2
Hikmet dolu Kur’an’a andolsun ki!
3
Muhakkak ki sen, elbette gönderilen elçilerdensin.¹
1 Krş. Bakara, 2/252; A’râf, 7/77; Furkân, 25/20; Şuarâ, 26/21; Sâffât, 37/123, 133, 139 vb.
4
Dosdoğru bir yol üzerindesin.
5
(Kur’an) Azîz ve Rahîm olan tarafından indirilmiştir.²
2 Krş. Tâhâ, 20/4; Şuarâ, 26/192; Secde, 32/2; Zümer, 39/1; Mü’min, 40/2; Câsiye, 45/2; Ahkâf, 46/2; Fussilet, 41/2, 42; Vâkıa, 56/80; Hâkka, 69/43; İnsan, 76/23
6
Babaları/ataları uyarılmamış, bu yüzden gaflet içinde kalmış bir kavmi uyarman için.³
3 Bu konuda gerekli açıklama Secde, 32/3’ün dipnotunda verildi. Ancak burada bazı alternatifleri de ele alalım. Tefsirlerin beyanına göre, Arapçada “mâ” harfinin yerine göre birçok anlamı vardır. Olumsuzluk (nâfiye), mastar görevi (masdariyye), ilgi zamiri (ism-i mevsul) ve daha birçok anlamı vardır. Burada her üçüne de uygundur. Her müfessir ve yorumcu gibi biz de “mâ”nın olumsuzluk eki özelliğini dikkate aldık. Çünkü peygamberler uyarılmamış veya uyarılsa da zamanla bozulmuş toplumlara gelir. Masdariye özelliğini dikkate alırsak anlam “Sen, babaları/ataları uyarıldığı gibi, (yeniden) uyarasın diye” olur. Eğer ilgi zamiri olarak yani (“ellezi” =ki o) anlamında olduğu gibi ele alırsak o zaman anlam, “Daha önce babaları/ataları uyarılmış bir kavmi uyarman için” olur. Dolayısıyla “ataları uyarılmış ama kendileri gaflet içinde kalmış bir kavmi/topluluğu uyarman için” şeklinde de anlaşılabilir (Razî): Krş. En’âm, 6/92; A’râf, 7/2; Kasas, 28/46; Secde, 32/3; Şûrâ, 42/7.
7
Andolsun onların üzerine (verilen) söz hak olmuştur. Zira onların pek çoğu inanmamaktadır.
8
Muhakkak ki Biz onların boyunlarına demir halkalar/ boyunduruklar [ağlâl] geçirdik. (Onlar da) çenelerine dayanmıştır da bu yüzden kafaları yukarıya kalkıktır.⁴
4 Burada çift yönlü bir sembolik anlatım vardır. Birinci yönü, onların dünyadaki gurur ve kibirlerine işaret ediyor, ikinci yönü ise ahiretteki azap şekillerine işaret ediyor.
9
Biz onların önlerine bir set, arkalarına da bir set çektik, böylece onları perdeledik. Artık göremezler.
10
Onları uyarsan da uyarmasan da fark etmez. Onlar inanmazlar.⁵
5 Krş. Bakara, 2/6
11
(Ey Peygamber!) Sen ancak zikre/Kur’an’a tabi olanı ve algılayamadığı [ğayb] hâlde Rahmân’a saygıdan ürpereni uyarabilirsin. Sen onu bir bağışlanma ve yüce [kerîm] bir mükâfatla müjdele.
12
Muhakkak ki Biz ölüleri diriltiriz. Onların yapıp hazırladıklarını ve bıraktıkları eserlerini kayıt altına alırız/yazarız [nektubu]. Biz her şeyi apaçık bir Kitap’ta/Levh-i Mahfûz’da sayıp dökümünü yapmışızdır [ahsaynâhu].⁶
6 Krş. En’âm, 6/59
13
(Ey Peygamber!) Onlara o belde halkını misal olarak ver. Hani oraya elçiler gelmişti.⁷
7 Tefsirlerde bu ayette belirtilen beldenin Antakya olduğu görüşü hâkimdir. Günümüzde bazıları da bu yerin St. Paulus’un bir ara ikamet ettiği “Pisidia Antiokhei” yani Isparta/Yalvaç’taki harabeler olduğu yorumunu yapıyorlar. Gelen bu elçilerin ilk ikisinin Hz. İsa’nın havarilerinden olan Pavlus ile Barnaba, üçüncünün ise Şimon/Saul olduğunu iddia ederler. Hatta bu anlatım aynı zamanda İnciller’de de geçer. Bkz. Resullerin İşleri, (Bab 13/1-9; Bab 15/34-35). Tefsirlerde geçen bu yorum, Kur’an semantiğine uymaz. Çünkü böyle bir yorum Havarileri Allah’ın elçileri yapmak demektir. Diğer peygamberlerle bir tutmak demektir. Hıristiyanlık tevhit inancından uzaklaşınca Hz. İsa’yı “Allah’ın oğlu” kabul ettiler ve onu göğe çıkarıp Allah’ın sağ yanına oturttular. Boş kalan Resulluk/peygamberlik makamını da havarileri elçiler yaparak doldurdular. Dikkat edilirse eldeki dört İncil Havarilere gelen vahiy gibidir. “Pavlus İncili”, “Matta İncili”, “Luka İncili” “Yuhannas İncili” gibi. Hatta “Barnaba İncili”. Yani bunların hepsi sanki “Allah’ın elçileri” gibi kabul edilir. Nitekim İncillerde bunu böyle anlatmaları kendileri açısından normaldir. Ama Kur’an yorumcularının çok dikkat etmesi gerekir. Müfessirlerin bu ve müteakip ayetlerde geçen “elçileri” Hz. İsa’nın havarileri olarak yorumlamak veya öyle anlaşılmasına yol açmak, Kur’an’a ve İslam inancına uymaz. Onun için bu elçileri, Allah’ın ismini vermediği elçiler/peygamberler olarak değerlendirmek gerekir. Zaten Kur’an o beldenin/şehrin neresi olduğunu da söylemiyor.
14
Hani onlara Biz iki elçi göndermiştik de ikisini de yalanlamışlardı. Biz de onları üçüncüsüyle desteklemiştik. Onlar da onlara, “Muhakkak ki biz size gönderilen elçileriz” demişlerdi.
15
Onlar da dediler ki: “Siz bizim gibi bir beşerden/insandan başka biri değilsiniz. Rahmân da bir şey indirmiş değildir. Siz sadece yalan söylüyorsunuz.”
16
(Elçiler de) “Rabbimiz biliyor ki, muhakkak biz size gönderilen elçileriz” dediler.
17
“Bizim üzerimize düşen ancak apaçık bir tebliğdir.”
18
Onlar da dediler ki: “Biz sizin yüzünüzden uğursuzluğa uğradık. Andolsun ki, eğer (görevinizden) vazgeçmezseniz sizi mutlaka taşa tutarız ve bizden can yakıcı bir azaba/işkenceye maruz kalırsınız.”
19
(Elçiler de) “Uğursuzluğunuz sizin kendinizdendir. Şayet size öğüt verilse de mi? Bilakis siz aşırı giden [musrifûn] bir kavimsiniz” (dediler).
20
Şehrin öbür ucundan bir adam koşarak geldi ve “Ey kavmim elçilere tabi olunuz!” dedi.
21
“Sizden herhangi bir ücret istemeyenlere tabi olunuz. Onlar doğru yola erişmiş kimselerdir.”
22
“Beni yaratana ben ne diye kulluk etmeyeyim ki? Oysa siz de O’na döndürüleceksiniz.”
23
“O’nu bırakıp da başka tanrılar edinir miyim? Eğer Rahmân bana bir zarar vermek istese, ne onların şefaatleri bana bir fayda sağlar ne de onlar beni kurtarabilir.”
24
“Muhakkak ki ben, işte o zaman apaçık bir sapıklığa düşmüş olurum” (dedi ve)
25
(Elçilere dönerek), “Hiç şüphesiz ben, sizin Rabbinize inandım. O hâlde beni dinleyiniz” (diye ekledi).
26
(Öldürüldüğünde ona) “Cennete gir!” dendi. O da “Keşke kavmim bilseydi!”
27
“Rabbimin beni bağışladığını ve beni ikram edilmiş kimselerden kıldığını” dedi.
28
Onun ardından Biz, kavminin üzerine gökten bir ordu indirmedik, zaten indirecek de değildik.
29
Sadece tek bir korkunç ses [sayha]. Bir de ne görürsün! Hemen sönüp gitmişler.
30
Yazık şu kullara! Onlara bir elçi gelmemiş olsun ki, onunla alay etmemiş olsunlar.
Sonraki 30 ayet →