2
Satır satır yazılmış Kitâb’a,
3
Yayılmış ince deri üzerine.
4
Beyt-i Ma’mûr’a,¹
1 Beyt-i Ma’mûr’dan kasıt Kâbe’dir. Aynı zamanda Hak katındaki mescittir diyenler de vardır. “Mescid-i Aksâ” (=En uzak mescit)
7
Muhakkak ki Rabbinin azabı elbette gerçekleşecektir.
8
Onu önleyecek hiçbir şey yoktur.
9
O gün gök bir çalkalanışla çalkalanır.
10
Dağlar bir yürüyüşle yürür.
11
O gün yalancıların vay hâline!²
2 Krş. Murselât, 77/15 vd.
12
Onlar, daldıkları boş şeyler içinde oyalanıp duruyorlar.
13
O gün cehennem ateşine itilip kakılarak atılırlar.
14
(Onlara şöyle denir): “İşte yalanlayıp durduğunuz ateş budur”
15
“Bu bir sihir mi, yoksa siz mi görmüyorsunuz?”
16
“Yaslanın oraya! [ıslavhâ] Sabretseniz de sabretmeseniz de sizin için birdir. Ancak yaptıklarınızın karşılığı verilir.”
17
Muhakkak ki Allah’a karşı sorumluluk bilincinde olanlar cennetlerde ve nimetler içindedirler.
18
Rablerinin kendilerine verdikleri şeylerle safâ sürerler [fâkihîne]³ ve Rableri Onları cehennem [cahîm] azabından korumuştur.
3 Krş. Zâriyât, 51/16
19
“Yaptıklarınıza karşılık âfiyetle yiyiniz, içiniz!” (denilir).
20
Sıra sıra dizili koltuklara/sedirlere yaslanmış olarak.⁴ Biz onları güzel gözlü/bakışlı saf ve temiz eşlerle [hurin ıyn] eşleştiririz.
4 Cennetliklerin bu durumu, onların iç huzuru ve mutluluklarının bir temsili anlatımıdır. Sedir olarak tercüme ettiğimiz “serir” kelimesi ile mutluluk anlamında olan “sürûr” kelimesi de aynı kökten gelir.
21
İnanan ve soyları da inanarak kendilerine tabi olan kimselere soylarını da katarız. Biz onların yaptıklarından hiçbir şeyi eksiltmeyiz. Herkes kazandığına karşılık bir rehindir.⁵
5 Krş. Ra’d, 13/23; Mü’min, 40/8
22
Onlara canlarının çektiği meyve ve etten bol bol veririz.
23
Orada boş söz söyletmeyen, (içilince) günaha sokmayan bir kâseyi kapışırlar [yetenâze’ûne].
24
Hizmetlerine verilmiş, her biri sanki sedefte saklı bir inci gibi olan genç hizmetçiler/uşaklar [ğılmân] etraflarında döner dururlar.
25
Birbirlerine dönüp karşılıklı sorular sorarlar.
26
Derler ki: “Muhakkak biz daha önce ailemiz içinde yaşarken korku içindeydik [muşfikîn].”
27
“Allah bize lütfetti de bizi o kavurucu [semûm] azaptan korudu.”
28
“Gerçekten biz O’na daha önceden dua ediyorduk. Muhakkak ki O, Berr’⁶dir, Rahîm’dir.”
6 El-Berr: İyilik eden, ihsanda bulunan.
29
(Ey Peygamber!) O hâlde öğüt vermeye devam et. Zira sen, Rabbinin nimeti sayesinde ne kâhinsin ne de deli.⁷
7 Krş. Kalem, 68/2
30
Yoksa onlar, “O bir şâirdir; zamanın onun aleyhine dönmesini/zamanın başına bilinmeyen bir şey getirmesini⁸ gözetliyoruz/bekliyoruz” mu diyecekler?
8 Reyb, daha önce de belirttiğimiz gibi, kesin gerçeğin tam zıddını veren bir kelimedir. Yani, hakikatle ilgili her türlü, şüphe, şekk, zan, tereddüt, ihtimal, tahmin vb ihtiva ediyor olumsuzluk hâli ise “lâ reyb”=kesin gerçeği veriyordu. Burada ise “reybe’l-menûn” (zamanın aleyhe dönmesi veya zamanın başına bilinmeyen bir şey getirmesi) anlamında bir deyimdir.
Sonraki 19 ayet →