1
(Ey Peygamber!) Allah, kocası hakkında seninle tartışan ve Allah’a şikâyette bulunan kadının sözünü işitmiştir. Zaten Allah ikinizin arasındaki konuşmaları işitiyordu. Muhakkak ki Allah, Semî’dir, Basîr’dir.
2
İçinizden zıhar¹ yapanların kadınları onların anaları değildir. Onların anaları ancak kendilerini doğuranlardır. Şüphesiz onlar çirkin ve asılsız söz söylüyorlar. Muhakkak ki Allah, elbette Afuv’dur,² Gafûr’dur.
1 Zıhar için ayrıca bkz. Ahzâb, 33/3. Câhiliye Araplarında zıhar geleneği vardı. İbn Aşur’a göre, Medine dışında görülmediğinden, Yahudilerden geçme ihtimali vardır. Zıhar, “sırt” demektir. Bir adam karısına, “Sen bana anamın sırtı gibisin” dediğinde karısı kendisine haram olur, tam da boşanma olmadığından, evli olduğu hâlde kocasız kalırdı ve bir başkasıyla da evlenemezdi. Kaynakların verdiği bilgiye göre, karısına kızan Evs bin Sâmit, karısı Huveyle/Havle binti Sa’lebe’ye zıhar yapar. O da Hz. Peygamber’e gidip, hâlini arz eder; gençken güzel ve alımlı olduğunu, kocasına çok hizmet ettiğini ve ona birçok çocuk verdiğini, şimdi ihtiyarladığını, o sözü söyleyerek kendisini sokağa attığını ve perişan olduğunu söyler. Hz. Peygamber de henüz bu konuda bir ayet gelmediğinden “Sen kocana haramsın” der. Kadın, “Ey Allah’ın elçisi, kocam vallahi talâk sözünü söylemedi, beni boşamadı!” diyerek ısrarda bulunur. Kadın ayrıca hâlini Allah’a arz ederek, “Allah’ım! Yalnızlığın acısından ve ızdırabımın şiddetinden Sana şikâyet ediyorum. Küçük çocuklarım var. Ona versem perişan olurlar, yanıma alsam aç kalırlar; ne olur Allah’ım peygamberine bir vahiy gönder!” diye dua etti. Kadın henüz oradan ayrılmadan Mücadele Sûresi’nin ilk ayetleri nazil oldu. (Ebu Davud, Talâk, 16, 17; Nesâî, Talâk, 33). Allah, Câhiliye geleneği olan zıhar olayını kaldırdı. Ağızdan çıkan bir sözle kadının, kocasının anası olmayacağını bildirdi. Yeminin saygınlığını korumak için de fakirlerin ve kölelerin lehine olmak üzere kefaret/fidye şartı getirdi. Bu ayetler bize aynı zamanda evliliği çekilmez hâle gelen kadının, eşini şikâyet etme hakkı bulunduğunu ve evlilik akdini bozmak için başvuruda bulunabileceğini ve hakkını arayabileceğini gösterir. Geniş bilgi için bkz. Kur’an’ı Anlamak adlı kitabımız, s. 152 vd. Kur’an pek çok cahiliye âdetini kaldırmıştır. Kölelik, cariyelik, zıhar, aristokratların kölelerle evlenme yasağı, himaye altındakilerin ayrılmış eşleri, nesi olayı, riba, sayısız kadınla evlenme vb. 2 El-Afuv: Af ve bağışta bulunan, affın kendisi.
3
Kadınlarından zıhar yoluyla ayrılıp sonra da sözlerinden dönenlerin eşleriyle karşılıklı temas etmeden önce bir köle [rakabe] azat etmeleri gerekir. Bu konuda size öğütlenen budur. Zira Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.
4
Azat edecek köle (imkânı) bulamayan kimse, eşiyle karşılıklı temas etmeden önce, peş peşe iki ay oruç tutması gerekir. Ancak buna da gücü yetmeyen altmış fakiri [miskînen] doyurmalıdır. Bütün bunlar, Allah ve elçisine (hakkıyla) inanmanız içindir. Bunlar Allah’ın sınırlarıdır. İnkâr edenler için can yakıcı bir azap vardır.
5
Muhakkak ki Allah’a ve elçisine karşı gelenler [yuhâddûne], kendilerinden öncekilerin aşağılandıkları gibi aşağılanacaklardır [kubite]. Andolsun Biz apaçık ayetler de indirdik. İnkâr edenler için alçaltıcı [muhîn] bir azap vardır.
6
Allah’ın onların hepsini dirilttiği gün, yaptıklarını kendilerine haber verecektir. Allah onları tek tek saymıştır, onlar ise unutmuşlardır. Zira Allah, her şeye hakkıyla şahittir.
7
Göklerdeki ve yerdeki her şeyi Allah’ın bildiğini görmüyor musun? Üç kişi gizlice konuşmaz ki dördüncüsü O olmasın. Beş kişi gizlice konuşmaz ki altıncısı O olmasın. Bundan daha az yahut daha çok da olsalar ve her nerede bulunurlarsa bulunsunlar; O, mutlaka onlarla beraberdir. Sonra yaptıklarını kıyamet gününde kendilerine haber verir. Muhakkak ki Allah her şeyi hakkıyla bilmektedir.³
3 Krş. İsrâ, 17/47; Fussilet, 41/22
8
Gizli gizli konuşmaktan menedildikleri hâlde, sonra menedildikleri şeye tekrar dönerek günah, düşmanlık ve peygambere isyan konusunda gizlice konuşanları görmedin mi? Sana geldiklerinde onlar seni Allah’ın selamlamadığı bir tarzda selamlıyorlar.⁴ İçlerinden de “Söylediklerimizden dolayı Allah bize azap etse ya!” diyorlar. Cehennem onlara yeter. Oraya yaslanırlar. Ne kötü varış yeridir orası!
4 Allah’ın selamı; “Esselâmu aleykum”dur. Anlamı, “Esenlikler üzerinize olsun” demektir. Yahudilerin ve münafıkların selamı ise, bir kelime ve bir telaffuz oyunu ile selam veriyormuş gibi yapıp: “essâmu aleykum” yani “ölüm üzerine olsun” demektir. Hz. Peygamber bunu anlıyor ve “aleykum” yani “sizin üzerinize olsun” diyordu. Yahudiler, bunu bazı sahabelere de yapıyorlardı. Allah’ın öğrettiği selâm için bkz. En’âm, 6/54; Neml, 27/59; Ahzâb, 33/56
9
Ey inananlar! Siz baş başa gizli konuştuğunuz zaman, günah, düşmanlık ve peygambere isyan konusunda konuşmayınız. İyilik etmeyi ve sorumluluk bilincini konuşunuz ve huzurunda toplanacağınız Allah’a karşı sorumluluk bilincinde olunuz.⁵
5 Krş. Mâide, 3/2
10
Gizli konuşmalar, inananları üzmek için ancak şeytandandır. Fakat Allah’ın izni olmaksızın şeytan inananlara bir zarar veremez. O hâlde inananlar ancak Allah’a güvenip dayansınlar.
11
Ey inananlar! Size “Meclislerde yer açınız [tefessehû]” dendiği zaman yer açınız ki Allah da size yer/genişlik versin. Size “Kalkınız!” dendiği zaman da hemen kalkınız ki, Allah içinizden inananların ve kendilerine ilim verilenlerin derecelerini yükseltsin. Allah yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.⁶
6 Hz. Peygamber’in meclisinde bazı Bedir gazileri yer bulamamışlardı. Bu ayet bunun üzerine geldi. Keza, Yûsuf Has Hacip de Kutadgubilig’de, “Âlimlerin oturduğu yer başköşedir. Kapı eşiği de olsa” diyerek adeta bu ayeti tefsir etmiştir.
12
Ey inananlar! Elçiyle gizli/baş başa konuşacağınız zaman, bu konuşmanızdan önce bir sadaka veriniz.⁷ Bu sizin için daha hayırlı ve daha temizdir. Eğer verecek bir şey bulamazsanız muhakkak ki Allah, Gafûr’dur, Rahîm’dir.
7 Bu ayetin iniş sebebi Hz. Peygamber’in gereksiz yere meşgul edilmemesidir.
13
Baş başa konuşmanızdan önce sadakalar vermekten çekindiniz [eşfaktum] mi? Bunu yapamadınız ve Allah da tevbelerinizi kabul ettiğine göre artık namazı dosdoğru kılınız, zekâtı veriniz, Allah’a ve elçisine itaat ediniz. Allah yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.
14
(Ey Peygamber!) Allah’ın kendilerine gazap ettiği bir topluluğu [kavm] dost edinenleri görmedin mi? Onlar ne sizdendirler ne de onlardan. Onlar bile bile yalan yere yemin ediyorlar.
15
Allah, onlar için şiddetli bir azap hazırlamıştır. Muhakkak ki onların yaptıkları ne kötüdür!
16
Onlar yeminlerini kalkan yapıp (insanları) Allah yolundan döndürdüler. Bu yüzden onlar için alçaltıcı [muhîn] bir azap vardır.
17
Onların ne malları ne de çocukları Allah’a karşı bir fayda sağlar. İşte onlar ateş ehlidirler. Orada sürekli kalıcıdırlar.
18
Allah’ın hepsini dirilteceği gün, size yemin ettikleri gibi O’na da yemin ederler ve bunun kendilerine bir yarar sağlayacağını sanırlar. Dikkat ediniz! Muhakkak ki onlar yalancıların tâ kendileridirler.
19
Şeytan onların üzerinde egemenlik kurmuş [istahveze] ve onlara Allah’ı anmayı unutturmuştur. İşte şeytanın yandaşları/taraftarları [hizb] onlardır. Dikkat ediniz! Muhakkak ki şeytanın taraftarları zarara uğrayanların tâ kendileridirler.
20
Muhakkak ki Allah’a ve elçisine karşı gelenler ise, işte onlar en aşağı kimselerin içindedirler.
21
Allah, “Ben ve elçilerim elbette üstün gelenleriz” diye yazmıştır. Muhakkak ki Allah, Kavîy’dir, Azîz’dir.⁸
8 Krş. 9/33; Sâffât, 37/171-173
22
Allah’a ve ahiret gününe inanan bir toplumun [kavm]; babaları/ataları, oğulları, kardeşleri ve akrabaları [aşiretehum] da olsa Allah ve elçisine karşı gelen/düşman olan [hâdde] kimselerle dostluk ettiğini göremezsin. İşte Allah, imanı onların kalplerine yazmış ve onları kendi katından bir ruhla desteklemiştir. Onları içlerinde sürekli kalacakları, altlarından ırmaklar akan cennetlere sokacaktır. Allah onlardan razı olmuş, onlar da Allah’tan razı olmuşlardır. İşte onlar, Allah’ın tarafında olanlardır [hizb]. Dikkat ediniz! Muhakkak ki Allah’ın tarafında olanlar, kurtuluşa/mutluluğa erenlerin tâ kendileridirler.