Ana SayfaMealler › İsmail Yakıt
İY

İsmail Yakıt

İsmail Yakıt
İsmail Yakıt meali ile okumaya başla
Secde 1 / 30
1
Elîf, Lâm, Mîm.
İ. Yakıt 32:1
2
İçinde kesin gerçeği veren [lâ reybe fihi]¹ Kitab’ın indirilişi, âlemlerin Rabbi tarafındandır. 1 “Kesin gerçek” anlamında tercüme ettiğimiz “lâ reybe fihi” ifâdesinin gerekçeli açıklaması için bkz. Bakara, 2/2 dipnot.
İ. Yakıt 32:2
3
Yoksa onu “(Muhammed) uydurdu” mu diyorlar?² Bilakis o, senden önce bir uyarıcı gelmemiş olan bir topluluğu [kavm]³, doğru yolu bulsunlar diye uyarman için Rabbinden gelen bir gerçektir/hakikattir. 2 Krş. Yûnus, 10/38 3 Bu ve Yâsin, 36/6’da geçen ifade ile İsrâ, 17/15 ve Fâtır, 35/24 ayetleri arasında bir çelişki var gibi gözükür ama aslında bir çelişki yoktur. Bunun birkaç izahı vardır:1) İsrâ, 15 de “Biz bir elçi göndermedikçe azap edici değiliz”; Fâtır, 24’de: “Hiçbir ümmet yoktur ki, kendilerine bir uyarıcı gelmemiş olsun” demektedir. Bu ayette toplum olarak “ümmet” kelimesi geçmektedir. Secde, 3’te ise, “Kendilerine hiçbir uyarıcı gelmemiş olan kavmi doğru yolu bulsunlar diye uyarman için” şeklinde gelmektedir. Burada ise toplum karşılığı “kavm” kelimesi geçmektedir. Bunlar arasında aslında bir çelişki yoktur. Zaten bir toplumun ümmet olabilmesi için onların daha önce uyarılmış olması ve bir kitaba sahip olması gerekiyor. Bunlar imanı ve ahlakı koruyabilirler veya bozulup yoldan çıkarlar. O halde yeniden peygamber gelir veya kendi devrinde başka bir peygambere tabi olurlar. Kavimler ise kendilerine peygamber gelmiş olsa bile aradan çok uzun bir zaman geçmişse, o zaman yakın ataları uyarılmamış bir kavim olurlar. Nitekim Araplara Hz. İbrahim ve Hz. İsmail’den beri peygamber gelmedi ve aradan da çok uzun bir süre geçtiği için, ayeti “yakın ataları uyarılmamış” veya “babaları/ataları uyarılmamış bir kavmi/topluluğu uyarman için” şeklinde anlamak gerekir. 2) Araplar Sami kavimlerindendirler. Samilerden olan İbranilere çok peygamber gelmiştir, yine Samilerden olan Aramilere de Hz. İsa gelmiştir. Dolayısıyla bunlar birbirlerinin amca çocuklarıdırlar ve peygamberleri gelmiştir ama Araplar da aynı ırktan olmalarına rağmen o zamana kadar uyarılmamışlardır veya uyarılmış olsalar bile yapılan uyarılar onları etkilememiş veya onlar tarafından reddedilmiş olabilir. Dolayısıyla Tevrat-İncil vahyi kendilerine ulaşmadığından “ataları uyarılmamış” tabiri kullanılmıştır. Kısaca Hz. Peygamber’in gelmesiyle de onlar da uyarılmış oldular. 3) Buna rağmen hiçbir uyarıcı gelmemiş veya geleli çok olmuş, gelse de kulak vermemiş veya fetrette kalmış toplumlar, Mülk, 67/10-11 ayetlerine göre akıllarından sorumludurlar. Çünkü burada “Ya vahye kulak vermiş veya aklımızı kullanmış olsaydık” ifadesi geçer. Kısaca vahiy yerine akıldan sorumludurlar. Dolayısıyla konuyu Kur’an’ın bütünlüğü içinde ele alınca herhangi bir çelişkinin söz konusu olmadığı görülür.
İ. Yakıt 32:3
4
Gökleri, yeri ve ikisi arasındakileri altı evrede [yevm] yaratan sonra Arş’a yönelen/hükmeden Allah’tır.⁴ Sizin için O’ndan başka ne bir dost ve ne de bir şefaatçi vardır. Hâlâ düşünüp öğüt almayacak mısınız? 4 Krş. A’râf, 7/54; Yûnus, 10/3; Hûd, 11/7; Furkân, 25/59; Kâf, 50/38; Hadîd, 57/4
İ. Yakıt 32:4
5
O, gökten yere kadar bütün işleri düzenler. Sonra, işler/ olup bitenler, sizin hesabınızla miktarı bin yıl olan bir günde O’na yükselir.
İ. Yakıt 32:5
6
İşte (o Allah) algılanamayan [ğayb] ve algılanabilen âlemleri bilendir. O, Azîz’dir, Rahîm’dir.
İ. Yakıt 32:6
7
O, yarattığı her şeyi güzel yaptı ve insanı yaratmaya da çamurdan [tîn] başladı.⁵ 5 Krş. En’âm, 6/2
İ. Yakıt 32:7
8
Sonra, onun neslini hakir [mehîn] bir sudan alınan bir özden [sulâle] yaptı.⁶ 6 Krş. Mürselât, 77/20;
İ. Yakıt 32:8
9
Sonra onu tesviye etti⁷ ve ona ruhundan üfürdü.⁸ Böylece sizin için kulaklar, gözler ve kalpler var etmiştir⁹. Ne kadar az şükrediyorsunuz! 7 Krş. Kehf, 18/37; İnfitâr, 82/6-8 8 Ruh üfürme, insana akıl ve idrak yeteneği verilmesinin sembolik bir ifadesidir. Üfürülen ruh, cansızı canlı yapmıyor, canlı varlığı düşünen, idrak eden, temyiz eden, vicdan ve basiret sahibi bir varlık yapıyor. Çünkü ayet, ruh üflenene kadar insanı maddi bir varlık olarak görüyor ve onun için üçüncü tekil zamiri kullanırken, ruhu üfürüldükten sonra onu anlayan ve idrak eden bir varlık olarak ele alıyor ve muhatap sıgasıyla/ kipiyle, ikinci çoğul zamirle hitap ediyor. Ruhun üfürülmesi ile ilgili geniş bilgi için Bkz. “Kur’an’ı Anlamak” isimli kitabımız s. 60. 9 Krş. Nahl, 16/78
İ. Yakıt 32:9
10
Dediler ki: “Bizler arzda/toprağın içinde kaybolup gittikten [dalalnâ] sonra yeni bir yaratılış içinde mi olacağız?”¹⁰ Bilakis onlar Rablerine kavuşmayı inkâr edenlerdir. 10 Krş. En’âm, 6/29; Ra’d, 13/5
İ. Yakıt 32:10
11
De ki: “Üzerinize vekil kılınan/görevlendirilen ölüm meleği¹¹ canınızı alır, sonra da Rabbinize döndürülürsünüz.” 11 Kur’an’da Azrail adı geçmez. Sadece onun için “ölüm meleği” ifadesi kullanılır. Krş. En’âm, 6/61
İ. Yakıt 32:11
12
(Ey Peygamber!) Günahkârların/suçluların Rablerinin katında boyun bükerek, “Rabbimiz! Gördük ve işittik. Bizi (tekrar dünyaya) döndür ki, iyi ve yararlı iş [sâlih] yapalım. Biz kesin olarak inandık” diyecekleri günü bir görsen!¹² 12 Krş. En’âm, 6/27
İ. Yakıt 32:12
13
Biz dileseydik, herkese elbette hidâyetini verirdik.¹³ Fakat (insanları yoldan çıkarmaya yeminli şeytana karşı) Benim şöyle bir sözüm var: “Andolsun cehennemi (sana uyan) cinler ve insanlarla tamamen dolduracağım.”¹⁴ 13 Krş. Mülk, 67/2 14 Krş. A’râf, 7/18; Sâd, 38/85. Bu ayetler ışığında konuya baktığımızda, cehenneme girecek olanlar; gerek insanlardan ve gerekse cinlerden olsun, şeytana ve şeytan tabiatlı kimselere tabi olan, günah bataklığına batmış, haktan yüz çevirmiş inkârcılar olduğunu görürüz.
İ. Yakıt 32:13
14
“O hâlde bu gününüze kavuşmayı unutmanızdan dolayı cezasını tadınız. Muhakkak biz de sizi unuttuk. Yaptıklarınıza karşılık sürekli azabı tadınız!” (denilir.)
İ. Yakıt 32:14
15
Ayetlerimize ancak, kendilerine hatırlatıldığı zaman secdeye kapananlar, büyüklük taslamadan Rablerini övgüyle/hamd tesbih edenler inanırlar.¹⁵ 15 Bu ayet secde ayetidir.
İ. Yakıt 32:15
16
(Onlar), korku ve ümit ederek (geceleyin) yataklarından kalkarak/uzaklaşarak Rablerine yalvaranlar ve kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden de Allah için harcarlar [yunfikûn].
İ. Yakıt 32:16
17
Onların yaptıklarına karşılık olarak, kendileri için saklı tutulan göz aydınlığı şeyleri hiçbir kimse bilemez.
İ. Yakıt 32:17
18
Hiç inanan bir kimse, yoldan çıkmış [fâsık] bir kimse gibi olur mu? Elbette eşit olamazlar.
İ. Yakıt 32:18
19
İnanıp iyi ve yararlı işler yapanlara [sâlihât] gelince, onlar için yaptıklarına karşılık varıp konacakları [nuzulen] Me’vâ cennetleri vardır.
İ. Yakıt 32:19
20
Yoldan çıkanlara gelince, işte onların sığınacakları yer ateştir. Ne zaman oradan çıkmayı arzu etseler geri çevrilirler ve onlara, “Yalanlayıp durduğunuz ateşin azabını tadınız!” denir.
İ. Yakıt 32:20
21
Biz onlara büyük azaptan önce mutlaka yakın/dünya azabı da tattırırız. Belki dönerler.
İ. Yakıt 32:21
22
Kendisine Rabbinin ayetleri hatırlatıldıktan sonra ondan sırtını dönen/yüz çeviren kimseden daha zalim kim vardır? Muhakkak ki Biz, günahkârlardan/suçlulardan [mucrimûn] intikam alıcıyız.
İ. Yakıt 32:22
23
Andolsun Biz Musa’ya Kitab’ı verdik. Sakın sen de ona/ böyle bir kitaba kavuşacağından bir kuşku/tereddüt [mirye] içinde olma! Biz onu İsrailoğulları için bir doğru yol rehberi yaptık.
İ. Yakıt 32:23
24
Sabredip/göğüs gerip ayetlerimize kesin olarak inandıkları zaman, onların içlerinden emrimizle doğru yola ulaştıran önderler çıkardık.
İ. Yakıt 32:24
25
Muhakkak ki senin Rabbin, kıyamet günü üzerinde ayrılığa düştüğü konularda onların aralarında ayırıcı [yafsılu] hükmünü verecektir.
İ. Yakıt 32:25
26
(Ey Peygamber!) Yurtlarında gezip dolaştıkları nice nesilleri kendilerinden önce helak etmiş olmamız onları yola getirmedi mi? Muhakkak ki bunda ibretler [âyât] vardır. Hâlâ dinlemiyorlar mı?
İ. Yakıt 32:26
27
Kuru arza/toprağa suyu akıttığımızı ve onunla hem kendilerinin hem de hayvanlarının yediği ekini bitirdiğimizi görmüyorlar mı? Hâlâ görmeyecekler mi?
İ. Yakıt 32:27
28
(Onlar alay ederek), “Eğer sözünüzde doğruysanız bu fetih/hüküm ne zamanmış?” diyorlar.
İ. Yakıt 32:28
29
(Onlara) de ki: “Hükmün verileceği gün/fetih günü, inkârcıların imanlarının fayda vermeyeceği ve yüzlerine bakılmayacağı gündür.”
İ. Yakıt 32:29
30
(Ey Peygamber!) Sen onlardan yüz çevir [fa’rıd] ve bekle/gözetle. Muhakkak onlar da beklemektedirler/gözetlemektedirler.
İ. Yakıt 32:30
Secde suresi tamamlandı