Ana SayfaMealler › İsmail Yakıt
İY

İsmail Yakıt

İsmail Yakıt
İsmail Yakıt meali ile okumaya başla
Zümer 1 / 75
1
Bu Kitab; Azîz, Hakîm olan Allah tarafından indirilmiştir.
İ. Yakıt 39:1
2
(Ey Peygamber!) Muhakkak ki Biz bu Kitab’ı sana hak ile indirdik. Öyle ise sen dini yalnız Allah’a has kılarak/ ihlâs ile [muhlis] kulluk et.
İ. Yakıt 39:2
3
İyi biliniz ki, hâlis din ancak Allah’ındır. O’nun dışında dostlar edinenler, “Biz bunlara sırf bizi Allah’a yaklaştırmaları için kulluk ediyoruz” (derler). Muhakkak ki Allah, onların aralarında ayrılığa düştüğü şeylerde hüküm verecektir. Hiç şüphesiz Allah, yalancı ve nankör kimseyi doğru yola iletmez.
İ. Yakıt 39:3
4
Şayet Allah bir oğul edinmek isteseydi, yarattıklarından dilediğini seçerdi. O, bundan münezzehtir. O, Vâhid’dir, Kahhâr’dır.
İ. Yakıt 39:4
5
Gökleri ve yeri hak ile yaratmıştır. Geceyi gündüzün üzerine, gündüzü de gecenin üzerine sarar [yukevviru]¹. Güneşi ve ayı emri altına almıştır. Hepsi de belli bir zamana kadar akıp gider. Biliniz ki O, Azîz’dir, Gaffâr’dır. 1 Ayette geçen “yukevviru” fiili Arapçada yuvarlak bir şeyin üzerine sarmak anlamındadır. Buradan dünyanın yuvarlaklığına ve döndüğüne bir işaretin var olduğunu düşünebiliriz.
İ. Yakıt 39:5
6
Sizi tek bir candan/aynı cevherden [nefs vâhide] yarattı.² Sonra da ondan eşini var etti. Sonra da hayvanlardan sekiz eş/dört ayrı tür lütfetti [nezele].³ Sizi de annelerinizin karınlarında, üç karanlık içinde⁴ yaratılıştan yaratılışa geçirerek yaratmaktadır. İşte bu, hükümranlık sadece kendisine ait olan Rabbiniz Allah’tır. O’ndan başka tanrı yoktur. Öyleyken nasıl oluyor da (O’ndan) uzaklaştırılıyorsunuz [tusrefûn]? 2 Krş. Nisâ, 4/1 3 Bu hayvanlar; koyun, keçi, sığır ve deve türleri olup evcil olarak beslenen büyük ve küçükbaş hayvanlardır. Ayette geçen “enzele” (indirdi) fiili burada meydana getirdi anlamındadır. Biz lütfetti şeklinde tercüme ettik. Krş. En’âm, 6/143-144 4 “Üç karanlık içinde” ifadesi sembolik bir anlatım olup birçok yorum yapılmıştır. Anatomik olarak; karın duvarı, rahim duvarı ve cenin zarı diyenler olmuştur. Felsefî olarak; nebatat, hayvanat ve insan aşamalarından geçirerek yorumu yapılmıştır.
İ. Yakıt 39:6
7
Eğer inkâr ederseniz, muhakkak ki Allah size muhtaç değildir [Ganîy]. O, kullarının inkârından razı/hoşnut olmaz. Eğer şükrederseniz, sizden razı/hoşnut olur. Hiçbir günahkâr başka bir günahkârın yükünü yüklenmez. Sonra dönüşünüz Rabbinizedir. İşlemekte olduklarınızı size bildirir. Muhakkak ki O, göğüslerde/kalplerde olanı en iyi bilendir.
İ. Yakıt 39:7
8
İnsana bir sıkıntı dokunduğu zaman, Rabbine yönelerek O’na yalvarır/dua eder. Sonra katından ona bir nimet verdiği zaman, daha önce Allah’a yalvardığını unutur. O’nun yolundan saptırmak için Allah’a eşler/ortaklar [endâd] koşar. (Ey Peygamber!) Ona de ki: “Küfrünle az bir süre daha (dünyadan) faydalan bakalım. Hiç şüphesiz sen ateş ehlindensin.”
İ. Yakıt 39:8
9
Yoksa o; geceleyin secde ederek, kıyamda/ayakta durarak ibadet eden, ahiretten çekinen ve Rabbinin rahmetini uman kimse gibi midir? (Ey Peygamber!) De ki: “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” Ancak derin idrak/ basiret sahibi kimseler [ulû’l-elbâb] düşünüp öğüt alırlar.
İ. Yakıt 39:9
10
(Ey Peygamber!) De ki: “(Allah şöyle buyuruyor) Ey inanan kullarım! Rabbinize karşı sorumluluk bilincinde olunuz. Bu dünyada iyilik yapana iyilik vardır. Allah’ın arzı geniştir⁵. Ancak sabredenlere/göğüs gerenlere mükâfatları hesapsız ödenir.” 5 Krş. Nisâ, 4/97
İ. Yakıt 39:10
11
(Ey Peygamber!) De ki: “Muhakkak ki bana dini Allah’a has kılarak [muhlis] O’na kulluk etmem emredildi.”
İ. Yakıt 39:11
12
“Bana, Müslümanların ilki olmam da emredildi.”⁶ 6 Krş. En’âm, 6/162-163.
İ. Yakıt 39:12
13
De ki: “Eğer Rabbime isyan edersem, büyük günün azabından korkarım.”⁷ 7 Krş. En’âm, 6/15
İ. Yakıt 39:13
14
De ki: “Ben dinimi Allah’a has kılarak kulluk ederim.”
İ. Yakıt 39:14
15
De ki: “(Ey Müşrikler!) Siz de O’ndan başka dilediğinize kulluk ediniz.” De ki: “Muhakkak ki zarar edenler, kıyamet gününde kendilerini ve ailelerini hüsrana/zarara sokanlardır. İyi biliniz ki bu apaçık hüsranın tâ kendisidir.”
İ. Yakıt 39:15
16
Onların üstlerinde ateşten katmanlar, altlarında da ateşten katmanlar vardır.⁸ İşte Allah kullarını bununla korkutur.⁹ Ey kullarım! (Bana karşı) sorumluluk bilincinde olunuz. 8 A’râf, 7/41; Ankebût, 29/55 9 Allah’ın korkutmasındaki amaç; onları cezalandırmak değil, onları korkutarak düşünmelerini, kendine gelmelerini ve küfür yolunu terk etmelerini sağlamaktır. Unutmamak gerekir ki, insanların bazısı müjdeden, bazısı da korkudan anlar. Bunun içindir ki, peygamberlerin korkutucu ve müjdeleyici olmak üzere iki ayrı görevleri vardır.
İ. Yakıt 39:16
17
Tâğût’a¹⁰ kulluk etmekten kaçınıp Allah’a yönelenlere gelince, onlar için müjde vardır. O hâlde kullarımı müjdele! 10 “Tâğût” şeytani güçler, azgın, insanı yoldan çıkaran güçler vb anlamında sembolik bir isimdir. Bkz. Bakara, 2/256; Nisâ, 4/51 dipnotları.
İ. Yakıt 39:17
18
Sözü dinleyip onun en güzeline uyanlar var ya, işte Allah’ın kendilerini doğru yola ilettikleri onlardır. İşte derin idrak/basiret sahibi [ulû’l-elbâb] olan kimseler de onlardır.
İ. Yakıt 39:18
19
Hakkında azap sözü gerçekleşmiş olanlar hiç onlar gibi olur mu? Ateşe mahkûm olanları sen mi kurtaracaksın?
İ. Yakıt 39:19
20
Fakat Rabbine karşı sorumluluk bilincine sahip olanlar için, üst üste yapılmış altlarından ırmaklar akan köşkler [ğuref] vardır. Bu, Allah’ın vaadidir. Allah vaadinden asla dönmez.
İ. Yakıt 39:20
21
Sen, muhakkak ki Allah’ın gökten su indirdiğini, onları yer altındaki kaynaklara kattığını, sonra onunla çeşitli renklerde bitkiler yetiştirdiğini görmüyor musun? Sonra onlar kururlar, sen de onları sararmış görürsün. Sonunda Allah, onları ufalanmış çöpe [hutâmâ] dönüştürür. Muhakkak ki bunda derin idrak/basiret sahibi [ulû’l-elbâb] olan kimseler için elbette ibret/öğüt vardır.
İ. Yakıt 39:21
22
Allah kimin göğsünü İslam’a açarsa o, Rabbinden bir nur üzerinde olmaz mı? Allah’ı anmak konusunda kalpleri katılaşmış olanların vay hâline!¹¹ İşte bunlar apaçık bir sapıklık içindedirler. 11 Krş. Bakara, 2/74; Mâide, 5/13; En’âm, 6/43, 125; Hadîd, 57/16
İ. Yakıt 39:22
23
Allah sözlerin en güzelini, ayetleri birbiriyle uyumlu/ benzer [müteşâbihen] ve ikişerli [mesâniye]¹² anlam ifade eden bir kitap olarak indirmiştir. Rablerinin haşmetinden ürperenlerin tüyleri diken diken olur [takşe’irrû]. Sonra da onların tenleri ve kalpleri Allah’ı anmaktan dolayı rahatlar/yumuşar.¹³ İşte bu, Allah’ın dilediği/dileyen kimseyi doğru yola ilettiği hidâyet rehberidir. Allah kimi saptırırsa artık onun için doğru yolu gösteren hiç kimse olmaz. 12 “Mesna”nın çoğulu olan “mesânî” kelimesi, aslında ikişerli veya çift kutuplu/anlamlı demektir. Kur’an ayetleri biri lafzî, diğeri nassî olmak üzere iki anlam içerir. İlki, lâfzın belirttiği anlamdır. Kelimelerin karşılıklarıdır. Herkesin anlayabileceği, iniş sebebine binaen olayla ayet arasında irtibat kurabileceği anlamdır. Diğeri ise, ayetin amacını veren anlamdır. Yani ayetin ne demek istediğidir, neyi kaldırıp neyi koyduğudur. İşte semantik tahliller orada daha gerekli olur. Lafzî anlam daha ziyade tarihsel bir karakter taşır. Nass mana ise, evrensel karakterdedir. Zaman ve mekân üstü olup bütün zamanlar için geçerli bir anlam ihtiva eder. Hangi asırda ve hangi kültürde yaşarsa yaşasın iyi bir Kur’an yorumcusu bu manaya ulaşabilir. Nass manayı çıkarmak her Kur’an yorumcusunun başarabileceği bir iş değildir. Benim görüşüm bu doğrultudadır. Bu kelimeyi müfessirler ve meâlcilerin ekserisi; tekrarlanan, tekrar tekrar anlatan şeklinde de tercüme etmişlerdir. Bu da yanlış değildir ama kastedilen anlam da sadece bu değildir. 13 Krş. Enfâl, 8/2; Ra’d, 13/28; Hac, 22/35
İ. Yakıt 39:23
24
Kıyamet gününde onun yüzünü/kendisini şiddetli azaptan koruyacak kimdir?¹⁴ Zalimlere, “Kazandıklarınızın karşılığını tadın!” denir. 14 Krş. Hâkka, 69/30-31
İ. Yakıt 39:24
25
Onlardan öncekiler de yalanlamışlardı da azap kendilerinin farkına varmadıkları yerden gelmişti.
İ. Yakıt 39:25
26
Böylece Allah, dünya hayatında onlara zilleti [hızye] tattırdı. Ahiret azabı ise elbette daha büyüktür. Keşke bilselerdi!
İ. Yakıt 39:26
27
Andolsun Biz, düşünüp öğüt alırlar diye bu Kur’an’da her türlü misali verdik.
İ. Yakıt 39:27
28
O, içinde eğriliği/tutarsızlığı [‘ıvec] olmayan Arapça bir Kur’an’dır. Belki sorumluluk bilincine sahip olurlar.
İ. Yakıt 39:28
29
Allah, birbiriyle geçimsiz ortakların (kölesi) olan bir adamla, yalnız bir kişiye bağlı bir adamı örnek veriyor. Bu ikisinin durumu bir midir? Bütün övgüler/hamd Allah’a mahsustur. Bilakis onların çoğu bilmiyorlar.
İ. Yakıt 39:29
30
Muhakkak ki sen de ölümlüsün, elbette onlar da ölümlüdür.
İ. Yakıt 39:30