1
Her türlü övgü [hamd], gökleri ve yeri yaratan, karanlıkları ve aydınlığı¹ var eden Allah’a mahsustur. Yine de inkâr edenler başkalarını Rablerine denk tutuyorlar.
1 Kur’an’da karanlıklar (zulumât) çoğul olarak gelir. Aydınlık (Nur) ise, tekil olarak kullanılmıştır. Hem karanlıkların hem de aydınlığın maddi ve manevi olmak üzere iki anlamı vardır. Maddi karanlıklar, bir ışık kaynağının önündeki engellerden kaynaklanır. Manevi karanlıkla ise, şirk ve küfür bataklığı, cehalet kastedilir. Maddi aydınlık güneş, ay gibi doğrudan ve dolaylı ışık kaynaklarıdır. Manevi aydınlık ise, hidâyet, rahmet, tevhid, iman ve bilgidir.
2
Sizi çamurdan [tîn] yaratan, sonra da bir süre [ecel] takdir eden O’dur. Ancak O’nun katında belirlenmiş bir ecel [ecelun musemmâ] vardır. Ama siz hâlâ şüphe edip duruyorsunuz.
3
Göklerde de yerde de Allah O’dur. Sizin gizlediklerinizi, açığa vurduklarınızı ve ne kazandığınızı da bilir.
4
Onlara Rablerinin ayetlerinden bir ayet gelmemiş olsun ki onlar ondan yüz çevirmemiş olsunlar.
5
İşte bu sebeple kendilerine gelen gerçeği yalanladılar. Fakat alay etmiş oldukları şeylerin haberleri yakında kendilerine gelecektir.
6
Onlar kendilerinden önce nice nesilleri yok ettiğimizi görmediler mi? Yeryüzünde size sağlamadığımız imkânları onlara sağlamıştık. Gökten üzerlerine bol bol yağmur boşaltmış ve altlarından ırmaklar akıtmıştık. Ancak günahlarından dolayı onları yok etmiş ve onların ardından da başka bir nesil yaratmıştık²
2 Krş. Mü’minûn, 23/31
7
(Ey Peygamber!) Eğer Biz sana kâğıt üzerine yazılı bir Kitap indirmiş olsaydık ve onlar da elleriyle dokunsalardı yine de inkâr edenler, “Bu apaçık bir büyüden başka bir şey değildir” derlerdi.
8
“Ona bir melek indirilmeli değil miydi?” dediler. Şayet Biz bir melek indirseydik o zaman iş bitmiş olurdu, artık onlara göz açtırılmazdı.
9
Eğer Biz onu/elçiyi bir melek yapsaydık, onu bir insan/ adam şeklinde [racul] yapardık. İçine düştükleri şaşkınlığa (bu sefer) Biz düşürürdük.
10
Andolsun senden önceki elçilerle de alay edildi. Fakat alay edenler, alay ettikleri gerçekle kuşatılıp yok edildiler.
11
(Ey Peygamber!) De ki: “Yeryüzünde dolaşın ve sonra yalanlayıcıların sonunun nasıl olduğuna bir bakın!”
12
(Ey Peygamber!) “Göklerde ve yerde olanlar kimindir?” diye sor. De ki: “Allah’ındır.” O, rahmeti kendi üzerine yazmıştır/almıştır³. O, geleceği kesin olan [lâ reyb] kıyamet gününde sizi elbette toplayacaktır. (Ama) kendilerini zarara sokanlar ise inanmazlar.
3 O, rahmet etmeyi kendine ilke edinmiştir. Krş. En’âm, 6/54
13
Gecede ve gündüzde yer alan/barınan her şey O’nundur. O, Semî’dir, Alîm’dir.
14
(Ey Peygamber!) De ki: “Gökleri ve yeri var eden [fâtır], besleyen ama kendisi beslenmeyen/beslenmeye ihtiyaç duymayan Allah’tan başkasını dost mu edineyim? Ben Allah’a teslim/Müslüman olanların ilki/önderi olmakla emr olundum” de ve sakın şirk koşanlardan olma!
15
(Ve yine) De ki: “Ben Rabbime isyan edersem, büyük bir günün azabından korkarım.”
16
O gün kimden bu azap savuşturulursa, Andolsun Allah ona rahmet etmiştir. İşte apaçık kurtuluş budur.
17
Allah sana bir zarar dokundurursa onu yine O’ndan başka kaldıracak/giderecek [kâşif] yoktur. Eğer sana bir hayır dokundurursa, (bil ki) O, her şeye gücü yetendir⁴.
4 Krş. Yûnus, 10/107
18
O, kulları üzerinde mutlak otorite/hâkimiyet sahibidir [El-Kahhâr]. O, Hakîm’dir, Habîr’dir.
19
(Ey Peygamber!) De ki: “Şahitlik bakımından hangi şey (in şahitliği) daha büyüktür?” De ki: “Benimle sizin aranızda Allah’ın şahitliği.” Bu Kur’an bana vahy oluyor ki, onunla sizi ve tebliğ edilen herkesi uyarayım. Siz gerçekten, Allah’la beraber başka tanrılar olduğuna şahitlik ediyor musunuz?” De ki: “Ben şahitlik etmem. O, ancak bir tek Tanrı’dır. Ben sizin ortak koştuğunuz şeylerden uzağım [berî’un].”
20
Kendilerine kitap verdiklerimiz onu/peygamberi kendi çocuklarını tanıdıkları gibi tanırlar. Kendilerini zarara sokanlara gelince, işte onlar inanmazlar.
21
Allah hakkında yalan uydurandan veya O’nun ayetlerini yalanlayandan daha zalim kim vardır? Muhakkak ki zalimler mutluluğa/kurtuluşa ulaşamazlar.
22
Hepsini bir araya toplayacağımız gün, şirk koşanlara da “Hani Allah’ın ortakları sandığınız/iddia ettiğiniz şeyler nerede?” deriz.
23
Sonra da onların, “Rabbimiz Allah’a andolsun ki, biz ortak koşanlar değildik” demekten başka çareleri [fitnetuhum] yoktur.
24
Böylece sen, onların kendilerine karşı nasıl yalan söylediklerine ve iftira attıkları/uydurmuş oldukları şeylerin kendilerinden nasıl sapıp gittiğine [dalle] bir bak!
25
(Ey Peygamber!) İçlerinden seni (art niyetle) dinleyenler⁵ vardır. Biz onların onu/Kur’an’ı anlamalarına engel olmak için kalplerinin üstüne örtüler/perdeler [ekinne], kulaklarına da ağırlıklar [vakran] koyduk. Eğer onlar her türlü mucizeyi [âyet] görseler de inanmazlar hatta sana geldiklerinde seninle tartışmaya da girerler⁶. O kâfirler, “Bu eskilerin [evvelîn] masallarından başka bir şey değildir” derler.
5 İnkâr edenlerin Kur’an’ı art niyetle dinledikleri, ayetin devamından anlaşılmaktadır. Bundan dolayı ayette geçen “men yestemi’u ileyke” tabirini “seni (art niyetle) dinleyenler” şeklinde Türkçemize çevirdik. 6 Krş. En’âm, 6/45-46; Kehf, 18/57 ve Fussilet, 41/5. Bu ayetlerde onların bu hallerine kendi tutumları sebep olmaktadır.
26
Onlar, hem başkalarını ondan/Kur’an’dan menederler hem de kendilerini ondan uzak tutarlar. Böylece yalnız kendilerini helak ediyorlar ama farkında değiller.
27
(Ey Peygamber!) Onların ateşin karşısında durdurulduklarında “Keşke biz (dünyaya) geri döndürülseydik de Rabbimizin ayetlerini yalanlamasaydık ve inananlardan olsaydık!” dediklerini bir görsen!
28
Bilakis, daha önce gizledikleri onlara göründü⁷. Eğer geri döndürülseler kendilerine yasak edilen şeyleri yapmaya dönerler. Elbette onlar yalancıdırlar.
7 Onların içlerinde gizledikleri şeylerden kasıt, dünyada iken kabul etmedikleri, içlerinde sakladıkları inkârların birer hakikat olarak karşılarına çıkmasıdır.
29
Onlar, “Dünya hayatımızdan başka bir hayat yoktur. Biz diriltilecek de değiliz” dediler.
30
(Ey Peygamber!) Hani Onlar Rablerinin huzurunda durdurulduklarında, Onun “Bu (ahiret) gerçek değil miymiş?” diye sorduğunda onların, “Bilakis Rabbimize andolsun gerçektir” dediklerinde Onun da, “Öyleyse inkâr etmiş olmanızdan dolayı azabı tadınız” buyurduğunda onların hâlini bir görsen!
Sonraki 30 ayet →