sıraya göre sırala/tane tane sindirerek oku.²
2 Krş. Furkân, 25/32. Allah vahyin yeni başladığı bu dönemde ayetlerin belli bir şekilde düzene alınması, ayetleri ezberinde tutma konusunda bir nevi öğüt olduğu gibi onları yine ezberinde belli sûreler altında düzenli bir yerleştirme yolunu da gösteriyor. Geniş bilgi için bkz. Hz. Peygamber’i Anlamak isimli kitabımız, s. 103 vd.
5
Muhakkak ki Biz sana (sorumluluğu) ağır bir söz tevdi edeceğiz [senulkî].
6
Muhakkak ki gece kalkışı, daha etkili ve okumak için daha elverişlidir.
7
Hiç şüphesiz gündüzleri sana uzun bir meşguliyet vardır.
8
O hâlde sen Rabbinin adını an ve bütün benliğinle O’na yönel.
9
O, doğunun da batının da Rabbidir. O’ndan başka tanrı yoktur. Öyleyse O’nu vekil edin.
10
Onların dediklerine sabret/göğüs ger³ ve onlardan güzellikle ayrıl.
3 Krş. Hûd, 11/115; Meâric, 70/5
11
Nimet içinde yüzen o yalancıları Bana bırak. Onlara biraz süre tanı.⁴
4 Kalem, 68/44; Tarık, 86/17
12
Muhakkak ki katımızda onlar için bukağılar/demir halkalar [enkâlen] ve cehennem [cahîm] vardır.
13
Boğazdan geçmeyen bir yiyecek ve can yakıcı bir azap vardır.
14
O gün yeryüzü ve dağlar (şiddetle) sarsılır. Dağlar, savrulan bir kum yığını hâline gelir.⁵
5 Krş. Kehf, 18/47
15
(Ey insanlar!) Muhakkak ki Biz, Firavun’a bir elçi gönderdiğimiz gibi, sizin üzerinize de hakkınızda şahitlik edecek bir elçi gönderdik.
16
Ama Firavun elçiye karşı gelmiş ve Biz de onu kahredici bir yakalayışla yakalamıştık.
17
Eğer inkâr ederseniz, o hâlde çocukları bile ak saçlı bir ihtiyar [şîben] yapacak olan o günden nasıl korunursunuz?
18
(O günün dehşetinden) gökyüzü parçalanır ve O’nun/ Allah’ın vaadi de yerine gelmiş olur.
19
Muhakkak ki bu bir öğüttür. Dileyen kimse kendini Rabbine götürecek bir yol edinir.⁶
6 Krş. İnsan, 76/29
20
(Ey Peygamber!) Muhakkak ki Rabbin, senin ve beraberinde bulunan bir grubun [tâ’ife] gecenin üçte ikisinden biraz az, yarısı veya üçte biri kadar vakit içinde kalktığını bilmektedir.⁷ Gece ve gündüzü takdir eden/ ölçen Allah’tır. Sizin bu vakitleri yeterince değerlendiremeyeceğinizi bildiğinden, tevbenizi kabul eder. Öyleyse Kur’an’dan kolayınıza geleni okuyunuz; O, içinizden hasta olanları, Allah’ın lütfundan (rızık) aramak için yeryüzünü dolaşacak [yadribûne fî] kimseleri, diğer bazılarının da Allah yolunda cihat edeceğini bilir. O hâlde Kur’an’dan kolayınıza geleni okuyunuz. Namazı dosdoğru kılınız, arınmayı [zekât]’ı gerçekleştiriniz,⁸ Allah’a da güzel bir ödünç⁹ takdiminde bulununuz. Kendiniz için önceden yapıp gönderdiğiniz hayrı/iyiliği, Allah’ın katında daha hayırlı ve mükâfat olarak da daha büyük olarak bulursunuz. Allah’tan bağışlanma dileyiniz. Muhakkak ki Allah, Gafûr’dur, Rahîm’dir.
7 Krş. Furkân, 25/64 8 Buradaki zekât, arınmak anlamındadır. Yardımlaşmayı sağlamak ve gönül temizliği için vermektir. Bildiğimiz zekât Medine’de farz olmuştur. 9 “Allah’a ödünç vermek”, O’nun yoluna harcamak anlamındadır. Krş. Bakara, 2/245