2
Bunlar apaçık kitabın ayetleridir.
3
(Ey Peygamber!) Onlar inanmıyorlar diye neredeyse kendini üzüntüden helak edeceksin!¹
1 Krş. Kehf, 18/6
4
Eğer Biz dilesek onlara gökten bir mucize [âyet] indiririz de onun karşısında boyun eğip kalırlar.²
2 Ayette anlatılmak istenen; bir mucize indirilince onların zoraki imana gelmelerini Allah’ın istemediği demektir. İnanan hür iradesiyle inansın istedik demektir.
5
Onlara Rahmân’dan hiçbir yeni öğüt gelmemiş olsun ki onlar da ondan yüz/sırt çevirmemiş [mu’ridîn] olsunlar.
6
Andolsun, onlar (ayetleri) yalanladılar, fakat alay ettikleri şeylerin haberleri başlarına gelecektir.
7
Yeryüzüne bakmazlar mı? Biz orada her türden nice güzel [kerîm]³ bitkiler bitirdik.
3 “Kerim” kelimesi, yüce, soylu, değerli, güzel, hoşa giden gibi anlamlara gelir. Türlerin kerimi ise, o türün en iyisi, seçilmiş, ayıklanmış olanıdır.
8
Muhakkak ki bunlarda bir ibret [âyet] vardır. Ama birçoğu inanmamaktadır.
9
Muhakkak ki Rabbin elbette Azîz’dir, Rahîm’dir.
10
Hani Rabbin Musa’ya, “Git o zalimler topluluğuna [kavm]” diye seslenmişti.
11
Firavun’un kavmine, “Hâlâ sorumluluk bilincinde olmayacaklar mı?”
12
(Musa) dedi ki: “Rabbim! Beni yalanlamalarından korkuyorum.”⁴
4 Krş. Kasas, 28/34
13
“Göğsüm daralıyor, dilim dönmüyor/konuşmuyor. Bunun için Harun’a da elçilik ver.”⁵
5 Krş. Tâhâ, 20/25-30
14
Bir de benim onlara karşı bir suçum/günâhım [zenb] var.⁶ Beni öldürmelerinden korkuyorum.”
6 Krş. Tâhâ, 20/40
15
Buyurdu ki: “Asla! İkiniz de mucizelerimizle [âyâtinâ] gidiniz. Muhakkak ki Biz sizinle beraberiz ve her şeyi işitmekteyiz.
16
“İkiniz de Firavun’a gidiniz ve “Muhakkak ki Biz âlemlerin Rabbinin elçisiyiz.”
17
“İsrailoğullarını bizimle birlikte gönder” deyiniz.⁷
7 Krş. Tâhâ, 20/47
18
(Firavun Musa’ya), “Biz seni bir çocuk olarak yanımıza alıp yetiştirmedik mi? Ömrünün nice yıllarını aramızda geçirmedin mi?
19
“Sen yapacağın işi yaptın. Sen nankörün tekisin.” dedi.
20
Musa dedi ki: “Ben o işi (kasten) yapmışsam o hâlde ben sapıklardan [dâllîn]⁸ biri olmuş olurum/biri sayılırım.
8 “Dalal” kavramı; genelde inanç konusunda sapık, sapıklık gibi dini bir terim olarak kullanıldığı gibi, şaşkın, şaşırmış, kendinde olmayan gibi psikolojik durumu da yansıtır. Ayrıca bu kelimenin; büyük küçük, kasıtlı, kasıtsız fiiller için de kullanıldığını Ragıp’tan öğreniyoruz. O Peygamberlerden örnekler vererek (Duhâ, 7; Yûsuf, 8, 30, 95 ve Şuarâ, 20), bunun bir yanılgı ve kasıtsız bir hata olduğunu anlatır. Dolayısıyla öldürme kastı yoktu, kazaen işlenmiş bir cinayetti. Aslına bakılırsa, bir önceki ayette Firavun Hz. Musa’nın bu işi kasten yaptığını üzerine basa basa söylüyor, vurguluyor. Dolayısıyla Hz. Musa da cevabında, “Eğer kasten yapmışsam ben sapıklardan biri olmuş olurum/ biri sayılırım, ama kasten değil, istemeyerek, sonunun böyle biteceğini bilmediğim bir kavgaya karıştım. Böyle olunca da korktum kaçtım” demek istemiştir.
21
“Sizden korktuğum için de hemen kaçtım. Bunun üzerine Rabbim bana hikmet bahşetti ve beni elçilerden kıldı.⁹
9 Bu ayette de görülüyor ki, Hz. Musa bu işi kasten yapmamıştır. Dolayısıyle sapıklardan da değildir. Hataen ve istemeyerek olduğu, kendisine lütfedilen hikmet ve peygamberlikten de anlaşılıyor.
22
“Senin başıma kaktığın bu nimet/iyilik ise, İsrailoğullarını kendine köle etmene karşılıktır.”¹⁰
10 Ayette anlatılmak istenen; İsrailoğullarını kendine kul köle yapmışsın bunları bir nimetmiş gibi bir de başıma kakıyorsun anlamındadır.
23
Firavun, “Âlemlerin Rabbi nedir?”¹¹ dedi.
11 Maturidî, Firavun’un Rabbin mahiyetini yani O’nun “ne olduğunu” sorduğunu ve Hz. Musa’nın da fiilleriyle cevap verdiğini, dolayısıyla mahiyetle ilgili bir soruya cevap vermede yan çizdiğini söylüyor. (Bkz. Te’vilat, Terc. Diyanet Neşri, 10/ 334). Maturidî’nin bu ince tespiti müthiş bir tespittir. Daha sonra Fahreddin Razî, mahiyet görüşüne örneklerle açıklamalar getiriyor. (Tefsir, 17/313-317). Elmalılı da aynı görüşe katılıyor. (Hak Dini Kur’an Dili 5/3623, Tespit edebildiğimiz kadarıyla, bunu tefsirde ilk defa söyleme şerefi Maturidî’ye aittir. Gerçekten Maturidî ve Razî gibi, İslam felsefesi ve kelamının konularına vakıf olanlar bu gerçeği görmüşlerdir. Nitekim öğrencilik yıllarında Ankara İlahiyat’ta Kelam dersleri hocamız Hüseyin Atay Bey bu konuda bize ayrı bir ders yapmış açıklamıştı. Gerçekten Firavun Hz. Musa’ya zekice bir soru soruyor. Diyor ki: “Ve mâ Rabbu’l-âlemîn” (Âlemlerin Rabbi nedir?) Buradaki “mâ” Türkçede “nedir?” sorusu olan “mahiyet” sorusudur. Bir diğer ifadeyle mahiyet “O nedir?” sorusunun cevabıdır. Burada, Allah’ın ne tür bir varlık olduğunun sorusudur. (Yani, O, dağ mıdır, taş mıdır, güneş midir, yıldız mıdır, ağaç mıdır, insan mıdır vb gibi) benzerleri olan ve onlarla tanımlanan varlıkların sorusudur. Yani mahiyet sorusu, tür/cins sorusudur. Türü, cinsi olanın mahiyetinden bahsedilebilir. Felsefede tek olan varlıkların mahiyeti olmaz. Allah tek ve Bir varlık olduğu, eşi ve benzeri olmadığı için mahiyetinden bahsedilemez. Mahiyeti tasavvur bile edilemez. Bu sebeple O’nun mahiyeti yerine felsefede “Vâcibu’l-Vücûd, kelam’da ise “İlahî Zat” tabiri kullanılır. O’nun hakkında “mahiyet” tabiri kullanılmaz. Allah’ın zatını kendinden başka tam olarak bilen yoktur. Dolayısıyla peygamberler bile bilemez. Nitekim Hz. Musa, sıfatlarıyla, fiilleriyle cevap vermiştir ki bu cevaplar mahiyetin cevabı değildir. Çünkü Allah’ın varlığından, hakikatinden bahsedilebilir ama mahiyeti tasavvur olunamaz. Bu sebeple Hz. Musa’nın cevabı, Allah’ın varlık ve hakikatinin kozmolojik delillerine yani O’nun sıfat ve fiillerine dayanıyor. Yani Hz. Musa doğrudan cevap vereceği yerde Allah’ın sıfatlarıyla cevap vermiş oluyor. Buradan da “Allah’ın mahiyeti” ile ilgili, daha ziyade “Allah’ın Zatı” ile ilgili bir soruya peygamberlerin bile cevap veremeyeceğini anlıyoruz. Birçok meâl ve tefsirlerde gözüken “Âlemlerin Rabbi de kim?, o da neymiş? O kim oluyor? Neyin nesi?” gibi meydan okuma, O’nu tanımama gibi çevirilerin ayette kastedilen anlamla bir alakası yoktur.
24
(Musa da) “Göklerin ve yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbidir. Şayet kesin olarak inanırsanız!” [mukinîn] diye cevap verdi.
25
Firavun yanında bulunanlara: “İşitiyor musunuz?” dedi.
26
(Musa) “O, sizin de Rabbinizdir, önceki babalarınızın/ atalarınızın da Rabbidir” dedi.
27
Firavun, “Hiç şüphesiz size gönderilen (bu) elçiniz tam bir deli” dedi.
28
(Musa) “O, doğunun, batının ve ikisi arasındakilerin de Rabbidir. Şayet aklınızı kullanırsanız!” dedi.¹²
12 Hz. Musa’nın “24, 26, 28” ayetlerdeki cevabı Allah’ın fiillerini, insan tarafından taklidi mümkün olmayan evrensel ilkelere dayandırmaktadır. Böylece o, Hz. İbrâhim’in metodunu uygulamaktadır.( Krş. Bakara, 2/258)
29
(Firavun), “Eğer benden başka bir tanrı edinecek olursan, kesinlikle seni zindanlara attırırım” dedi.
30
(Musa) “Ben sana apaçık bir şey/delil getirsem de mi?” dedi.¹³
13 Bu ayetten 67. ayete kadar geçen olaylar A’râf, 7/103-126 ve Tâhâ, 20/56-77 arasındaki ayetlerde geçmektedir.
Sonraki 30 ayet →