1
Hükümranlığı elinde tutan (Allah) ne yücedir! O, her şeye hakkıyla gücü yetendir.
2
Hanginizin daha güzel işler yaptığını/amel ettiğini sınamak için ölümü ve hayatı¹ yaratan O’dur. Zira O, Azîz’dir, Gafûr’dur,
1 Bu ayetten ölüm ve hayatın bir sınav için olduğunu anlıyoruz. Önce ölüm sonra hayat yaratılmıştır.
3
Gökleri ve yeri yedi kat olarak yaratan O’dur. Rahmân’ın yaratmasında sen hiçbir uyumsuzluk [tefâvut] göremezsin. Gözünü çevir de bak, onda bir düzensizlik/çatlak [futûr] görüyor musun?²
2 Krş. Neml, 27/88; Nûh, 71/15
4
Sonra tekrar iki kere daha bak! Her bakışında gözün (aradığını bulamayıp) sana şaşkın ve bezgin bir hâlde geri dönecektir.
5
Andolsun Biz bu dünya göğünü kandillerle donattık. Onlarla şeytanların taşlanmasını sağladık.³ Onlar için çılgın alevli ateşin [sa’îr] azabını hazırladık.
3 Krş. Hicr, 15/16-18; Sâffât, 37/6-10; Cin, 72/8-9. Eski Arap inancına göre, kâhinler, özel cinleriyle gökten haber çaldıklarını söyleyerek birtakım gelecekle ilgili haberler verirlerdi. Kur’an bu ayetlerle bu nevi inançlara rağbet edilmemesi mesajını verir.
6
Rablerini inkâr edenler için cehennem azabı vardır. Varılacak ne kötü bir yerdir orası!
7
Oraya atıldıkları zaman, onun kaynarken çıkardığı korkunç sesi işitirler.
8
Neredeyse o öfkesinden çatlayacak. İçine her bir grup [fevc] atıldıkça, oranın bekçileri onlara, “Size bir uyarıcı gelmemiş miydi?” diye sorarlar.
9
Onlar da şöyle derler: “Bilakis, gerçekten bize bir uyarıcı gelmişti. Fakat biz onu yalanlamış ve ‘Allah hiçbir şey indirmemiştir. Siz ancak büyük bir sapıklık içindesiniz’ demiştik.”
10
Yine şöyle derler: “Şayet biz (vahye) kulak verseydik veya aklımızı kullansaydık,⁴ bu çılgın alevli ateşin ehli arasında olmazdık.”
4 Bu ayette; ateşe duçar olanların dünyada yapmadıkları iki şeyden birini yapsalardı, azaba mahkûm olmayacakları belirtiliyor. Birincisi, vahye kulak vermek, yani onu dinlemek ve gereğiyle amel etmektir. İkincisi de aklını kullanmaktır. Bu aynı zamanda İslam dininin akla tam uygun oluşunu belirten bir ayettir. Nitekim İmam Cafer’e izafe edilen bir söze göre; “Peygamber zahiri akıldır. Akıl ise bâtıni peygamberdir.” Yani peygamber insanın dışındaki akıldır, akıl da insanın içindeki peygamberdir. Kendisine vahiy ulaşmamış veya vahyi kötü tanıtan propagandaların etkisi altında kalmış olsa bile aklıyla doğruları bulup amel edebilir. Kendisine vahiy ulaşanlar hem vahiyden hem akıldan sorumlu, kendisine vahiy ulaşmayanlar ise, sadece akıldan sorumludur. Ayetten bu iki sorumluluktan birini yapanın azaba duçar olmayacağı anlamı çıkar. Günümüzde ateist ve deistlerin sıkça sorduğu “Kendisine ilahi buyruk ulaşmamış, İslam’dan yüzyıllarca haberi olmayan Eskimolar, çok ücra yerlerde yaşayan vb topluluklar da mı cehenneme girecek, bu zulüm değil mi?” gibi soruların cevabı işte bu ayettir. Ayrıca Krş. En’âm, 6/130; Zümer, 39/71
11
Böylece günahlarını itiraf ederler. Kahrolsun [fe-suhkân) o çılgın alevli ateşin ehli!
12
Muhakkak ki, algılayamadıkları [ğayb] hâlde Rablerinin haşmetinden ürperenlere gelince, işte onlar için bir bağışlanma ve büyük bir mükâfat vardır.
13
Sözünüzü ister gizleyin, isterse onu açığa vurun. Muhakkak ki Allah göğüslerde/kalplerde [sudûr] olanı bilir.
14
Yaratan bilmez mi hiç?⁵ Zira O, Latîf’tir, Habîr’dir.
5 Krş. Hicr, 15/86; M’minûn, 23/17; Yâsin, 36/81
15
Yeryüzünü sizin için boyun eğdiren [zelûlen] O’dur. Öyleyse onun üzerinde yürüyünüz/dolaşınız ve O’nun rızkından yiyiniz. Dönüş ancak O’nadır.
16
Gökte olanın⁶ sizi yerin dibine geçirmeyeceğinden emin misiniz?⁷ Bir de bakarsınız ki yer şiddetle sarsılıyor.
6 Allah mekândan münezzehtir. Bu ifade tamamen mecâzidir. Çünkü insanlar rahmeti de azabı da hep gökten beklediklerinden, dua ve isteklerini ellerini veya kollarını semaya doğru açarak Allah’tan istediklerinden O’nu gökte farz edenlere karşı mecazen söylenmiştir. Krş. Zuhruf, 43/84. 7 Yûsuf, 12/107; Nahl, 16/45; İsrâ, 17/68-69; Meâric, 70/27-28.
17
Yahut gökte olanın üzerinize taş yağdıran kasırga [hâsıben] göndermeyeceğinden emin misiniz? İşte o zaman uyarım nasılmış bileceksiniz.
18
Andolsun onlardan öncekiler de yalanlamıştı. Beni inkâr etmenin sonucu nasıl oldu?
19
Üstlerinde kanat çırparak uçan kuşları görmüyorlar mı? Onları (havada) Rahmân’dan başkası tutmuyor.⁸ Muhakkak ki O, her şeyi hakkıyla görendir.
8 Krş. 16/79
20
Yoksa Rahmân olan Allah’ın dışında size yardım edecek olan ordunuz hangisidir? İnkârcılar ancak bir aldanış [ğurûr] içindedirler.
21
Peki, Allah rızkınızı keserse, size kim rızık verebilir?⁹ Bilakis, onlar azgınlık ve nefret içinde direnip dururlar.
9 Krş. Nahl, 16/73
22
Peki, yüzüstü sürünerek giden mi yoksa dosdoğru yolda düpedüz [seviyyen] yürüyen mi (hedefe) daha doğru ulaşır?¹⁰
10 Krş. Nahl, 16/76
23
(Ey Peygamber!) De ki: “Sizi inşa eden ve sizin için kulaklar, gözler ve gönüller [ef’ide] veren O’dur. Ne kadar az şükrediyorsunuz!”
24
“Sizi yeryüzüne eken/yayan [zere’akum] O’dur. O’nun huzurunda toplanacaksınız.”¹¹
11 Krş. Mü’minûn, 23/79
25
(İnkârcılar), “Eğer doğru söyleyenlerden iseniz, bu vaat ne zamandır?” derler.¹²
12 İnkâr edenlerin kıyametin ne zaman kopacağını sormaları hakkında bkz. Yûnus, 10/48; Enbiyâ, 21/38; Neml, 27/71; Sebe’, 34/29; Yâsin, 36/48
26
De ki: “O bilgi ancak Allah’ın katındadır. Ben ancak bir uyarıcıyım.”
27
Nihayet (azabı) yakından gördükleri zaman, inkâr edenlerin yüzleri kapkara kesilir ve onlara, “İşte isteyip durduğunuz şey budur” denilir.
28
(Ey Peygamber!) De ki: “İdrak edip bir düşünün bakalım [eraeytum]!¹³ Diyelim ki Allah beni ve beraberimdekileri helak etti veya merhamet etti. Bu durumda inkâr edenleri can yakıcı bir azaptan kim koruyabilir?”
13 Görmek anlamında olan Rea fiili, cümlede iki mef’ûl/nesne aldığında “düşünüp anlamak”, “idrak etmek” anlamına gelir. Nitekim burada olduğu gibi.
29
De ki: “O Rahmân’dır. Biz O’na inandık ve yalnız O’na güvenip dayandık. Apaçık bir sapıklıkta olan kimmiş yakında bileceksiniz.”
30
De ki: “Siz hiç idrak etmiyor musunuz? Suyunuz çekilip kaybolsa [ğavrân] size bir su kaynağını kim getirebilir?”