1
Ey inananlar! Allah’ın ve elçisinin önüne geçmeyiniz.¹ Allah’a karşı sorumluluk bilincinde olunuz. Muhakkak ki Allah, Semî’dir, Alîm’dir.
1 Allah ve elçisinin önüne geçmek demek, genel anlamda; kişinin kendi düşünce ve fikirlerinin öne alınması veya intisap edilen kişinin yahut liderin Allah’tan ve peygamberden daha değerli ve daha saygın tutulmasıdır.
2
Ey inananlar! Sesinizi Peygamber’in sesinin üzerine yükseltmeyin. Birbirinize bağırdığınız [techerû] gibi, ona bağırmayın. Yoksa siz farkına varmadan işledikleriniz boşa gider.²
2 Bu ve sonraki ayetin iniş sebebi olarak kaynaklarda geçen bilgiler şöyledir; Bir gün Hz. Ebu Bekir ile Hz. Ömer, Temimoğullarına emirlik yapacak kişinin kim olması gerektiği hususunda Hz. Peygamber’in huzurunda yüksek sesle tartışırlar, bunun üzerine bu ayet inmiştir. Ayrıca bu ve müteakip ayet Hz. Peygamber’e ve onun huzurunda nasıl davranılması gerektiğini de hatırlatmaktadır.
3
Muhakkak ki seslerini Allah’ın elçisinin huzurunda kısanlar [yeğuddû], işte onlar Allah’ın kalplerini sorumluluk bilinci konusunda sınadığı kimselerdir. Onlar için bağışlanma ve büyük bir mükâfat vardır.
4
Sana odaların arkasından seslenenlerin pek çoğu aklı ermeyen kimselerdir.³
3 Ayetin iniş sebebi olarak şöyle rivayet edilir: Bir gün Temim kabilesinden bazı kişiler Hz. Peygamber’le görüşmek isterler. Onlara Hz. Peygamber’in istirahat etmekte olduğu söylenmiştir. Buna rağmen onlar evin arka tarafına geçip: “Muhammed! Dışarıya çık, yanımıza gel!” gibi sözlerle yüksek sesle çağırmışlardır. Hz. Peygamber, onların bu davranışından rahatsız olmuştur. Krş. Nur, 24/63.
5
Eğer onlar sen yanlarına çıkıncaya kadar sabretselerdi, elbette kendileri için daha hayırlı olurdu. Zira Allah, Gafûr’dur, Rahîm’dir.
6
Ey inananlar! Size yoldan çıkmış/günahkâr [fâsık] biri bir haber getirirse onu iyice araştırınız. Yoksa bilmeden bir topluluğa [kavm] kötülük yapmış olursunuz da sonra ettiğinizden pişmanlık duyarsınız.
7
Biliniz ki, Allah’ın elçisi aranızdadır. Şayet o, birçok işte size itaat etseydi/uysaydı, elbette sıkıntıya düşerdiniz. Fakat Allah size imanı sevdirmiş ve onu kalplerinize güzel göstermiş inkârı, günahı [fıskı] ve isyanı da çirkin göstermiştir. İşte bunlar doğru yolda olanların [râşidûn] tâ kendileridir.
8
Bu Allah katından bir lütuf ve bir nimettir. Zira Allah Alîm’dir, Hakîm’dir.
9
Eğer mü’minlerden iki grup [tâ’ifetân] birbiriyle savaşırsa, hemen aralarını düzeltiniz. Şayet biri diğerine saldıracak olursa, Allah’ın buyruğuna dönünceye kadar, saldıran tarafla savaşınız. Eğer dönerse aralarını adaletle düzeltiniz ve adil olunuz. Muhakkak ki Allah adil davrananları sever.
10
Ancak inanmış olanlar/mü’minler kardeştirler. O hâlde kardeşlerinizin arasını düzeltiniz. Allah’a karşı sorumluluk bilincinde olunuz ki, merhamet olunasınız.
11
Ey inananlar! Bir topluluk [kavm] diğer bir toplulukla [kavm] alay etmesin! Ola ki onlar kendilerinden daha hayırlıdırlar. Kadınlar da başka kadınlarla alay etmesin! Ola ki onlar kendilerinden daha hayırlıdırlar. Birbirinizi karalamayınız ve kötü lakaplarla da çağırmayınız. İmandan sonra yoldan çıkmak/günahkâr olmak [fusûk] ne kötü bir addır! Kim tevbe etmezse işte onlar zalimlerin tâ kendileridir.
12
Ey inananlar! Zandan çok sakınınız. Muhakkak ki bazı zanlar günahtır [ism]. Birbirlerinizin gizli/mahrem hâllerini araştırmayınız ve birbirinizin gıybetini/dedikodusunu⁴ etmeyiniz. Sizden biriniz ölü kardeşinin etini yemeyi sever mi? Bak hemen tiksindiniz! Allah’a karşı sorumluluk bilincinde olunuz. Muhakkak ki Allah Tevvâb’dır, Rahîm’dir.
4 “Hz. Peygamber şöyle buyurdu: Gıybet, din kardeşini hoşlanmadığı bir şeyle anmandır. Eğer o söylediğin şey kardeşinde varsa gıybet etmiş, şayet yoksa ona iftira etmiş olursun.” (Müslim, Birr, 70; Tirmizî, Birr, 23; Ebu Davud, Edeb, 35).
13
Ey insanlar! Muhakkak ki Biz sizi bir erkekle [zeker] bir dişiden [unsâ]⁵ yarattık ve birbirinizi tanımanız için sizi boylara [şu’ûben] ve kabilelere ayırdık. Sizin en yüceniz Allah katında en fazla sorumluluk bilincine sahip olanınızdır. Muhakkak ki Allah Alîm’dir, Habîr’dir.
5 Burada kullanılan kelimeler erkek (zeker) ve dişi (unsâ)dir. Bazılarının iddia ettiği gibi, bir adam (racul) ve bir kadın (imre’e) veya Âdem ve Havva değildir. Bu erkek ve dişilikten, spermatozoid (nutfe) ve dişilik yumurtasını (ovule) anlayabiliriz. Hatta (X) ve (Y) kromozomlarını da düşünebiliriz. Ayette kastedilen anlam, herkesin hilkatte aynı özellikleri taşıdığıdır. Yani kimse doğuştan imtiyazlı doğmaz, onu bir kabileye, bir aşirete mensubiyeti de imtiyazlı/ayrıcalıklı kılmaz. Onu ayrıcalıklı yapan, Allah’a karşı sorumluluk bilincidir yani takvadır. Ayrıca oymak, boy ve kabileler için “Biz kıldık” ifadesiyle oluşan kavim ve milletler, demek ki ilahi iradenin bir tecellisidir.
14
(Ey Peygamber!) Bedevîler; “İnandık” diyorlar.⁶ De ki: “Siz (henüz) inanmadınız, fakat (zahiren) ‘teslim/Müslüman olduk’ deyiniz. Çünkü iman henüz kalplerinize yerleşmedi. Eğer Allah’a ve elçisine itaat ederseniz, Allah yaptıklarınızdan hiçbir şeyi eksiltmez. Muhakkak ki Allah, Gafûr’dur, Rahîm’dir.”
6 Çölde yaşayan bir kısım Bedeviler, hatta Benu Esed ve Benu Temîm kabilelerinden olan kimseler, tam inanmadıkları hâlde gruplar halinde Hz. Peygamber’e gelip, sadakalardan ve diğer birtakım sosyal yardımlardan pay istiyorlardı. Bu ayetler bunlarla ilgili olarak nazil olmuştur.
15
“İnananlar ancak Allah’a ve elçisine inanan ve bu (inancından) kesinlikle ödün vermeyen [lem yertâbû] ve Allah yolunda mallarıyla canlarıyla cihat edenlerdir. İşte onlar doğru olanların tâ kendileridir.
16
(Ey Peygamber!) De ki: “Dininizi Allah’a mı öğretiyorsunuz? Oysa Allah, göklerde olanları da yerde olanları da bilir. Zira Allah her şeyi hakkıyla bilendir.”
17
(Bedeviler) Müslüman oldular diye seni minnet altında bırakmak istiyorlar. De ki: “Müslümanlığınızı başıma kakmayınız. Bilakis, eğer doğru söyleyenlerden iseniz, imana eriştirdiği için Allah sizi minnet altında bırakır.”
18
Muhakkak ki Allah, göklerin ve yerin algılanamayan gerçeklerini [ğayb] bilir. Zira Allah yaptıklarınızı hakkıyla görmektedir.