1
Ey Peygamber! Kadınları boşamak istediğinizde onları iddetlerini¹ gözeterek/âdetten temizlenince boşayınız ve iddeti sayınız. Rabbiniz Allah’a karşı sorumluluk bilincinde olunuz. Apaçık bir hayâsızlık/saygısızlık [fâhişetin]² yapmaları dışında onları evlerinden çıkarmayınız, kendileri de çıkmasınlar. Bunlar Allah’ın sınırlarıdır. Kim Allah’ın sınırlarını aşarsa, şüphesiz kendine zulmetmiş olur. Sen bilemezsin belki de Allah, bundan sonra yeni bir durum ortaya çıkarır.
1 İddet, boşanan bir kadının eşiyle irtibatının tamamen kesilmesi için dinen beklenmesi gereken bir süredir. Üç iddet süresi bekler, üç kere ay hâlinden/âdetten temizlenmedir. 2 “Fâhişe” kelimesi Arapçada “haddi aşan” anlamında olan f-h-ş kökünden gelir. Fâhiş, ism-i fâildir, haddi aşan demektir. Harf-i tarifli olursa, hayasızlık, iffetsizlik yapan anlamındadır. Harf-i tarifsiz olursa, saygısızlık eden anlamındadır. Nitekim bu ayette bu anlamdadır.
2
İddet sürelerini doldurduklarında onları ya güzellikle [ma’rûf] tutunuz yahut güzellikle ayrılınız³. (Her iki durumda) içinizden adil iki kişiyi de şahit tutunuz⁴. Şahitliği Allah için dosdoğru yapınız. İşte böylece Allah’a ve ahiret gününe inanan kimselere öğüt verilmektedir. Kim Allah’a karşı sorumluluk bilincinde olursa, Allah ona bir çözüm yolu verir.
3 Tefsir ve fıkıh kaynaklarına göre; İlk iki iddet süresi içinde dönüş mümkündür. Bu süre içinde aile kurtarılabilir. Boşama ve geri dönüş iki şahitle tescil ettirilir. Eğer kişi eşini ilk temizlik süresinde boşamış ve üzerinden bir temizlik süresi daha geçmiş, ikinci talak verilmemiş veya ikinci talak verilmiş ama üçüncü talak verilmemiş ve süresi de geçmişse tekrar evlenmek isterlerse, her ikisi de iki yabancı gibidir ve yeniden bir akit ve mehir gerekir. Yargı yoluyla olan boşanmaları da buraya dâhil edebiliriz. Krş. Bakara, 2/231 4 Krş. Nisâ, 4/135
3
Onu hesap etmediği yerden rızıklandırır. Kim Allah’a güvenip dayanırsa, Allah ona yeter. Muhakkak ki Allah emrini yerine getirendir. Andolsun Allah her şeye bir ölçü [kadrân] koymuştur.
4
Kadınlarınızdan âdetten kesilmiş olanlarla âdet görmeyenler⁵ hakkında eğer bir tereddüdünüz [irtebtum] olursa, onların bekleme süreleri üç aydır. Hamile olanların bekleme süresi ise doğum yapmalarıyla sona erer.⁶ Kim Allah’a karşı sorumluluk bilincinde olursa Allah ona işinde kolaylık verir.
5 Tefsir ve meâlcilerin büyük çoğunluğu ayetin “adet görmeyenler hakkında” kısmını, “Henüz adet görmemiş olan kızlar” olarak çeviriyorlar ve böylece küçük yaştaki kız çocuklarıyla evlenilebileceğine hükmediyorlar. Tarihselciler de buradan kendilerine hisse çıkarıp, Kur’an’a göre sabi çocuklarla evlenmenin serbest olduğunu söylüyorlar. Bu husus, Kur’an’a yapılan bir bühtandır. Münferit vakalar her zaman için vardır. Ayetin burasında kastedilen-eski tabirle- hayızdan nifastan kesilmiş kadınlarla patolojik olarak hiç aybaşı görmeyen kadınlardır. Ayrıca menopoz döneminde uzun aralıklarla düzensiz aybaşı gören kadınları da buraya dâhil edebiliriz. Küçük kızlarla evlilik Cahiliye Araplarının örfüydü. Kur’an sabi kız çocuklarıyla evliliklere hiç cevaz vermez. Kur’an kölelik-cariyelik gibi bu geleneği de kaldırmıştır. Fakat Emeviler Cahiliye örflerini büyük oranda yeniden kurumsallaştırmışlardır. 6 Krş. Bakara, 2/228
5
Bu, Allah’ın üzerinize indirmiş olduğu buyruğudur. Kim Allah’a karşı sorumluluk bilincinde olursa, (Allah) onun kötülüklerini örter ve mükâfatını büyütür.
6
Onları (bekleme sürelerinde) gücünüz/imkânınız nispetinde, oturduğunuz yerin bir bölümünde/odasında oturtunuz.⁷ Onları sıkıntıya sokmak için kendilerine zarar vermeye kalkışmayınız. Eğer hamile iseler, doğum yapıncaya kadar nafakalarını veriniz. Eğer çocuğu sizin hesabınıza emzirirlerse, ücretlerini (ayrıca) veriniz ve aranızda güzellikle anlaşınız. Eğer anlaşamazsanız, çocuğu (babası adına) bir başkası emzirebilir.⁸
7 Kişinin evi müsait olmaz veya boşayacağı kadın o evde oturmak istemezse veya daha başka sebeplerle daha güvenli bir mekânda kalması sağlanabilir. Ayette geçen “gücünüz/imkânınız nispetinde” sözünden bunu anlıyoruz. 8 Krş. Bakara, 2/233
7
İmkânı olan elinin genişliğine göre nafaka versin. Rızkı (az) takdir edilen de, Allah’ın kendisine verdiği ölçüde versin. Allah bir kimseyi ancak kendisine verdiği ile sorumlu/yükümlü tutar. Allah bir güçlüğün ardından bir kolaylık verir.
8
Rablerinin ve O’nun elçilerinin emrinden çıkan nice beldeler vardı. Bu yüzden Biz onları zorlu bir hesaba çektik ve onları görülmemiş bir azaba uğrattık.
9
Böylece onlar yaptıklarının karşılığını tattılar ve işlerinin sonu tam bir hüsran oldu.
10
Allah onlara şiddetli bir azap hazırlamıştır. Ey inanmış derin idrak/basiret sahibi olanlar! [ulî’l-elbâb]⁹ Allah’a karşı sorumluluk bilincinde olunuz. Andolsun Allah size zikri/Kur’an’ı indirdi.
9 “Ulû’l-elbâb” (gönül ehli) tabiri için bkz. Bakara, 2/179, 197, 269; Âl-i İmrân, 3/7, 190; Mâide, 5/100; Yûsuf, 12/111; Ra’d, 13/19; İbrâhim, 14/52; Sâd, 38/29; Zümer, 39/18, 21; Mü’min, 40/54.
11
İnanıp, iyi ve yararlı işler [sâlihât] yapanları, karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için size Allah’ın apaçık ayetlerini okuyan bir elçi göndermiştir. Kim Allah’a inanır, iyi ve yararlı iş [sâlih] yaparsa, içinde sürekli kalacakları, altlarından ırmaklar akan cennetlere sokar. Allah ona gerçekten ne güzel bir rızık vermiştir!
12
Allah, yedi göğü ve yerden de bir o kadarını yaratandır. Allah’ın emri bunlar arasında iner durur ki, Allah’ın her şeye gücü yettiğini ve mutlaka her şeyi de ilmiyle kuşattığını bilesiniz.