Ana SayfaMealler › İsmail Yakıt
İY

İsmail Yakıt

İsmail Yakıt
İsmail Yakıt meali ile okumaya başla
Fetih 1 / 29
1
(Ey Peygamber!) Muhakkak ki Biz sana apaçık bir fetih verdik.¹ 1 “Fetih verdik” demek, “Fethin yolunu açtık, yürü!” anlamındadır. Bu sûre Hudeybiye Barışı’ndan sonra inmiştir. Bu barış aslında Müslümanların aleyhine gibi gözükse de ileride pek çok başarılara yol açmıştır. Bu barış bazı sahabelerin muhalefetine rağmen imzalanmış bir barıştır. Hz. Peygamber’in keskin zekâsının bir sonucudur.
İ. Yakıt 48:1
2
Böylece Allah, senin geçmiş ve gelecek günahlarını² bağışlar, sana olan nimetini tamamlar ve seni dosdoğru yola eriştirir. 2 “Zenb” kelimesi günah manasına gelse de “kusur ve kabahat” anlamına da gelir. Peygamberler için bilerek işlenmiş kasdi bir günah söz konusu değildir.
İ. Yakıt 48:2
3
Böylece sana kimsenin güç yetiremeyeceği bir yardımda bulunur.
İ. Yakıt 48:3
4
İnananların imanlarını kat kat artırmak için kalplerine iç huzuru [sekîne] indiren O’dur. Göklerin ve yerin orduları Allah’a aittir. Zira Allah Alîm’dir, Hakîm’dir.
İ. Yakıt 48:4
5
Bütün bunlar; Allah’ın, inanan erkeklerle inanan kadınları, içinde sürekli kalacakları, altlarından ırmaklar akan cennetlere koyması ve onların günahlarını örtmesi içindir. İşte bu Allah katında çok büyük bir kurtuluştur.
İ. Yakıt 48:5
6
(Yine bunlar) Allah hakkında kötü zanda bulunan münafık erkeklerle, münafık kadınlara, kendisine ortak koşan erkeklere ve kendisine ortak koşan kadınlara azap etmesi içindir. Onların kötü düşünceleri dönüp başlarına gelsin! Allah onlara gazap etmiş, onları lanetlemiş ve kendilerine cehennemi hazırlamıştır. Ne kötü bir dönüş yeridir orası!
İ. Yakıt 48:6
7
Göklerin ve yerin orduları Allah’a aittir. Zira Allah, Azîz’dir, Hakîm’dir.
İ. Yakıt 48:7
8
(Ey Peygamber!) Biz seni bir şahit, bir müjdeci ve bir uyarıcı olarak gönderdik ki,
İ. Yakıt 48:8
9
(Ey insanlar! Siz de) Allah’a ve elçisine inanasınız, ona destek veresiniz ve ona saygı gösteresiniz ve sabah akşam Allah’ı tesbih edesiniz.
İ. Yakıt 48:9
10
(Ey Peygamber!) Muhakkak ki sana biat edenler³, ancak Allah’a biat etmiş olurlar. Allah’ın eli⁴ onların elinin üzerindedir. Kim sözünden cayarsa [nekese] kendi aleyhine caymış olur. Kim de verdiği sözü yerine getirirse [evfâ], Allah ona çok büyük bir mükâfat verecektir. 3 Biat veya bey’at etmek, her zaman ve her yerde Hz. Peygamber’in yanında olacağına, o ne derse yapacağına dair bağlılık yemini/sözü vermektir. El uzatılarak verilen bir sözdür. 4 “Allah’ın eli” tabiri, O’nun da bizim gibi elinin olacağı anlamında değildir. Elden kasıt; güç, kuvvettir. O’nun gücü hepsinin gücünün üzerindedir demektir. Onların Hz. Peygamber’e bağlılıklarına Allah’ın şahit olduğunun mecâzi bir ifadesidir.
İ. Yakıt 48:10
11
Bedevilerden (savaştan) geri bırakılanlar sana, “Bizi mallarımız ve ailelerimiz alıkoydu, bunun için Allah’tan bizim bağışlanmamızı dile” diyecekler ve böylece kalplerinde olmayan şeyi dilleriyle söylerler. Onlara de ki: “Allah size bir zarar vermeyi dilemiş yahut size bir yarar sağlamayı istemiş olsa, O’na karşı kimin hangi şeye gücü yeter? Zira Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.
İ. Yakıt 48:11
12
Bilakis siz (Ey münafıklar!), elçinin ve inananların ailelerine ebediyen geri dönemeyeceklerini zannettiniz. Bu sizin kalplerinize güzel göründü de kötü bir zanda bulundunuz. Siz yok olmayı hak etmiş [bûrân] bir topluluksunuz [kavm].
İ. Yakıt 48:12
13
Kim Allah’a ve elçisine inanmazsa, muhakkak ki Biz inkârcılar için çılgın alevli bir ateş hazırladık.
İ. Yakıt 48:13
14
Göklerin ve yerin hükümranlığı Allah’a aittir. O, dilediğini bağışlar, dilediğine azap eder. Zira Allah, Gafûr’dur, Rahîm’dir.
İ. Yakıt 48:14
15
Siz ganimet almaya giderken, (savaştan) geri bırakılmış olanlar, “Bırakınız, biz de size tabi olalım/sizinle gelelim” diyeceklerdir. Onlar Allah’ın sözünü değiştirmek isterler⁵. De ki: “Siz bize tabi olamazsınız. Allah önceden (kimlerin alacağını) böyle buyurmuştur.” Onlar da “Bilakis, siz bizi kıskanıyorsunuz” diyeceklerdir. Aksine, onlar anlayışı kıt olan kimselerdir. 5 Değiştirmek istedikleri hüküm; Tevbe, 9/83. ayetteki hükümdür. Çünkü orada Hz. Peygamber’le beraber özürsüz bir sefere katılmayan, diğer hiçbir sefere katılamaz ve ganimetten de pay alamaz şeklindeki hükümdür.
İ. Yakıt 48:15
16
O, (seferden) geri kalan bedevilere de ki: “Siz yakında çok güçlü bir kavme karşı savaşmaya davet edileceksiniz. Onlarla ya savaşırsınız yahut da onlar teslim olurlar.⁶ Eğer (emre) itaat ederseniz, Allah size güzel bir mükâfat verir. Eğer daha önce döndüğünüz gibi yine dönerseniz, O sizi can yakıcı bir azaba uğratır.” 6 Bu ayeti “onlar teslim oluncaya kadar savaşacaksınız” şeklinde de anlayabiliriz.
İ. Yakıt 48:16
17
(Savaşa katılamaması hâlinde) köre bir sorumluluk yoktur, topala bir sorumluluk yoktur, hastaya da bir sorumluluk yoktur. Kim Allah ve elçisine itaat ederse, Allah onu altlarından ırmaklar akan cennetlere koyar. Kim yüz çevirirse onu da can yakıcı bir azaba uğratır.
İ. Yakıt 48:17
18
(Ey Peygamber!) Andolsun ki ağacın altında sana biat eden mü’minlerden Allah razı/hoşnut olmuştur. Allah onların kalplerinde olanları bilmiş ve onların üzerine iç huzuru [sekîne]⁷ indirmiştir. Onları çok yakında gelecek bir fetihle ödüllendirmiştir [esâbehum].⁸ 7 Sekîne, ruh sükûnetine denir. Biz “iç huzuru” diye tercüme ettik. 8 Ayette bahsedilen fetih, Hudeybiye Barışı’ndan sonra hemen gerçekleşen Hayber’in fethidir. Sözü edilen ganimetler de Hayber’in ganimetleridir.
İ. Yakıt 48:18
19
Elde edecekleri pek çok ganimetlerle de… Zira Allah Azîz’dir, Hakîm’dir.
İ. Yakıt 48:19
20
Allah size, elde edeceğiniz pek çok ganimet vaat etmiştir. Şimdilik bunu size hemen vermiş ve insanların ellerini üzerinizden çekmiştir.⁹ Bu, hem inananlara bir delil [âyet] olsun, hem de sizi dosdoğru bir yola iletsin. 9 İnsanların ellerini Müslümanların üzerinden çekmiş olması, Esed ve Katafanoğulları kabileleri, Hayber’in fethinde, Hudeybiye Sözleşmesi’yle Müslümanlar Mekkelileri dize getirdi diye korkup Yahudilere yardım edememişlerdir. Ayrıca Mekkeliler de Hudeybiye sözleşmesinden dolayı, Müslümanlarla on yıl savaşmayacakları için Yahudilere yardım edemediler. Böylece azılı düşmanlar ellerini Müslümanların üzerinden çekmiş oldular. Hudeybiye Antlaşması’ndan sonra, Müslümanların zaferleri durmadı. Hatta Atlas Okyanusu’ndan Mançurya kıyılarına kadar uzanan büyük fetihlerin de kapısını açtı. Ayetteki bu ilahi haber yeri geldikçe zaman içinde gerçekleşti.
İ. Yakıt 48:20
21
Henüz elde edemediğiniz ve Allah’ın koruması altında olan başka (kazançlar/ganimetler) de vardır. Zira Allah her şeye hakkıyla gücü yetendir.
İ. Yakıt 48:21
22
Şayet inkâr edenler sizinle savaşsalardı arkalarını dönüp kaçarlar(dı), sonra da ne bir dost ne de bir yardım edici bulabilirlerdi.
İ. Yakıt 48:22
23
Allah’ın daha önce gelip geçenlere uyguladığı yasası [sunnetullah] budur. Allah’ın yasasında asla bir değişiklik bulamazsın.¹⁰ 10 Krş. Fâtır, 35/43
İ. Yakıt 48:23
24
Size onlara karşı zafer verdikten sonra Mekke’nin göbeğinde, onların ellerini sizden, sizin ellerinizi onlardan çeken O’dur. Zira Allah yaptıklarınızı görmektedir.
İ. Yakıt 48:24
25
İnkâr edenler ve sizi Mescid-i Harâm’ı ziyaretten ve bekletilmekte olan kurbanlıkları [hedye] yerine ulaştırmaktan alıkoyanlar onlardır¹¹. Eğer bilmeyerek çiğnemeniz sebebiyle üzüntüye kapılacağınız inanmış erkeklerle inanmış kadınlarınız olmasaydı, Allah savaşı önlemezdi. Bu Allah’ın dilediğini rahmetine dâhil etmesi içindir. Eğer inananlarla inkâr edenler birbirinden ayrılmış olsalardı, onlardan inkâr edenleri elbette can yakıcı bir azaba uğratırdık. 11 Bilindiği üzere, Hudeybiye Antlaşması’na göre, Hz. Peygamber umre haccından vazgeçmiş ve mü’minler de yanlarında getirdikleri kurbanları Hudeybiye’de kesmek zorunda kalmışlardı. Ayet bu olaya işaret ediyor.
İ. Yakıt 48:25
26
Hani, inkâr edenler kalplerine taassubu [hamiyyete], o câhiliye taassubunu yerleştirmişlerdi¹². Bunun üzerine Allah, elçisinin ve inananların üzerine iç huzuru [sekîne] indirdi. Onların Allah’a karşı sorumluluk bilincine bağlı kalmalarını sağladı [kelimete’t-takvâ]. Zaten onlar buna lâyık ve ehil kimselerdi. Zira Allah, her şeyi hakkıyla bilendir. 12 Câhiliye taassubu, küfürde aşırı inat ve dediklerini yaptırma gururu olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü Hudeybiye Barış Antlaşması’nda tarafların imzaları şöyleydi: “Resulullah Muhammed” ve “Kureyş elçisi Süheyl.” Süheyl antlaşma metnine Hz. Peygamber’in adının “Resulullah Muhammed” diye değil de “Abdullah oğlu Muhammed” yazılmasını istedi. Mekkeliler de destek vererek, “Biz senin Allah’ın elçisi olduğuna inansak, seninle savaşmazdık” dediler. Yoksa antlaşma bozulacaktı. Hz. Peygamber antlaşmanın ileride Müslümanların çok hayrına olacağını bildiği için, Hz. Ali’den silmesini ve dedikleri gibi yazmasını istedi. Hz. Ali de “Resulullah Muhammed” yazısını silmektense ölmeyi tercih edeceğini söyledi. Hz. Peygamber, silgiyi eline aldı, okuma yazma bilmediğinden ismini bulamadı. Hz. Ali’ye göstermesini söyledi. O, istemeyerek gösterdi ve Hz. Peygamber ismini sildi ve Hz. Ali’ye tekrar “Abdullah oğlu Muhammed yaz” dedi. (Bilgi için Bkz. Hz. Peygamber’i Anlamak isimli kitabımız, s. 55).
İ. Yakıt 48:26
27
Andolsun, Allah, elçisinin rüyasını doğru çıkardı. İnşaallah Mescid-i Harâm’a güven içinde, başlarınızı tıraş etmiş ve/veya saçlarınızı kısaltmış olarak korkusuzca gireceksiniz. Allah sizin bilmediğinizi bildi ve size bundan daha yakın bir fetih daha verdi.¹³ 13 Bu fetih ileride Hayber’in fethi olacaktır.
İ. Yakıt 48:27
28
Elçisini hidayet ve hak din ile ve bu dini bütün dinlerden üstün kılmak üzere gönderen O’dur. Şahit olarak Allah yeter.
İ. Yakıt 48:28
29
Muhammed Allah’ın elçisidir. Onunla beraber olanlar kâfirlere karşı çok sert ve kendi aralarında ise merhametlidirler¹⁴. Sen, onları rükû ve secde hâlinde Allah’tan lütuf ve hoşnutluk [rıdvânân] dilerken görürsün. İşaretleri yüzlerindeki secde izleridir. Bu, onların Tevrat’taki özellikleridir. İncil’deki özellikleri de şöyledir: Tıpkı onlar filizini çıkarmış, onu güçlendirmiş kalınlaşmış ve sapı/ gövdesi üzerine dikilerek ekincilerin de hoşuna giden bir ekin gibidir. Bu misal kâfirleri öfkelendirir. Allah, onlardan inanıp, iyi ve yararlı işler [sâlihât] yapanlara bağışlama ve büyük bir mükâfat vaat etmiştir. 14 Krş. Mâide, 5/54
İ. Yakıt 48:29
Fetih suresi tamamlandı