1
(Ey Peygamber!) De ki: “Cinlerden bir grubun [neferun] Kur’an’ı dinlediği ve şunları söylediği vahyolunmuştur: “Muhakkak ki biz harikulâde bir Kur’an dinledik”.
2
“Doğru yola iletiyor ve biz de ona inandık. Artık Rabbimize hiç kimseyi asla ortak koşmayacağız.”¹
1 Krş. Ahkâf, 46/29-32
3
“Rabbimizin şanı yücedir. O, ne bir eş edinmiştir ne de bir çocuk.²”
2 Krş. İhlâs, 112/3
4
“Meğer bizim beyinsizlerimiz, Allah hakkında asılsız sözler [şatata] söylüyormuş.”
5
“Muhakkak ki biz, insanların da cinlerin de Allah’a karşı yalan söyleyemeyeceklerini zannediyorduk.”
6
“Doğrusu insanlardan bazı kişiler [ricâlun], cinlerden bazı kişilere sığınıyorlardı. Onlar da onların azgınlıklarını [rehekân] artırıyordu.”³
3 Krş. En’âm, 6/112
7
“Doğrusu, onlar da sizin zannettiğiniz gibi, Allah’ın hiçbir kimseyi yeniden diriltmeyeceğini zannetmişlerdi.”
8
“Gerçekten biz gökyüzünü (bilgi çalmak için) yokladık/ dinlemek istedik. Onu güçlü bekçiler ve alev saçan ateş topları ile dolu bulduk.”⁴
4 Krş. Sâffât, 37/7-10
9
“Hâlbuki biz (daha önce) göğün dinlemeye mahsus yerlerinde konuşlanırdık [makâ’ide]. Şimdi ise kim dinleyecek olsa, kendisini gözetleyen bir alev parçası buluyor.”
10
“Hakikaten biz, yeryüzündekilere kötülük mü istendi, yoksa Rableri onlara bir temyiz/doğruyu eğriyi ayırt etme yeteneği [reşeden] mi murat etti, bilemeyiz.”
11
Muhakkak ki bizim içimizde iyi ve yararlı işler yapanlar [sâlihûn] da var, böyle olmayanlar da var. Biz farklı farklı yollara ayrılmışız.”
12
“Doğrusu biz, yerde olsak da başka yere kaçsak da Allah’ı âciz bırakamayacağımızı (zan da olsa) anladık.”
13
“Gerçekten biz, hidâyet rehberini/Kur’an’ı [hudâ] dinleyince ona inandık. Kim Rabbine inanırsa, artık o, ne ecrinin eksilmesinden korkar ne de haksızlığa uğramaktan.”
14
“Hiç şüphesiz içimizde Allah’a teslim olanlar/Müslümanlar da var, yoldan sapanlar [kâsitûn] da var. Kim Allah’a teslim olursa, işte onlar temyiz melekesi kazananlar/doğru yolu [reşeden] arayıp bulanlardır.”
15
“Yoldan sapanlara gelince, onlar cehennemin odunu olmuşlardır.”
16
(Ey Peygamber!) “Eğer onlar (doğru) yolda gitmiş olsalardı, Biz onlara bol bol su verirdik,”
17
“Onları deneyelim diye. Kim Rabbini anmaktan yüz çevirirse O, onu şiddeti gittikçe artan bir azaba uğratır.”
18
Muhakkak ki mescidler Allah’ındır. O hâlde orada Allah’la beraber bir başkasına çağrıda bulunmayınız/kulluk etmeyiniz.⁵
5 Bazı müfessirler, Mescitlerden başka Kilise ve Havraların da dâhil edildiğini söylerler. Mesela Kiliselerde Hıristiyanlar, Hz. İsa’nın ve Meryem’in ve hatta azizlerin ikonları önünde ibadet ve ayin yaparlar. Bunlara da bir ikaz yapıldığını düşünürler. Hatta bazıları, Mescid’den, Kâbe’nin yani Mescid-i Harâm’ın kastedildiğini söyler. Krş. Hac, 22/40; Mü’minûn, 23/117; Furkân, 25/68; Şuarâ, 26/213; Kasas, 28/88
19
Allah’ın kulu/Muhammed, O’nu çağırmak için kalktığında, onlar neredeyse birbirlerini çiğnercesine başına üşüşürlerdi [libeden].
20
(Ey Peygamber!) De ki: “Ben sadece Rabbime yalvarırım/kulluk ederim. O’na hiç kimseyi ortak koşmam.”
21
De ki: “Muhakkak ki benim, size ne zarar vermeye gücüm yeter ne de size iyiyi kötüden ayırma yeteneği vermeye [reşeden].”⁶
6 Krş. A’râf, 7/188; Yûnus, 10/49
22
De ki: “Muhakkak ki beni, Allah’a karşı hiçbir kimse koruyamaz. Ben O’ndan başka sığınacak birini de bulamam.”⁷
7 Müşrikler bir gün Hz. Peygamber’e gelerek “Seninle bir antlaşma yapalım, biz bir gün senin Tanrı’na tapalım. Bir gün de sen bizim tanrılarımıza tap” diye teklifte bulunurlar. Ayet buna işaret etmektedir. Krş. Gâfir, 40/41-42
23
“Ben ancak Allah’tan geleni ve gönderdiklerini tebliğ etmekle yükümlüyüm. Kim Allah’a ve elçisine karşı gelirse, işte onun için, içinde ebediyen sürekli kalacağı cehennem ateşi vardır.”
24
Tâ ki kendilerine vaat olunanları gördükleri zaman, elbette kimin yardımcısı daha zayıf, kimin sayısı daha azmış bilecekler.
25
(Ey Peygamber!) De ki: “Size vaat edilen yakın mıdır yoksa Rabbim onu uzun süreli mi kılmıştır, ben bilemem?”
26
Algılanamayan gerçeği [ğayb] bilen (Allah), algılanamayan gerçeğini [ğaybihi] hiçbir kimseye bildirmez.⁸
8 Yani Allah gaybına kimseyi muttali kılmaz demektir. Kimseye bildirmez, kimseyle paylaşmaz. Krş. En’âm, 6/50
27
Ancak hoşnut olup seçtiği elçi müstesna. Muhakkak ki O, onun/elçinin önünden ve ardından gözetleyici (melekler) gönderir.
28
Böyle yapması, elçilerin, Rablerinden gelen vahiyleri [risâlât] hakkıyla tebliğ ettiklerini ortaya koymak içindir. (Allah) onların yaptıklarını ilmiyle kuşatır ve her şeyi bir bir sayar.