Ana SayfaMealler › İsmail Yakıt
İY

İsmail Yakıt

İsmail Yakıt
İsmail Yakıt meali ile okumaya başla
Nisa 1 / 176
1
Ey İnsanlar! Sizi tek bir özden/cevherden [nefs vâhide]¹ ve ondan da/o cevherden de eşini yaratan ve her ikisinden de çok sayıda erkek ve kadınlar çıkaran Rabbinize karşı sorumluluk bilincinde olunuz! Adıyla birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah’a, akrabalara [erhâm] karşı sorumluluğunuzu koruyunuz. Muhakkak ki Allah üzerinizde daimi bir gözetleyicidir. 1 Müfessirlerin çoğu, neredeyse tamamı “nefs vâhide”den Âdem, “zevcehâ” tabirinden de Havva’nın kastedildiğini söylerler. Hâlbuki ayette, buna delalet eden sarih hiçbir delil/kanıt yoktur. 1-“Nefs vâhide” Âdem’in müradifi değildir. Âdem özel bir isimdir “ma’rife”(bilinen=harf-i tarifli)’dir. Halbûki “nefs vâhide” ise, “nekire” (belirsiz, =harf-i tarifsiz=sans article)’dir. 2- Âdem, erkek (müzekker=masculin), “nefs vâhide” ise dişi (müennes=feminin)’dir. 3-Eğer “nefs vâhide” yi Âdem olarak yorumlarsak, Araf (7/189-190)’a göre onu müşrik ve kâfir yapmış oluruz. Zira adı geçen ayette; “nefs vâhide” den yaratılan ve eşi de ondan var edilen kişi, Allah’tan salih bir evlat istedikleri, Allah’ın kendilerine istediklerini vermesine rağmen o ikisinin de Allah’a birçok şirk koştuğu ifade edilmektedir. Dolayısıyla “nefs vâhide” yi Âdem olarak yorumlamak mümkün değildir. Nefs vâhide’yi, insanı meydana getiren prensip, su, nutfe, cevher ve öz, can, hücre vb olarak anlamak ve onu her insan için geçerli bir kavram kabul etmek Kur’an semantiği açısından daha doğru ve daha tutarlıdır.
İ. Yakıt 4:1
2
(Ey inananlar!) Yetimlere mallarını (reşit olduklarında) veriniz, temizi pis ile değiştirmeyiniz². Onların mallarını kendi mallarınıza katıp yemeyiniz. Çünkü bu çok büyük bir günahtır. 2 Size ait olan kötü malları, yetimlere ait olan güzelleriyle değiştirmeyin demektir.
İ. Yakıt 4:2
3
Eğer yetimlerle evlenerek onlar hakkında adaleti yerine getirememekten korkarsanız, (diğer) beğendiğiniz, size helal olan kadınlardan ikiye, üçe ve dörde kadar evleniniz/evlenebilirsiniz [fe’nkihû]. Eğer onların aralarında da adaletsizlik yapmaktan korkarsanız biriyle³ veya akitle sorumluluğunuz altında bulunanla [mâ meleket eymânukum]⁴ yetinin. Zira bu haksızlık etmemeniz için en uygun bir yoldur. 3 Çok evlilik bir emir değil, bir ruhsattır. Sosyal ve ekonomik şartlar gereği, yetim ve dulları koruma altına almak gerektiğinde çok evliliğe devlet veya siyasi otorite izin verebilir. Buna ruhsat vardır. Ancak Kur’an her zaman tek evlilikten yanadır. 4 “Mâ meleket eymânikum” tabiri, (sağ elinizin altında bulunanlar) demektir. Eyman kelimesi, sağ el anlamında olduğu gibi yemin kelimesinin de çoğulu olduğundan “yeminler” anlamına da gelir. Bu yeminler aynı zamanda sözleşmelerdir. Dolayısıyla yeminlerle/sözleşmelerle yani akitlerle malik olduklarınız anlamı da vardır. Buradan akit/sözleşmelerin yapılan yeminlerle güçlendirilmiş olduğunu da düşünebiliriz. “Ma meleket eymânikum” tabiri ile burada köle/esir kadınlar söz konusudur. Esirler o dönemde kölelik sözleşmesi ile yani bir nevi akitle efendilerine ait oluyorlardı. Eş, hizmetçi, işçi vb gibi sözleşmelerden birine tabi idiler. Kadın kölelere cariye adı verilse de bu tabir Kur’an’da geçmez. Eş olacak kadın köleler, cariye olduğu andan itibaren akitle nikâh altında idiler, ancak mehirleri yoktu. Savaş esiri olduklarından esir alınırken çekilen zahmet veya satın alındıklarında verilen ücret mehirleri sayılırdı. Mehir hür kadına verilirdi. Buradan anlaşılan husus, nikâhsız hiçbir birleşmenin Kur’an’a göre caiz olmadığıdır. Ayette geçen fiil “nikâhlayınız” emridir. Zaten bunların da akitleri mevcuttu.
İ. Yakıt 4:3
4
Kadınlara mehirlerini gönül rızasıyla veriniz. Eğer onlar mehirlerinin bir kısmını kendi istekleriyle size bağışlayacak olurlarsa, o takdirde onu afiyetle yiyiniz.
İ. Yakıt 4:4
5
Allah’ın sizin için ayakta kalma vasıtası yaptığı mallarınızı aklı ermeyenlere [sufehâ’] vermeyin/teslim etmeyin. O mallarla yetimleri besleyin, giyindirin ve onlara güzel sözler söyleyin.
İ. Yakıt 4:5
6
Yetimleri evlenme/nikâh çağına kadar deneyiniz. Eğer onlarda (akıl açısından) bir olgunluk [ruşd]⁵ görürseniz, kendilerine mallarını teslim ediniz. Büyüyünce nasıl olsa geri alacaklar diye savurganlıkla yemeye kalkmayınız. Kim zengin ise çekinsin/tenezzül etmesin. Kim de fakirse münasip bir şekilde/örfe uygun olarak [ma’rûf] yararlanıp yesin. Onların mallarını teslim ettiğinizde onlar adına şahit bulundurun! (Unutmayınız ki) hesap sormak için Allah kâfidir.⁶ 5 Olgunluk akli ölçüler açısından olur. Bu da reşit yaşıdır. Bunun da aslında evlenme ve mallarını kendilerine teslim yaşı olduğu anlaşılıyor. 6 Krş. En’âm, 6/152
İ. Yakıt 4:6
7
Ana babanın ve akrabanın geriye bıraktıklarından erkeklere bir pay/hisse [nasîb] vardır. Ana babanın ve akrabanın geriye bıraktıklarından kadınlara da bir pay/hisse vardır. (Miras) az veya çok olsun, bunlar belirlenmiş hisselerdir.
İ. Yakıt 4:7
8
(Miras) taksimatında (mirasçı olmayan) akrabalar, yetimler ve yoksullar da orada hazır olurlarsa, onlara da (mirastan) bir şeyler veriniz/gönüllerini hoş ediniz ve onlara da güzel sözler söyleyiniz.
İ. Yakıt 4:8
9
Onlar/veliler/vasiler, eğer arkalarında korunmaya muhtaç çocuklar [zurriyeten] bıraktıkları takdirde, kendi çocukları hakkında nasıl endişe duyarlarsa, başkalarının çocukları için de aynı endişeyi taşısınlar. Onlar Allah’a karşı sorumluluk bilincinde olsunlar ve doğru [sedîd] söz söylesinler.
İ. Yakıt 4:9
10
Yetimlerin mallarını haksız yere yiyenler, (aslında) karınlarını ancak ateşle doldurmuş olurlar. Onlar alev alev yanan [saîr] bir ateşe yaslanacaklardır/gireceklerdir.
İ. Yakıt 4:10
11
Allah size çocuklarınızın (alacağı miras) hakkında, erkeğe dişinin payının iki katını tavsiye eder.⁷ Eğer ölenin kızları [nisâ’] ikiden fazla iseler, bıraktığının üçte ikisi onlarındır. Eğer mirasçı çocuk, sadece bir kız/kadın ise, yarısı onundur. Eğer ölenin çocuğu varsa ve (hayatta olan) ana babasının her birinin altıda bir hissesi vardır. Eğer çocuğu yok da ana babası ona vâris oluyorsa, anasına üçte bir düşer, eğer (ölenin) kardeşleri var (çocuğu yoksa) o zaman ananın payı altıda birdir. (Bütün bu hükümler ölenin) vasiyeti yerine getirildikten veya borcunun ödenmesinden sonradır. Babalarınızdan ve çocuklarınızdan hangisinin size fayda bakımından daha yakın olduğunu siz bilemezsiniz. (Bundan dolayı) paylar, Allah tarafından takdir edilmiş/ belirlenmiştir [farîdaten]. Muhakkak ki Allah Alîm’dir, Hakîm’dir. 7 İslamiyet’ten önce Araplarda kadınların mirastan nasibi yoktu. Bir Arap atasözüne göre: “Savaşta kılıç sallamayanın mirastan nasibi yoktur.” Bundan dolayı kadın ve çocuklar miras almıyordu. Savaşa fiilen katılmadıkları gibi kadınların ailede hiçbir mâli sorumlulukları da bulunmuyordu. Bütün yük erkeklerin omuzundaydı. O günkü şartlarda ailenin ve savaş halinde kabilenin bütün yükünü erkekler üstlenirdi. Buna rağmen, kadınlara da İslamiyet’le erkeğin yarısı kadar bir hak verildi. Bu hukuktaki nimet-külfet dengesinin korunmasındaki kuralını düşündürmektedir. Hz. Peygamber’in zevcelerinden Ümmü Seleme, kadınların da mirastan erkeğin yarısı kadar bir hisseye malik olduğunu işitince şaşkınlıktan; “Erkekler savaşıyor, kadınlar savaşmıyor. Öyleyken bize mirasın yarısı düşüyor” (Itkân) demiştir. İşte kadınların hiçbir sorumlulukları olmadığı ortam ve şartlarda Allah tarafından belirlenmiş ve tavsiye edilmiş hisseler böyledir. Kadının ailevi ve sosyal sorumluluk ve görevleri ve katkıları arttıkça bu hisseler de ona göredir. Bakara 228’de “Kadınların hakları vazifeleri kadardır” ayetinden bunu anlıyoruz.
İ. Yakıt 4:11
12
Eğer çocukları yoksa ölen karılarınızın bıraktıkları mirasın yarısı sizindir. Şayet çocukları varsa, bıraktıklarının dörtte biri sizindir. Bu hak (elbette ki) onların vasiyetlerinden veya borçlarından sonradır. Eğer (öldüğünüzde) sizin de çocuğunuz yoksa bıraktığınızın dörtte biri eşlerinizindir. Eğer çocuğunuz varsa, bıraktığınızın sekizde biri onlarındır. Bu hak elbette yapılacak vasiyet ve ödenecek borçtan sonradır. Eğer miras bırakan erkeğin veya kadının evladı ve ana babası olmayıp bir erkek veya bir kız kardeşi varsa⁸, her birine altıda bir düşer. Eğer bundan fazla iseler, o zaman onlar, üçte bire ortaktırlar. Bu hak, elbette ki zarar verici olmayan vasiyet veya borçtan sonra (uygulanır). Bütün bunlar Allah’tan size bir vasiyettir. Zira Allah Alîm’dir, Halîm’dir. 8 Buna “kelâle” denir. Bu sûrenin 176. ayetine bkz.
İ. Yakıt 4:12
13
Bunlar Allah’ın koyduğu sınırlardır. Kim Allah’a ve elçisi’ne itaat ederse Allah onu, içinde ebedi kalacakları, altlarından ırmaklar akan cennetlere sokar. İşte bu çok büyük bir kurtuluştur/mutluluktur [fevz].
İ. Yakıt 4:13
14
Kim de Allah’a ve elçisi’ne karşı gelirse ve O’nun sınırlarını aşarsa, Allah da onu içinde ebedi kalacağı ateşe sokar. Onun için alçaltıcı [muhîn] bir azap vardır.
İ. Yakıt 4:14
15
Kadınlarınızdan fuhuş yapanlara gelince, (suçlarını ispat için) içinizden dört şahit getiriniz. Eğer onlar da şahitlik ederlerse, o kadınları ölünceye veya Allah onlar için bir yol gösterinceye/bir hüküm bildirinceye kadar evlerde tutunuz/dışarıya salmayınız.
İ. Yakıt 4:15
16
İçinizden bu kötü işi yapanların her ikisini de cezalandırın [âzûhuma].⁹ Eğer tevbe eder ve düzelirlerse artık o ikisini cezalandırmaktan vazgeçiniz. Çünkü Allah, Tevvâb’dır, Rahîm’dir. 9 Birçok müfessire göre bu ayet, hem erkeğe hem kadına ve hem de eşcinsellerin her birine delalet etmektedir.
İ. Yakıt 4:16
17
Ancak Allah’ın katında kabul gören tevbe, bilmeden bir kötülük yapıp, sonra vakit geçirmeden O’na tevbe edenlerin tevbesidir. İşte onlar Allah’ın tevbesini kabul ettiği kimselerdir. Allah Alîm ve Hakîm olandır.
İ. Yakıt 4:17
18
Yoksa ölüm anına kadar kötülük işleyip, ölmek üzere iken, “Ben şimdi tevbe ettim” diyenlerin ve kâfir olarak ölenlerin tevbeleri (makbul) değildir. İşte Biz onlar için çok acı verici bir azap hazırladık.
İ. Yakıt 4:18
19
Ey İnananlar! (Kocası ölen) kadınları miras yoluyla zorla almanız size helal değildir.¹⁰ Açıkça fuhuş yapmadıkları sürece, verdiğiniz bir şeyi geri almak için onlara baskı yapmayınız ve onlarla iyi geçininiz. Eğer onlardan hoşlanmazsanız, bilin ki bazen bir şey hoşunuza gitmeyebilir ama Allah o şeye çok hayır koymuş olabilir. 10 Cahiliye döneminde Araplarda bir adam ölünce onun velisi durumunda olan oğlu, kardeşi vb kişi, ölenin karısını mal gibi terekeden sayardı. Mehir vermeksizin ya zorla kendine alır veyahut da başkasıyla evlendirirdi. Mehrini de kendisi alırdı. Kadına bir şey vermezlerdi. Bazen de başkasıyla kadının evlenmesine engel de olurlardı. Kur’an cahiliye döneminin bu âdetini bu ayetle kaldırdı.
İ. Yakıt 4:19
20
Bir eşi (boşayıp) yerine başka bir eş almak istediğiniz takdirde, ilkine kantar kantar mehir vermiş olsanız bile, verdiğinizden hiçbir şeyi geri almayınız. İftira ederek ve açık bir günaha girerek mi geri alacaksınız?
İ. Yakıt 4:20
21
Vaktiyle içli dışlı olmuşken ve onlar sizden sağlam bir teminat [mîsâkan ğalîza]¹¹ almışken onu nasıl geri alırsınız? 11 “Ğalîz” kelimesi, sağlam ve ağır teminat anlamındadır. Yani nikâh öyle kolay kolay bozulabilecek bir akit değildir. Tarafların her ikisinin de hak ve hukukları garanti altına alınmış demektir.
İ. Yakıt 4:21
22
Babalarınızın evlendiği kadınlarla/üvey annelerinizle evlenmeyiniz. Geçmişte olanlar/İslamiyet’ten öncekiler artık geçmişte kalmıştır. Bu haddi aşan/yüz kızartıcı [fâhişeten], iğrenç bir iştir ve kötü bir yoldur.
İ. Yakıt 4:22
23
Şunlarla evlenmeniz size haram kılınmıştır: Analarınız, kızlarınız, kız kardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, erkek kardeşin kızları, kız kardeşin kızları, sizi emziren sütanneleriniz, süt bacılarınız, karılarınızın anneleri, gerdeğe girdiğiniz karılarınızdan olup evlerinizde bakmakta bulunduğunuz üvey kızlarınız- eğer anneleriyle gerdeğe girmeden ayrılmışsanız o zaman kızlarını almaktan ötürü size bir günah yoktur-, kendi sulbünüzden gelen öz oğullarınızın karıları/gelinleriniz ve iki kız kardeşi aynı anda nikâhlamak. Ancak, geçmişte olanlar/İslamiyet’ten önce olanlar geçmişte kalmıştır. (Onlardan sorumlu değilsiniz). Muhakkak ki Allah Gafûr’dur, Rahîm’dir.
İ. Yakıt 4:23
24
Evli kadınlarla [muhsenât]¹² da evlenmeniz haram kılınmıştır. Ancak (savaşta esir alınmış) akitle sorumluluğunuz altında olanlar [mâ meleket eymânukum] bunun dışındadır. Bunlar Allah’ın sizin üzerinize yazdığı hükümlerdir. Bunun dışındaki kadınlarla, zinadan kaçınarak, iffetli yaşamak ve kendilerine mallarınızdan (bir miktar mehir olarak) vermeniz kaydıyla evlenmeniz size helal kılındı. O hâlde onlardan yararlanmanıza karşılık, kararlaştırdığınız mehirlerini bir yükümlülük olarak [farîdaten] veriniz. Ücretlerin kararlaştırılmasından sonra (ödeme konusunda) karşılıklı uzlaşmanızda sizin için herhangi bir sorumluluk yoktur. Muhakkak ki Allah Alîm’dir, Hakîm’dir. 12 “Muhsenât” kelimesi Arapçada üç anlam taşır. 1- Evli kadın, 2- İffetli kadın, 3- Hür kadın. Kur’an bu üç anlamı da kullanır. Kur’an geldiğinde Arap toplumunda hür ve esir kadın ayrımı gibi bir olgu vardı. Kur’an elbette onlarla ilgili hükümleri de barındıracaktır. Toplumda var olan bazı temel sorunları görmezlikten gelemez.
İ. Yakıt 4:24
25
İçinizden her kim, hür Müslüman kadınlarla [muhsenât] evlenmeye (mehir vererek) güç yetiremezse, o zaman sahip olduğunuz genç inanan akitle sorumluluğunuz altında olanlarla (evlensin). Allah sizin imanınızı daha iyi bilir. Sizler birbirinizdensiniz/aynı toplumun bireylerisiniz. O hâlde iffetli yaşamaları, zina etmemeleri ve gizli dost tutmamaları şartıyla, sahiplerinin/ailelerinin [ehlihinne] izniyle onlarla evleniniz ve ücretlerini/mehirlerini örfe uygun olarak güzelce veriniz. Eğer onlar, fuhuş yapacak olurlarsa, onlara hür kadınlara verilen cezanın yarısı verilir. Bu (evlenme izni), içinizden sıkıntıya/günaha girmekten korkanlar içindir. Fakat sabır göstermeniz sizin için daha hayırlıdır. Allah, Gafûr’dur, Rahîm’dir.
İ. Yakıt 4:25
26
Allah size, (hükümlerini) açıklamak ve sizi sizden öncekilerin yasalarına/doğru yollarına iletmek ve sizin günahlarınızı bağışlamak istiyor. Çünkü Allah Alîm’dir, Hakîm’dir.
İ. Yakıt 4:26
27
Allah sizin tevbenizi kabul etmek istiyor. Şehvet düşkünleri/nikâhsız yaşamayı savunanlar ise sizin büyük bir sapıklığa meyletmenizi istiyorlar.
İ. Yakıt 4:27
28
Allah sizden (yükünüzü) hafifletmek istiyor. Çünkü insan zayıf yaratılmıştır.¹³ 13 Genelde insan birçok yönden zayıf bir varlıktır. Onu güçlü yapan akıl ve iradesidir. Burada kastedilen kontekse göre, insanın şehevi arzularına karşı sabır göstermedeki zayıflığıdır.
İ. Yakıt 4:28
29
Ey inananlar! Karşılıklı rızaya dayanan ticaret dışında aranızda mallarınızı haksız yollarla [bi’l-bâtıl] yemeyiniz. Ve birbirinizi öldürmeyiniz. Muhakkak ki Allah, size karşı çok merhametlidir.
İ. Yakıt 4:29
30
Kim düşmanlık ve zulm ile bunu/yasakları yaparsa onu ateşe yaslayacağız/sokacağız. Bu zaten Allah’a göre çok kolaydır.
İ. Yakıt 4:30