1
Göklerde ve yerde olanların hepsi Allah’ı tesbih ederler. Hükümranlık/mülk O’nundur. Her türlü övgü/hamd O’na mahsustur. O, her şeye hakkıyla gücü yetendir.
2
O, sizi yaratandır. Böyle iken kiminiz inkârcı, kiminiz ise inanandır. Zira Allah yaptıklarınızı hakkıyla görendir.
3
Gökleri ve yeri bir gerçek/hak¹ olarak yarattı ve sizleri şekillendirdi ve şeklinizi de en güzel biçimde yaptı.² Sonunda dönüşünüz O’nadır.
1 Hak kelimesi burada; yerli yerince, bir plan dâhilinde demektir. 2 Krş. Mü’min, 40/64; Tîn, 95/4
4
Göklerde ve yerde olan her şeyi bilir. Sizin gizlediklerinizi ve açığa vurduklarınızı da bilir. Çünkü O, göğüslerde/ kalplerde [sudûr] olanları da hakkıyla bilendir.³
3 Krş. Allah’ın kalblerde/göğüslerde olanları bildiğine dair ayetler için bkz. Âl-i İmrân, 3/119, 157; Mâide, 5/7; Enfâl, 8/43; Hûd, 11/5; Lokmân, 31/23; Fâtır, 35/38; Zümer, 39/7; Şûrâ, 42/24; Hadîd, 57/6; Mülk, 67/13.
5
Daha önce inkâr edip de yaptıklarının vebalini (dünyada iken) tadanların haberi sana gelmedi mi? (Ahirette) onlar için can yakıcı bir azap vardır.
6
Bu, elçileri onlara apaçık delillerle [beyyinât] geldiğinde onların da “Bizi bir insan mı doğru yola iletecek?” diyerek inkâr edip yüz çevirmelerinden ötürüdür. Allah da (onların imanına) ihtiyacı olmadığını göstermiştir. Zira Allah, Ganîy’dir, Hamîd’dir.
7
İnkâr edenler, yeniden diriltilmeyeceklerini iddia ederler. De ki: “Bilakis, Rabbime andolsun, siz elbette yeniden diriltileceksiniz sonra da yaptıklarınız size mutlaka haber verilecektir. Bu Allah’a göre kolaydır.
8
O hâlde siz Allah’a, elçisine ve indirdiği nur’a/Kur’an’a inanınız. Allah yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.
9
Toplanma günü sizi bir araya getirdiği zaman, işte o aldanmanın [teğâbun] ortaya çıkacağı gündür. Kim Allah’a inanır, iyi ve yararlı iş [sâlih] yaparsa, (Allah) onun kötülüklerini örter ve onu içinden ırmaklar akan, ebediyen sürekli kalacakları cennetlere sokar. İşte büyük kurtuluş budur.
10
İnkâr edenler ve ayetlerimizi yalanlayanlara gelince, işte onlar ateş ehlidirler ve orada sürekli kalırlar. Orası ne kötü varılacak yerdir!
11
Allah’ın izni⁴ olmaksızın hiçbir musibet başa gelmez. Kim Allah’a inanırsa, Allah onun kalbini doğru yola yöneltir. Zira Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.
4 “İzin” bilindiği üzere, tasdik etmek, onaylamak demektir. Allah’ın koyduğu yasalara göre, bir olayın, bir musibetin meydana gelmesinin sebepleri oluşmuşsa ve Cenab-ı Hak da onaylamışsa o olay vuku bulur. İşte insanın başına gelen musibetler de böyledir. Musibetlerin gerçekleşme sebepleri oluşmuş demektir. Kişi söz inanç ve fiilleriyle bu sebeplerin oluşmasını sağlar. Yani bir nevi kendisi belâyı bu halleriyle talep etmiş olur. Allah da onaylar. Onun için herkes, başına gelen musibetlerde kendi hatasını görüp anlamalıdır. Krş. Şûrâ, 42/30
12
Allah’a itaat ediniz, elçiye de itaat ediniz. Eğer yüz çevirirseniz, (biliniz ki) elçimize düşen ancak apaçık bir tebliğdir.
13
Allah ki O’ndan başka hiçbir tanrı yoktur. İnananlar sadece Allah’a güvenip dayansınlar.
14
Ey inananlar! Muhakkak ki eşlerinizden ve çocuklarınızdan size düşman olanlar vardır. Onlardan sakınınız. Şayet onları affederseniz, kusurlarını görmezden gelirseniz ve onları bağışlarsanız⁵ muhakkak ki Allah Gafûr’dur, Rahîm’dir.
5 Krş. Enfâl, 8/28; Lokmân, 31/15
15
Mallarınız ve çocuklarınız ancak bir imtihandır [fitne]. Allah katında ise çok büyük bir mükâfat vardır.
16
Gücünüz yettiği ölçüde Allah’a karşı sorumluluk bilincinde olunuz. Dinleyiniz ve itaat ediniz. Kendi iyiliğiniz için harcayınız [enfikû]. Kim kendini tamahkârlık ve cimrilikten arındırırsa işte onlar kurtuluşa/mutluluğa erenlerin tâ kendileridir.⁶
6 Krş. Haşr, 59/9
17
Eğer siz Allah’a güzel bir ödünç verirseniz, O, size onu kat kat öder ve sizi bağışlar. Zira Allah, Şekûr’dur,⁷ Halîm’dir.
7 Eş-Şekûr: İyiliklerin mükâfatını fazlasıyla verendir. Şükredenlerin şükürlerini kabul edendir.
18
O, algılanamayan [ğayb] ve algılanabilen [şehâde] gerçekleri bilendir, Azîz’dir, Hakîm’dir.