2
Bu hikmet dolu Kitab’ın ayetleridir.
3
İyi davrananlar için rahmet ve doğru yol rehberidir.
4
Onlar, namazı dosdoğru kılarlar ve arınmak için/zekâtı verirler¹ ahirete de kesin olarak inanırlar [yûkınûn].
1 Buradaki zekât terimi, “ruhu arındıran” karşılıksız yardımlar anlamındadır. Sûre Mekki olduğu için, bu anlamda olduğunu düşünüyoruz. Çünkü bildiğimiz zekâtın farz olması Medine dönemindedir.
5
İşte onlar Rablerinin gösterdiği doğru yol üzerinde olanlardır ve işte onlar mutluluğa erenlerin tâ kendileridir [muflihûn].
6
İnsanlar içinde öyleleri vardır ki, hiçbir bilgileri olmadığı hâlde, Allah yolundan saptırmak ve onu eğlence konusu yapmak için, boş söz satın alırlar. İşte onlar için alçaltıcı [muhîn] bir azap vardır.²
2 Ayetin iniş sebebi olarak kaynaklar, müşriklerden Nadir bin Hâris’in Kureyşlilere: “Muhammed size Ad ve Semûd gibi kavimlerin masallarını anlatıyor. Ben bazı kitaplar satın aldım. Gelin onlardan size İran masallarını okuyayım onlar daha zevkli, daha eğlenceli” gibi sözler etmesi gösterilmektedir. Ayet, tarihsel olarak o kişiyi muhatap alsa da evrensel mesaj olarak bütün o zihniyetteki herkesi muhatap almıştır. Nadir bin Haris daha sonra Bedir Harbi’nde esir düşmüş, diyet vermek istemiş ama diyetini Hz. Peygamber kabul etmemiş, öldürülmesini emretmiştir.
7
Ayetlerimiz ona okunduğu zaman, sanki kulaklarında bir ağırlık varmış da onu duymuyormuş gibi böbürlenerek yüz çevirir. Ona can yakıcı bir azabı müjdele!
8
Muhakkak ki inanıp iyi ve yararlı işler yapanlar [sâlihât] için nimet cennetleri vardır.
9
Orada sürekli kalırlar. Allah’ın vaadi gerçektir/haktır. Zira O, Azîz’dir, Hakîm’dir.
10
O, gördüğünüz gibi, gökleri direksiz yaratmış, yeryüzünde çalkalanmamanız/sarsıntıları daha az hissetmeniz için, sağlam dağlar [revâsi] yerleştirmiş ve orada her çeşit canlıyı yaymıştır. Gökten su indirdik ve orada her türden nice güzel [kerîm] bitkiler bitirdik.
11
İşte Allah’ın yaratışı (böyledir). O’ndan başkasının ne yaratacağını haydi bana gösterin bakalım! Bilakis zalimler apaçık bir sapıklık içindedirler.
12
Andolsun Biz, Lokman’a³ hikmet verdik (ve dedik ki): “Allah’a şükret! Kim şükrederse, ancak kendisi için şükretmiş olur. Kim de nankörlük ederse, muhakkak ki Allah, Ganîy’dir, Hamîd’dir.”
3 Lokmân: İslam dünyasında, efsanevi bir bilge ve bir tıp dehasıdır. Kur’an’da ancak hakîm, yani hikmet sahibi bir bilgin, bir filozof olarak bahsedilir. Gerçi eski filozofların tümü hekimdi. Bunun kim olduğu hatta yaşayıp, yaşamadığı bile tartışma konusu olmuştur. Kimine göre, Hz. Eyyüb’un kız kardeşinin veya teyzesinin oğludur. Babasının adı Bâurâ’dır. Bin yıl yaşadığı rivayet edilir. Hz. Davud’a yetişmiş ondan ilim öğrenmiştir. Kimine göre, Antik dünyanın bilgelerinden Ezop (Aesop)’tur. Kimine göre de başka biridir. Benim kanaatime göre MÖ 6. asırda yaşamış, Pers istilalarından dolayı önce Mora Yarımadası’nda Thebai’ye, sonra da İtalya’da Kraton’a göçen aslen Anadolu İonya düşünürlerinden olan ve Kroton’da dünyanın ilk tıp merkezini kurmuş bulunan Alkmeon olması akla daha yakındır. Çünkü Grekçe Alkmeon, Arap harfleriyle yazıldığında “Alkmeun” gibi bir kelime ortaya çıkar. Baştaki elif zait kabul edilirse geriye “Lukmeun” kalır. Bu da “Lukmaun” olarak teleffuz edilir. Zaten Arapçada “o” harfi olmadığından Araplar “lukmân” diye telaffuz etmişlerdir. Bu da bildiğimiz Lokmân’dır. Bu sebeple eski büyük hekimlerden gerek fonetik ve gerekse ortografik olarak Lokmân’a en yakın teleffuz meşhur filozof-tabib Alkmeon’un ismidir. Onun İslam dünyasındaki adıdır diye düşünüyorum. Zaten bu kelime muarrapdır yani Arapçalaştırılmış, Arapçaya sonradan girmiş kelimedir.
13
Hani Lokman oğluna öğüt vererek şöyle demişti: “Ey oğulcuğum! Sakın Allah’a ortak koşma! Muhakkak ki ortak koşmak/şirk elbette çok büyük bir zulümdür.”
14
Biz insana, anne babasına karşı iyi davranmasını tavsiye ettik. Annesi onu her gün biraz daha güçsüz düşerek karnında taşımıştır. Onun sütten kesilmesi iki yıl içinde olur. (O hâlde ey insanoğlu!) “Bana ve anne babana şükret.⁴ Dönüş yalnız Banadır.”
4 Krş. Bakara, 2/83; İsrâ, 17/23
15
Eğer onlar seni, hakkında hiçbir bilgi sahibi olmadığın bir şeyde Bana ortak koşman için zorlarlarsa [câhedâke], bu takdirde onlara itaat etme. Fakat dünyada onlarla iyi geçin. Bana yönelenlerin yoluna tabi ol. Sonra dönüşünüz Banadır. Ben de yaptıklarınızı size haber veririm.⁵
5 Krş. Ankebût, 29/8
16
“Ey Oğulcuğum! Muhakkak ki yaptığın şey bir hardal tanesi ağırlığında olsa, bir kaya içinde yahut göklerde veya yerin derinliklerinde bulunsa da Allah onu getirip ortaya koyar. Muhakkak ki Allah Latîf’tir, Habîr’dir.”
17
“Ey oğulcuğum! Namazı dosdoğru kıl. İyiliği kendine iş edin ve çevrene de telkin et [ve’mur], kötülüğe engel ol.⁶ Başına gelen musibetlere karşı da sabret/göğüs ger. Muhakkak ki bu, yerine getirilmesi gereken işlerdendir.”
6 Bir Müslüman, toplumda “neme lazımcı” olamaz. İyiliği, iyi olanı, yani topluma uygun olanı (ma’rûf), kendine iş edindiği gibi, başkalarının da iyilikle meşgul olmalarını telkin ve tavsiyede bulunur. Aynı zamanda da kötülüklere, kötü örneklere engel olur; onlarla mücadelesini de en güzel şekilde yapar (Krş. Nahl, 16/125)
18
“İnsanlara karşı, küçümseyip boynunu/yanağını çevirme [tusa’ir] ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Muhakkak ki Allah, kendini beğenmiş kibirli hiçbir kimseyi sevmez.”
19
“Yürüyüşünde tabii ol. Sesini alçalt. Muhakkak ki seslerin en çirkini elbette eşek sesidir.”
20
Allah’ın göklerde olanları da yerde olanları da hizmetinize verdiğini, nimetlerini açık olarak da gizli olarak da bolca ihsan ettiğini görmediniz mi? Yine de insanlar arasında, hiçbir bilgisi, yol göstericisi ve aydınlatıcı bir kitabı olmadan Allah hakkında tartışıp duranlar vardır.
21
Onlara “Allah’ın indirdiğine tabi olunuz” denildiği zaman, “Bilakis biz babalarımızı/atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye tabi oluruz” derler. Şeytan onları alevli ateşin azabına çağırıyor olsa da mı?⁷
7 Bakara, 2/170
22
Kim iyilerden [muhsin] olarak kendini Allah’a teslim ederse, Andolsun o, sapasağlam bir kulpa tutunmuştur. Bütün işlerin sonu Allah’a varır.
23
Kim de inkâr ederse onun küfrü seni üzmesin. Onların dönüşü ancak Biz’edir. Biz de yaptıklarını kendilerine haber veririz. Allah göğüslerin içini/kalpleri en iyi bilendir.
24
Onları az bir süre yararlandırır, sonra da ağır [ğalîz] bir azaba sürükleriz.
25
(Ey Peygamber!) Şayet sen onlara, “Gökleri ve yeri kim yarattı?” diye sorarsan elbette “Allah” derler.⁸ De ki: “Bütün övgüler/hamd Allah’a mahsustur.” Fakat onların çoğu bilmezler.
8 Krş. Ankebût, 29/61, 63
26
Göklerde ve yerde olanlar Allah’ındır. Muhakkak ki Allah, Ganîy’dir, Hamîd’dir.
27
Eğer yeryüzündeki ağaçlar kalem, denizler de mürekkep olsa, ardından yedi deniz daha buna katılsa, Allah’ın sözleri yine de tükenmez/bitmez⁹. Muhakkak ki Allah, Azîz’dir, Hakîm’dir.
9 Krş. Kehf, 18/109
28
Sizin yaratılmanız ve tekrar diriltilmeniz, bir tek nefsin/ canın (yaratılıp diriltilmesi) gibidir. Muhakkak ki Allah, Semî’dir, Basîr’dir.
29
Allah’ın geceyi gündüze, gündüzü geceye kattığını görmedin mi? Her biri, belirlenmiş bir süreye/zamana doğru (kendi yörüngesinde) akıp gitmekte olan güneşi ve ayı emri altına almıştır.¹⁰ Muhakkak ki Allah yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.
10 Krş. Hac, 22/61; Fâtır, 35/13; Yâsin, 36/38-40; Hadîd, 57/6
30
(Bütün) bunlar gösteriyor ki, muhakkak Allah hakkın/ hakikatin tâ kendisidir. Hâlbuki onların O’nu bırakıp da yalvardıkları/çağırdıkları ise batıldır/boş ve değersizdir. Muhakkak ki Allah Aliy’dir, Kebîr’dir.
Sonraki 4 ayet →