2
(Bu Kur’an) Rahmân ve Rahîm’den indirilmedir.
3
Bu, bilen bir topluluk [kavm] için, Arapça bir Kur’an olarak¹, ayetleri ayrıntılı açıklanmış bir kitaptır.
1 Krş. Yûsuf, 12/2
4
Bir müjdeci ve bir uyarıcıdır. Fakat onların pek çoğu yüz/ sırt [a’rada] çevirmişlerdir, artık işitmezler.
5
Şöyle dediler: “Bizi çağırdığın şeye karşı kalplerimiz kapalıdır [ekinne], kulaklarımızda bir ağırlık ve seninle bizim aramızda bir perde vardır.² Sen (istediğini) yap, biz de yapıyoruz.”
2 Krş. En’âm, 6/25; İsrâ, 17/46, Kehf, 18/57
6
(Ey Peygamber!) De ki: “Ben ancak sizin gibi bir beşerim/insanım. Bana tanrınızın bir tek Tanrı olduğu vahyolunuyor. Dosdoğru O’na yöneliniz ve O’ndan bağışlanma dileyiniz. Ortak koşanların vay hâline!”
7
Onlar arınmak için [zekât] vermezler³ ahireti de inkâr ederler.
3 Buradaki zekât, arınmak amacıyla karşılıksız yardımdır. Dinin temel ilkelerinden olan ve Medine’de farz olan “zekât” ise henüz farz olmamıştı. Bir tavsiye olarak yavaş yavaş yapılıyordu. Ayetin iniş sebebi ise, Kureyşliler, Hac mevsiminde gelenek olarak yemek ve su dağıtırlardı. Mekke döneminde bundan Müslümanları mahrum bıraktılar. Bunun üzerine bu ayet geldi.
8
Muhakkak ki inanıp, iyi ve yararlı işler [sâlihât] yapanlar için kesintisiz [gayru memnûn] bir mükâfat vardır.
9
Gerçekten siz mi yeri iki evrede (günde) yaratanı inkâr ediyor ve O’na eşler/ortaklar [endâd] koşuyorsunuz? O, âlemlerin Rabbidir.
10
O, dört evrede/günde; yeryüzünde yükselen sağlam dağları [revâsiye] var etti. Orada bolluk ve bereket meydana getirdi ve orada (rızık) arayanların ihtiyaçlarına uygun olarak rızıklar takdir etti.⁴
4 Krş. A’râf, 7/56; Yûnus, 10/3
11
Ayrıca,⁵ duman hâlindeki göğü de şekillendirdi. Ona ve yeryüzüne, “İsteyerek veya istemeyerek ikiniz de (emrime) geliniz”⁶ dedi. Her ikisi de “İsteyerek geldik” dediler.
5 Genellikle “sonra” anlamında kullanılan “summe” edatı, “dahası, hatta ayrıca, ve” anlamında da kullanılır. Biz bu anlamlardan “ayrıca” anlamında olanı seçtik. Göğün yaratılışı ve şekillenmesi bilimsel olarak dünyanınkinden önce olduğu söylense de ayette kozmik varoluşlarının aynı evrede olduğu anlaşılıyor. Burada hem göğe hem de yere hitap aynı anda yapılmıştır. Onun için önceki ayete uygun olarak önce dünyadan bahsetmiştir. Allah olayları insana yakın olandan başlayıp uzak olana doğru götürüyor. Böylece olayı, arzdan semaya olan bir istikamette insan idrakine sunuyor. 6 Onların Allah’ın emrine gelmesi, evrende hiçbir şeyin Allah’ın koyduğu yasanın (sünnetullah’ın) dışında olmadığı, her şeyin her zaman Allah’ın takdiri üzere işlevini yaptığının mecâzi bir ifadesidir. Allah’ın yarattığı yere ve göğe hitap etmesi onların da cevap vermesi insan idrakine uygun temsili bir anlatımdır.
12
Böylece onları iki evrede/günde yedi gök⁷ olarak hükmedip her bir göğe kendi işlevini yükledi. Biz dünya göğünü kandillerle süsledik ve onu koruduk. İşte bu, Azîz ve Alîm olanın takdiridir.
7 Yedi rakamı Araplarda kesretten/çokluktan kinayedir. “Yedi kat gök ve yer” ifadesi, deyim olarak evrenin tamamıdır.
13
(Ey Peygamber!) Artık yüz çevirirlerse onlara de ki: “Ben sizi Ad ve Semûd’un başlarına gelen korkunç bir azabın benzeri bir azapla [sâi’ka] uyardım.”
14
Onlara, “Yalnız Allah’a kulluk ediniz” diye önlerinden ve arkalarından elçiler geldiği zaman, “Eğer Rabbimiz dileseydi, elbette melekler indirirdi⁸. Muhakkak ki biz sizinle gönderilenleri inkâr ediyoruz” demişlerdi.
8 Krş. En’âm, 6/8-9
15
Ad (kavmi) ise yeryüzünde haksız olarak büyüklük taslamış, “Bizden daha güçlü kim var?” demişlerdi. Onlar kendilerini yaratan Allah’ın onlardan daha güçlü olduğunu görmüyorlar mı? Onlar Biz’im ayetlerimizi bile bile/ inadına inkâr ediyorlardı [yechadûn].
16
Biz de onlara dünya hayatında zillet azabını tattırmak için o uğursuz [nehisât] günlerde⁹ üzerlerine çok şiddetli/dondurucu bir rüzgâr gönderdik. Ahiret azabı elbette daha rezil edicidir. Onlara yardım da edilmez.¹⁰
9 Krş. Ahkâf, 46/24; Kamer, 54/19-20; Hâkka, 69/7 10 Krş. Hûd, 11/50-60; Ahkâf, 46/21-25
17
Semûd kavmine gelince, onlara doğru yolu göstermiştik. Fakat onlar körlüğü doğru yola tercih ettiler. Kazandıklarına karşılık alçaltıcı [elhûn] azabın yıldırımı onları yakalayıverdi.¹¹
11 Krş. Hûd, 11/61-68; Sâd, 38/13-15; Zâriyât, 51/43-44; Hâkka, 69/5
18
İnananları ve Allah’a karşı sorumluluk bilincinde olanları kurtardık.
19
O gün ise, Allah’ın düşmanları ateşe gönderilmek üzere toplanır ve sevk edilirler.
20
Nihayet oraya gelince, onların kulakları, gözleri ve derileri yaptıkları şeyler hakkında aleyhlerine şahitlik ederler.¹²
12 Krş. Yâsin, 36/65
21
Onlar derilerine, “Niçin bizim aleyhimize şahitlik ettiniz?” derler. Onlar da “Her şeyi konuşturan Allah bizi de konuşturdu. Sizi ilk defa O yarattı yine O’na döndürüleceksiniz” derler.
22
Siz, kulaklarınızın, gözlerinizin ve derilerinizin, aleyhinize şahitlik etmesinden sakınmıyordunuz. Fakat yaptıklarınızın çoğunu Allah’ın bildiğini zannetmiyordunuz.
23
İşte Rabbiniz hakkındaki bu zannınız sizi mahvetti ve zarara uğrayanlardan oldunuz.
24
Eğer katlanabilirlerse [yasbirû] şimdi onların yeri ateştir. Şayet (dünyaya) geri dönüp Allah’ın rızasını kazanmak için yeni bir fırsat isterlerse de [yeste’tibû] kendilerine böyle bir fırsat verilmeyecektir.¹³
13 Krş. En’âm, 6/28; İbrâhim, 14/21
25
Biz onların/inkârcıların başına birtakım (kötü) arkadaşlar sardık. Bunlar da onların önlerinde ve arkalarında bulunan her şeyi süslü gösterdiler. Böylece kendilerinden önce gelip geçmiş olan cin ve insan toplulukları ile ilgili verilen söz, onlar için de hak oldu. Muhakkak ki onlar zarara uğrayan kimselerdir.
26
İnkâr edenler (birbirlerine), “Bu Kur’an’ı dinlemeyiniz, onun hakkında anlamsız sözler [lağv] yayınız¹⁴. Belki (onun gücünü) bastırırsınız” dediler.
14 Müşrikler aslında Kur’an’ın gücünün farkındalar. Kur’an’ın gücünü bastırmak ve onu değersiz kılmak için birtakım vehim ürünü şayialar çıkarmak istiyorlar. Mesela, Kur’an’ı kendisi yazdı, kendisi uydurdu, eski kitaplardan aktardı, ona yabancı biri gelip öğretiyor o bize tekrarlıyor, İran masalları bunun hikâyelerinden daha güzel, kendisi şair, o bir şair sözü, sihirbazın sözleri vb gibi Kur’an’ı değersiz kılacağını düşündükleri birtakım boş, anlamsız ve maksatlı sözler kastediliyor.
27
İnkâr edenlere şiddetli bir azabı tattıracağız ve elbette onları yaptıklarının en kötüsüyle cezalandıracağız.
28
İşte böyle. Allah düşmanlarının cezası ateştir. Ayetlerimizi bile bile/inadına inkâr etmelerinden ötürü ceza olarak içinde sürekli kalınacak yurt vardır.
29
İnkâr edenler (o yurtta), “Rabbimiz! Cinlerden ve insanlardan bizi saptıranları bize göster ki, en aşağılardan olmaları için onları ayaklarımızın altına alalım” derler.
30
Muhakkak ki: “Rabbimiz Allah’tır” deyip sonra da dosdoğru yolda olanların üzerlerine: “Korkmayınız, üzülmeyiniz, size vaat edilen cennetle sevininiz” diyerek melekler iner.
Sonraki 24 ayet →