Ana SayfaMealler › İsmail Yakıt
İY

İsmail Yakıt

İsmail Yakıt
İsmail Yakıt meali ile okumaya başla
Rum 1 / 60
1
Elîf, Lâm, Mîm.
İ. Yakıt 30:1
2
Romalılar/Rumlar yenildi.¹ 1 Tarihi kaynaklardan anladığımıza göre, M. 7. asrın başlarında dünyanın iki süper gücü diyebileceğimiz iki devlet vardı. Biri Bizans yani Doğu Roma İmparatorluğu, diğeri de Sasani Pers İmparatorluğu’dur. Bu iki kuvvet o asırda birbirinin topraklarına göz dikerek nüfuzları altına almak isterler. Bizans’ın başında Heraklius, Perslerin başında da I. Husrev vardır. Bizans’ın iç çekişmelerinden istifade eden Persler, 613-619 Mezopotamya, Irminiye, Suriye, Şam, Antakya, Filistin, Kudüs ve Mısır’ı ele geçirirler. Kudüs’teki Kutsal Mezar Kilisesi yıkılır ve Kutsal Haç yerinden sökülerek Medain’e götürülür. Kral Heraklius ağır şartlar içeren antlaşmayı kabul etmek zorunda kalır. Ateşperest Sasanilerin bu zaferi Mekke’de müşriklerin sevinç çığlıkları atmalarına ve Müslümanlarla alay etmelerine yetti. Çünkü ilahi kaynaklı bir dine sahip olan Bizanslı Hıristiyanlar kaybetmişler ve ateşperestler kazanmıştı. Ateşperestler de bir nevi putperest olup ateşe tapıyorlardı. Demek ki Hıristiyanların inandıkları Allah ehl-i kitaba yardım etmiyordu. Tevhid’e karşı düşmanlıkları arttıkça arttı. Bu olay Hicret’ten önce olmuştu. Daha sonra toparlanan Heraklius, 622’den sonra ateşperest Sasanileri püskürtmeye başlar. Onları ilkin Toros Dağları’nın Güney eteklerinde yenmiş, onların işgali altında olan yerleri geri almış, sonra Kuzey’e yönelerek Gence’yi işgal etmiş ve oradaki Kutsal Zerdüşt Mabedi’ni de yıkmıştır. Kafkas Hıristiyanları ve Hazar Türkleriyle ittifak kurarak, 627 yılında Ninova Savaşı’yla Sasanileri kesin bir yenilgiye uğratıp zaferlerini doruk noktasına çıkarmıştır. İşte bu zaferi yıllar önce Kur’an, Müslümanları teselli için haber vermiş ve onların müşriklere karşı direncini kuvvetlendirmiştir.
İ. Yakıt 30:2
3
(Üstelik size) en yakın yerde, ama onlar yenilgilerinin ardından tekrar yeneceklerdir.
İ. Yakıt 30:3
4
Birkaç yıl içinde [bıd’ı]. Önünde/eninde ve sonunda emir Allah’ındır. O gün mü’minler sevineceklerdir.² 2 Birkaç yıl içinde diye tercüme edilen Arapça “bıd’ı” kelimesi 3-9 yıl arasındaki bir zaman dilimini ifade için kullanılır. Nitekim 7-8 yıl gibi bir zamanda Bizans’ın kendini toplayarak Sasanileri yendiğini tarihî vesikalardan öğreniyoruz.
İ. Yakıt 30:4
5
Allah’ın yardımıyla. O, dilediği kimseye yardım eder. Zira O, Azîz’dir, Rahîm’dir.
İ. Yakıt 30:5
6
Bu Allah’ın vaadidir. Allah vaadinden dönmez. Fakat insanların pek çoğu bilmezler.
İ. Yakıt 30:6
7
Onlar dünya hayatının görünen tarafını bilirler. Onlar ahiretten de habersizdirler [ğâfilûn].
İ. Yakıt 30:7
8
Onlar kendi kendilerine;³ Allah’ın gökleri ve yeri ve ikisi arasında bulunanları, ancak bir plan dâhilinde/hak olarak ve belirli bir süre için yarattığını hiç düşünmüyorlar mı? Muhakkak ki insanların pek çoğu Rablerine kavuşacaklarını doğrusu inkâr ediyorlar. 3 Krş. Ahkâf, 46/3
İ. Yakıt 30:8
9
Onlar, yeryüzünde dolaşıp kendilerinden öncekilerin sonunun nasıl olduğuna bakmadılar mı?⁴ Kaldı ki onlar kendilerinden daha güçlü idiler. Yeryüzünü sürüp işlemişler ve orayı, bunlardan daha fazla imar etmişlerdir. Elçileri onlara da apaçık deliller getirmişlerdi. Allah onlara asla zulmediyor değildi. Fakat onlar kendi kendilerine zulmediyorlardı. 4 Krş. Âl-i İmrân, 3/137; En’âm, 6/11; Yûsuf, 12/109; Nahl, 16/36; Hac, 22/46; Neml, 27/69; Rûm, 30/42; Fâtır, 35/44; Mü’min, 40/21; Muhammed, 47/10.
İ. Yakıt 30:9
10
Sonra, Allah’ın ayetlerini yalanladıkları ve onlarla alay etmekte oldukları için, kötülük işleyenlerin sonu (cehennemi boylayarak) daha da kötü oldu.
İ. Yakıt 30:10
11
Allah yaratmaya başlar sonra da onu tekrar eder/sürdürür [yu’îduhu], sonra da döndürülüşünüz O’na olur.
İ. Yakıt 30:11
12
O saat geldiği/Kıyamet koptuğu gün, günahkârlar umutlarını yitirirler/derin bir üzüntüye kapılırlar.
İ. Yakıt 30:12
13
Koştukları ortaklardan onlara hiçbir şefaatçi de olmayacaktır. Artık koştukları ortakları da inkâr ederler.
İ. Yakıt 30:13
14
O saat geldiği gün, (mü’minler ve kâfirlerin) birbirlerinden ayrıldıkları gündür.
İ. Yakıt 30:14
15
Ama inanıp iyi ve yararlı işler [sâlihât] yapanlar da cennet bahçesinde [ravdatun] neşe ve sevince gark olurlar.
İ. Yakıt 30:15
16
Fakat inkâr edip ayetlerimizi ve ahirete kavuşmayı yalanlayanlara gelince, işte onlar azapla yüz yüze bırakılacak [muhdarûn] olanlardır.
İ. Yakıt 30:16
17
Öyleyse, akşama girdiğinizde ve sabaha erdiğinizde Allah’ı tesbih ediniz/noksanlıktan tenzih ediniz.
İ. Yakıt 30:17
18
Göklerde ve yerde de bütün övgüler/hamd O’na mahsustur. Gündüzün sonunda da ve öğleye erdiğinizde de [O’na hamd ediniz].⁵ 5 İbn Abbas’a göre bu iki ayette beş vakit namaz toplanmıştır. “Akşama girdiğinizde” akşam ve yatsı namazları, “sabaha erdiğinizde” sabah namazı, “gündüzün sonu” ikindi namazına, “öğleye erdiğinizde” ise öğle namazına işarettir.
İ. Yakıt 30:18
19
O, ölüyü diriden ve diriyi de ölüden çıkarır. Yeryüzünü/ toprağı ölümünden sonra tekrar canlandırır. İşte siz de öyle çıkarılacaksınız.⁶ 6 Krş. Âl-i İmrân, 3/27; En’âm, 6/95
İ. Yakıt 30:19
20
Sizi topraktan yaratması O’nun varlığının delillerindendir [âyât]. Sonra da bakıyorsunuz ki, sizler birer beşer olup (yeryüzüne) yayılıyorsunuz.
İ. Yakıt 30:20
21
Kendileriyle huzur bulasınız diye sizin kendi türünüzden eşler yaratması ve aranızda sevgi ve merhamet var etmesi de O’nun varlığının delillerindendir [âyât]. Muhakkak ki bunda düşünen bir topluluk [kavm] için ibretler [âyât] vardır.
İ. Yakıt 30:21
22
Göklerin ve yerin yaratılması, dillerinizin ve renklerinizin farklı farklı olması, O’nun varlığının delillerindendir [âyât]. Muhakkak ki bunda bilenler için ibretler [âyât] vardır.⁷ 7 İnsanlar arasında dillerin ve renklerin farklı farklı oluşu, ırkî ve kavmî özelliklerdir. Demek ki Cenab-ı Hak, ırkların ve kavimlerin varlığını kendi varlığına delil getirmektedir. Çünkü bunların varlığı ilahi iradenin bir tecellisidir. Irkların ve kavimlerin varlığı ayrı bir konudur. Irkçılık ve kavimcilik başka bir konudur.
İ. Yakıt 30:22
23
Geceleyin uyumanız ve gündüzleri de O’nun lütfundan (nasip) aramanız O’nun varlığının delillerindendir [âyât]. Muhakkak ki bunda işiten bir kavim için ibretler [âyât] vardır.
İ. Yakıt 30:23
24
(Yine) size korku ve ümit veren şimşeği göstermesi, gökten yağmur indirip, ölümünden sonra yeryüzünü/ toprağı canlandırması, O’nun varlığının delillerindendir [âyât]. Muhakkak ki bunda aklını kullanan bir kavim için ibretler [âyât] vardır.
İ. Yakıt 30:24
25
Göklerin ve yerin O’nun buyruğuyla ayakta/yerli yerince durması O’nun varlığının delillerindendir [âyât]. Sonra sizi (huzuruna) çağırdığı zaman, bir de bakarsınız ki (dirilip) çıkıyorsunuz.
İ. Yakıt 30:25
26
Göklerde ve yerde olanlar O’nundur. Hepsi O’na boyun eğmektedir.
İ. Yakıt 30:26
27
Yaratmayı başlatan ve sonra onu tekrar eden/sürdüren O’dur. Bu O’nun için çok kolaydır. Göklerde ve yerde en yüce misaller/tecelliler O’nundur. Zira O, Azîz’dir, Hakîm’dir.
İ. Yakıt 30:27
28
O; size kendinizden bir misal göstermektedir. Akit yoluyla malik olduklarınızı/kölelerinizi [mâ meleket eymânukum] size verdiğimiz rızıklar/servetler konusunda onları ortaklar olarak görüp onlarla eşit paylaşmaktan çekindiğiniz gibi, kendilerinden çekindiğiniz ortaklarınız var mı? İşte Biz, aklını kullanan bir topluluk [kavm] için ayetleri böyle açıklıyoruz.
İ. Yakıt 30:28
29
Bilakis, zulmedenler bir bilgiye dayanmaksızın arzularına [ehvâehum] tabi olmaktadırlar. O hâlde Allah’ın saptırdığını kim doğru yola iletir? Onların hiçbir yardımcıları yoktur.
İ. Yakıt 30:29
30
(Ey Peygamber!) Şirkten uzaklaşıp tevhid’e yönelen [hanîfen] bir kimse olarak yüzünü (hak) dine, Allah’ın insanların üzerine/özüne nakşettiği fıtrata çevir.⁸ Allah’ın yaratmasında bir değişme yoktur. İşte dosdoğru din budur. Fakat insanların pek çoğu bunu bilmezler. 8 Fıtrat, “f-t-r” kökünden gelir. Bu kök sözlükte; yarmak, yırtmak, kuyu kazmak gibi anlamlara gelir. Cenab-ı Hakk’ın nakış nakış işleyerek, özenle yaratması anlamı da vardır. Ayrıca insanın özü, mayası, hamuru, tabiatı, yapısı anlamını da kazanmıştır. İnsan özü itibariyle bir varlığa inanmaya, ona tabi olmaya, özellikle tevhit, adalet ve aşk gibi temel özelliklere meyyaldir. Bu özellikler özüne, mayasına yaratılırken konmuştur. Hatta “İslam dini fıtrata uygun bir dindir” dediğimiz zaman, onun insan tabiatına, özüne en uygun bir din olduğuna vurgu yaparız. Hz. Peygamber, “Her çocuk fıtrat üzere doğar. Sonra anası babası onu Yahudi, Hıristiyan veya Mecusi yapar” (Buhari, Müslim). Bu hadisin söyleniş sebebine gelince onu İbn Hanbel ve Nesâî’den öğreniyoruz. Bir savaşta bazı Müslüman askerlerin düşman çocuklarından bazılarını öldürmesi üzerine Resulullah çok tepki gösterir. Bunun üzerine onlar da “Bunlar Müşriklerin çocukları değil mi?” deyince Hz. Peygamber; “Sizin en iyileriniz de öyle değil miydi?” diyerek yukarıdaki hadisi söyler.
İ. Yakıt 30:30