1
Bütün övgüler/hamd, göklerde ve yerdeki her şey kendisinin olan Allah’a mahsustur. Ahirette de bütün övgüler/hamd O’na mahsustur. Zira O, Hakîm’dir¹, Habîr’dir.
1 Krş. Hadîd, 57/4
2
O, yerin içine gireni ve oradan çıkanı, gökten ineni ve oraya yükseleni bilir. Zira O, Rahîm’dir, Gafûr’dur.
3
İnkâr edenler, “Kıyamet [es-sâ’at] bize gelmeyecektir” dediler. De ki: “Bilakis, algılanamayan gerçeği [ğayb] bilen Rabbime andolsun ki, o mutlaka size gelecektir?” Göklerde ve yerde zerre kadar bir şey bile O’ndan gizli kalmaz. Bundan daha küçük ve büyük bir şey yoktur ki, hepsi apaçık bir kitapta olmasın.²
2 Krş. Âl-i İmrân, 3/5; En’âm, 6/59; Yûnus, 10/61
4
O, böylece, inanıp iyi ve yararlı işler [sâlihât] yapanları mükâfatlandırır. İşte onlar için bir bağışlanma ve bolca [kerîm] bir rızık vardır.
5
Ayetlerimizi geçersiz/âciz kılmak için koşuşturanlara gelince, işte onlar için iğrenç [ricz] can yakıcı bir azap vardır.
6
Kendilerine ilim verilenler, Rabbinden sana indirilenin gerçek/hak olduğunu ve Azîz ve Hamîd olan (Allah’ın) yoluna ilettiğini görürler.
7
İnkâr edenler (birbirlerine), “Çürüyüp dağıldıktan sonra sizin mutlaka yeni bir yaratma içinde olacağınızı/dirileceğinizi, haber veren bir adamı size gösterelim mi?” derler.
8
“O, Allah’a karşı yalan mı uyduruyor yoksa onda bir delilik mi var?” Bilakis ahirete inanmayanlar azapta ve derin bir sapıklık içindedirler.
9
Onlar, kendilerini önlerinden ve arkalarından (kuşatan) gökyüzünde ve yeryüzünde neler var görmüyorlar mı? Eğer dilersek onları yerin dibine geçiririz veya gökten üzerlerine parçalar düşürürüz/göğü başlarına yıkarız. Muhakkak ki bunda Allah’a yönelen her bir kul için ibret [âyet] vardır.
10
Andolsun, Biz Davud’a tarafımızdan bir üstünlük [fadl] verdik. “Ey dağlar ve kuşlar! (Davud) tesbih ettikçe siz de onu tekrarlayınız”³ (dedik). Demiri [hadîd]⁴ de onun için yumuşattık/eritmesini öğrettik.⁵
3 Yani sizler de ona katılın ve onu yankılayın. Krş. Enbiyâ, 21/79; Sâd,38/18 4 Hadîd, demir anlamında olduğu gibi, keskin sert olan anlamı da vardır. 5 Buradaki “yumuşattık” sözü, Kur’an üslûbu açısından ele alındığında, “yumuşatma veya eritme bilgisini verdik” anlamındadır.
11
Ona, “Rahat/geniş zırhlar yap, yapımında ölçü kullan, iyi ve yararlı iş [sâlih] yapınız. Çünkü Ben sizin ne yaptığınızı hakkıyla görüyorum”⁶ (dedik).
6 Krş. Enbiyâ, 21/79-82
12
Süleyman’ın emrine de sabah gidişi bir ay, akşam gelişi de bir ay olan rüzgârı verdik⁷ ve onun için erimiş bakırı kaynağından sel gibi akıttık. Rabbinin izniyle cinlerden onun önünde çalışanlar da vardı. Onlardan kim emrimizden çıksa, biz ona çılgın alevli azabı tattırırdık.
7 Bu ayette anlatılmak istenen, Hz. Süleyman’ın halı üzerinde rüzgârla çok hızlı seyahat ettiği, bir aylık yolu bir anda katettiği değildir. Bu anlayış mitolojik bir anlayıştır. Hâlbuki ayette kastedilen, Hz. Süleyman’ın meşhur ticaret gemilerinden oluşan filosudur. Güçlü rüzgârlarla hiç ara vermeden uzun mesafeleri kısa sürede katettiğidir. Bir diğer ifadeyle, hayvan sırtında bir ayda gidilebilen mesafelere bu şekilde o bir günde gidebiliyordu demektir. Bu yoruma biz de katılıyoruz. Bu anlatımlar sembolik bir üslûp içerir.
13
Onlar Süleyman’a mabetler [mehârib]⁸, heykeller, havuzlar kadar geniş leğenler/tekneler, sağlam/devasa kazanlardan ne/nasıl isterse yaparlardı. (Ey Davud ailesi!) Şükrediniz, kullarımdan şükredenler pek az.
8 “Meharib”, uğruna harp edilen demektir. Mabetler kastedilir. 12 ve 13. ayetlerin sembolik anlamlar içerdiğine dair bazı görüşler de vardır. Nitekim Ömer Rıza Doğrul’a göre Süleyman’ın dayandığı değnek onun saltanatıdır. Değneğini kemiren kurt da onun oğlunun beceriksizliği ve zayıf yönetimidir. Cinler de, Süleyman’ın buyruğu altında çalışan köleler veya yabancılardır. Süleyman’ın ölümünden sonra tahta geçen oğlu (Bu olay Tevrat’ta da geçer (I. Krallar, Bab/12-15). Tevrat’taki adı Rehoboam’dır. Ayrıca bkz. II. Tarihler, Bab 4/1-6), zevk ve sefahat içinde yaşadığından, onun saltanatını kemirdi, çürüttü. İsrailoğullarına boyun eğen kabileler birer birer dağıldı ve Süleyman’ın krallığı yıkıldı. (Bkz. Tanrı Buyruğu:2/679 dipnot).
14
Nihayet Süleyman’ın ölümüne hükmettiğimiz zaman, onun ölümünü onlara ancak değneğini kemirmekte olan bir ağaç kurdu [dabbetu’l-arz] gösterdi.⁹ O yere yıkılınca cinler için şu gerçek ortaya çıktı: Eğer onlar algılanamayan gerçeği [ğayb] bilselerdi¹⁰ o alçaltıcı [muhîn] azap içinde kalmazlardı.
9 Süleyman’ın devlet yönetimindeki disiplini ve kuralları onun başarılı yönetiminin dayanağı idi. Ancak oğlu, babasının yolundan gitmeyerek bu kuralları ve disiplini bozdu. Böylece devlet içinden çürümeye başladı. Yani bir ağaç kurdu ile sembolize edilen bu çürümeyi zamanında göremediler. 10 Cinler gaybı bilmedikleri için, Süleyman’ın oğlunun ülkeyi nasıl yöneteceği ve onu yıkılışa götüreceğini de bilemediler. Çünkü onlar, sanatsal yapılar, dev eserler yapmakla meşguldüler. Buradan çıkaracağımız ders sanıyorum; sanatkârlık, mimarlık ve müteahhitlik vb ile uğraşanlar ve sadece bu anlayışa önem veren yönetimler, devletin içten çürüdüğünü, ahlaki zaaflarla ve zulümlerle yıkıldığını önceden göremiyorlar. Bayındırlık bir ülke için ne kadar önemli olsa da adalet, ehliyet, eğitim, ahlak ve ilim çok daha önemlidir.
15
Andolsun, Sebe halkının oturduğu yerde ibret [âyet] vardır. Sağda ve solda iki bahçe vardı. (Onlara), “Rabbinizin rızkından yiyiniz ve O’na şükrediniz. Ne güzel/temiz bir belde ve ne çok bağışlayıcı bir Rab!” (dendi).
16
Ne var ki onlar yüz çevirdiler/söz dinlemediler. Bunun üzerine Biz de onların üzerine Arim¹¹ selini gönderdik. Sonuçta onların iki bahçesini, acı meyveli çalı ve ılgınlarla kaplı ve biraz da sedir bulunan çorak iki bahçeye döndürdük.
11 Arim: Şiddetli yağmurlardan oluşan ve önündeki her seddi yıkan sele denir.
17
İşte Biz, nankörlük etmelerinden dolayı onları böyle cezalandırdık. Biz nankörlük yapanlardan başkasını cezalandırır mıyız?
18
Biz, (bu felaketten önce) onlarla, bereketli kıldığımız beldeler arasında birbirine nâzır beldeler var ettik ve aralarında geliş gidişi düzenledik. “Geceleri ve gündüzleri güvenlik içinde gezin dolaşın” (demiştik).
19
Onlar ise, “Rabbimiz! Seferlerimizin arasındaki mesafeyi uzat!” dediler ve böylece kendilerine zulmettiler. Biz de onları efsaneleştirdik/dillere destan yaptık [ehâdis]. Kendilerini darmadağın ettik. Muhakkak ki bunda çok sabreden/göğüs geren ve çok şükreden herkes için ibretler [âyât] vardır.
20
Şüphesiz İblis onlar hakkındaki zannını doğru çıkarmış¹², inananlardan sadece belli bir grup [ferîk] hariç hepsi ona tabi olmuştu.
12 Krş. A’râf, 7/14; İsrâ, 17/62; Hicr, 15/39-40
21
Hâlbuki (İblis’in) onlar üzerinde zorlayıcı bir gücü [sultân] yoktu.¹³ Ancak ahirete inananları, onun hakkında ikilemde [şekkin] bulunanlardan ayırt edelim diye (ona izin verdik). Zira senin Rabbin her şeyi Hafîz’dir.¹⁴
13 Krş. Hicr, 15/36-38 14 El-Hafîz: Koruyan, muhafaza eden, gözetim altında tutan, dengede tutan, nezaret eden anlamındadır.
22
(Ey peygamber!) De ki: “Allah’tan başka tanrı edindiğiniz şeyleri çağırın bakalım! Onlar göklerde ve yerde zerre kadar bir şeye sahip olmadıkları gibi, oralarda ne bir ortaklıkları vardır ne de Allah’ın onlardan bir destekçiye/ yardımcıya [zahîr] ihtiyacı.”
23
O’nun katında kendisinin izin verdikleri dışında hiç kimsenin şefaati fayda vermez. Sonunda kalplerindeki korku giderilince (birbirlerine), “Rabbiniz ne buyurdu?” derler. Onlar da: “Hakkı/gerçeği” derler. Zira O, Aliy’dir, Kebîr’dir.
24
(Ey Peygamber!) De ki: “Göklerden ve yerden sizi rızıklandıran kimdir? De ki: “Allah’tır. Muhakkak ki ya biz doğru bir yol üzerindeyiz ya da siz! Ya siz apaçık bir sapıklık içindesiniz ya da biz!”
25
De ki: “Bizim işlediğimiz suçtan/günahtan [ecremnâ] siz sorumlu değilsiniz, sizin yaptıklarınızdan da biz sorumlu değiliz.”
26
De ki: “Rabbimiz bizleri bir araya toplayacak ve aramızdaki (sorunu) hakkıyla açacaktır/çözecektir. Zira O, Fettâh’tır, Alîm’dir.”¹⁵
15 El-Fettâh: Açan, zorlukları kolaylaştıran, gizli olanları açığa çıkaran, sorunları çözen, hüküm verendir.
27
De ki: “O’na ilhak ettiğiniz ortakları bana gösteriniz.” Asla! Bilakis O Allah, Azîz’dir, Hakîm’dir.
28
(Ey Peygamber!) Biz seni bütün insanlara ancak bir müjdeci ve bir uyarıcı olarak gönderdik.¹⁶ Fakat insanların pek çoğu bilmezler.
16 Krş. Bakara, 2/119; En’âm, 6/19
29
“Eğer doğru sözlü iseniz bu vaat ne zamandır?” diyorlar.
30
De ki: “Sizin için belirlenen bir gün vardır. Ondan ne bir an [es-sâ’at] geri kalabilirsiniz ne de ileri geçebilirsiniz.”
Sonraki 24 ayet →