Ana SayfaMealler › İsmail Yakıt
İY

İsmail Yakıt

İsmail Yakıt
İsmail Yakıt meali ile okumaya başla
Furkan 1 / 77
1
Âlemlere bir uyarıcı olması için kuluna Furkân’ı/hakkı batıldan ayıran Kur’an’ı indiren Allah ne yücedir!
İ. Yakıt 25:1
2
Göklerin ve yerin hükümranlığı O’na aittir. O, hiçbir çocuk/evlat edinmemiştir.¹ Hükümranlığında ortağı da yoktur. O, her şeyi yaratıp belli bir ölçüye göre takdir etmiştir/düzenlemiştir.² 1 Krş. En’âm, 6/101 2 Krş. Yâsin, 36/38; Rahmân, 55/7; A’lâ, 87/1-3
İ. Yakıt 25:2
3
Onlar/inkâr edenler Allah’ı bırakıp, hiçbir şey yaratamayan, (bilakis) kendileri yaratılan; kendileri için bile bir zarar veya yarar sağlamaya gücü yetmeyen; öldürme, yaşatma ve yeniden diriltme [nuşûr] gücüne sahip olmayan birtakım tanrılar edindiler.³ 3 Krş. Tûr, 52/35-36
İ. Yakıt 25:3
4
İnkâr edenler, “Bu Kur’an, onun uydurduğu iftiradan başka bir şey değildir. Başka bir topluluk [kavm] ona yardım etmektedir” dediler. Böylece asıl kendileri zulm/ haksızlık ve iftirada bulunmuş/gerçeği çarpıtmış [zûr] oldular.
İ. Yakıt 25:4
5
Yine diyorlar ki: “Bu başkalarına yazdırıp, sabah akşam kendisine okunan öncekilerin masallarıdır/efsaneleridir.”
İ. Yakıt 25:5
6
(Ey Peygamber!) De ki: “Onu göklerdeki ve yerdekilerin bütün sırlarını bilen indirmiştir. Muhakkak ki O, Gafûr’dur, Rahîm’dir.”
İ. Yakıt 25:6
7
Şöyle dediler: “Bu ne biçim elçidir; yemek yiyor, çarşıda pazarda dolaşıyor. Ona kendisiyle beraber bir uyarıcı görevi yapacak bir melek indirilmesi gerekmez miydi?”
İ. Yakıt 25:7
8
“Yahut kendisine bir hazine verilmesi veya ürünlerinden yiyeceği bir bahçesinin [cennet] olması (gerekmez miydi?)” Böylece zalimler (inananlara), “Siz ancak büyülenmiş bir adama tabi oluyorsunuz” dediler.
İ. Yakıt 25:8
9
(Ey Peygamber!) Bak! Sana nasıl örnekler getiriyorlar? Artık onlar sapıtmışlardır. Doğru yolu da bulamazlar.
İ. Yakıt 25:9
10
Dilemesi hâlinde bundan daha hayırlısını, altlarından ırmaklar akan cennetler verecek ve sana saraylar yapacak olan Allah’ın şanı ne yücedir!
İ. Yakıt 25:10
11
Bilakis onlar kıyameti [es-sâat] yalanladılar. Biz ise o kıyameti yalanlayanlara çılgın bir ateş [sa’îr] hazırlamışızdır.
İ. Yakıt 25:11
12
O ateş uzaktan onları görünce/karşılarına çıkınca onlar, onun öfkesini ve uğultusunu işitirler.
İ. Yakıt 25:12
13
Birbirlerine bağlı olarak daracık bir yerden onun içine atıldıkları zaman, o anda yok olup gitmek [subûran] için yakaracaklar.⁴ 4 Kur’an’ın birçok yerinde temsili mahiyette birçok tasvirlere rastlarız. Nesneler kişileştirilerek anlatılır. Burada dehşetin göz önünde canlanması için müthiş bir belâgat yolu seçilmiştir. Zamahşerî buna “ala sebili’l-mecâz” (mecaz yoluyla) anlatım demektedir. Günahkârların çekeceği ruhi sıkıntı ve ıstıraplar sembolik bir anlatım içinde canlandırılmaktadır.
İ. Yakıt 25:13
14
(Onlara denir): “Bugün bir kere yok olup gitmeyi değil, birçok kere yok olup gitmeyi isteyin.”⁵ 5 Krş. Nisâ, 4/56
İ. Yakıt 25:14
15
De ki: “Bu mu daha hayırlı, yoksa Allah’a karşı sorumluluk bilincinde olanlara, bir mükâfat ve varış yeri olarak vaat edilen ebedi [huld] cennet mi?”
İ. Yakıt 25:15
16
Onlar için orada sürekli/ebedi kalmak üzere diledikleri her şey vardır. Bu Rabbinin üzerine aldığı ve sorumlu olduğu/yerine getireceği [mes’ûlen] bir vaattir.⁶ 6 Krş. Âl-i İmrân, 3/194
İ. Yakıt 25:16
17
O gün Allah onları ve Allah’ı bırakıp da kulluk ettiklerini bir araya toplayıp şöyle buyurur: “Şu kullarımı siz mi saptırdınız, yoksa kendileri mi yolu sapıttılar?”
İ. Yakıt 25:17
18
Onlar da⁷, “Sen’i tenzih ederiz. Sen’in dışında başka dostlar/veliler edinmemiz bize yakışmaz. Fakat Sen, onları ve babalarını/atalarını öyle nimetlendirdin ki, Sen’i hatırlamayı [zikr] unuttular. Böylece helakı hak eden bir topluluk [kavm] oldular” karşılığını verirler. 7 Yargı gününde konuşturulacak olanların, cansız putlardan ziyade tanrılaştırılan canlı varlıklar olması akla daha yakındır. Bu konuşmayı yapabilmeleri için hem canlı hem de akıllı varlık olması gerekmektedir. Zira hem kıyas yapıyorlar hem de hüküm mantığını kullanıyorlar. Dolayısıyla burada, ilahlaştırılan birtakım peygamberlere, meleklere, Hıristiyan azizlerine ve İslam velilerine ve bazı şeyhlere nispet edilmesi söz konusudur.
İ. Yakıt 25:18
19
“Andolsun, (tanrılaştırdıklarınız) söylediğiniz şeylerde sizi yalancı çıkardılar. Artık ne azabı çevirmeye gücünüz yeter ne de bir yardım alırsınız. Sizden kim zulmetmişse ona büyük bir azabı tattırırız” (denir).
İ. Yakıt 25:19
20
(Ey Peygamber!) Senden önce gönderdiğimiz elçiler de hiç şüphesiz yemek yiyorlar, çarşılarda pazarlarda geziyorlardı. (Ey insanlar!) Sizi birbiriniz için imtihan vasıtası yaptık.⁸ Sabredecek/göğüs gerecek misiniz? Rabbin her şeyi hakkıyla görmektedir. 8 İnsanların kendi içlerinden peygamberlerin gönderilmiş olması o insanlar için, ister inansın isterse yalanlasın, kibirlensin, herkes için bir imtihandır. Bkz. Mülk, 67/2
İ. Yakıt 25:20
21
Biz’e kavuşacaklarını/huzurumuza çıkacaklarını ummayanlar, “Bize melekler indirilmeliydi ya da Rabbimizi görmeliydik” (derler). Andolsun ki onlar kendi benlikleri hakkında büyüklük taslamışlar ve böylece azdıkça azmışlardır.
İ. Yakıt 25:21
22
Melekleri gördükleri gün, işte o gün suçlulara hiçbir müjde yoktur. Hatta (melekler) onlara, “(Allah’ın rahmeti size) tamamen yasaktır yasak!” [hicrân mahcûrân] derler.
İ. Yakıt 25:22
23
O gün Biz yaptıkları bütün amellerin üzerine yönelir ve onları savrulmuş küle/toza dumana çeviririz [hebâ’en mensûra].
İ. Yakıt 25:23
24
O gün cennet ehlinin kalacakları yer daha hayırlıdır ve dinlenecekleri yer daha güzeldir.
İ. Yakıt 25:24
25
O gün gökyüzü bulutlarıyla beraber paramparça olacak ve melekler de indirileceklerdir.
İ. Yakıt 25:25
26
O gün gerçek hükümranlık Rahmân’ındır. Fakat kâfirler için zorlu bir gün olacaktır.
İ. Yakıt 25:26
27
O gün zalim ellerini ısırarak “Keşke ben de elçiyle birlikte aynı yolda olsaydım.”
İ. Yakıt 25:27
28
“Yazıklar olsun bana! Keşke filanı dost edinmeseydim.”
İ. Yakıt 25:28
29
“Andolsun, zikr/Kur’an bana geldikten sonra beni ondan o saptırdı. Zaten şeytan insanı rezillikler/perişanlık [hazûlen] içinde yüzüstü bırakıveriyormuş.” (der).
İ. Yakıt 25:29
30
Elçi de “Ya Rabbi! Muhakkak ki kavmim⁹ bu Kur’an’ı terk edilmiş bir hâlde bıraktı”¹⁰ der. 9 Kavm kelimesi burada hem kavm hem de ümmet anlamındadır. Daha ziyade ümmet anlamındadır. 10 Kur’an’ın terk edilmesi veya yalnız bırakılması demek, Kur’an’ın anlamından ve mesajından uzaklaşmak demektir. Müslümanların hayatından Kur’an hayat kitabı olmaktan çıkarıldığı gibi, üzerinde tedebbür edilen etüt ve araştırma yapılan bir kitap olmaktan da çıkarıldı demektir. Hatta onu eksik görüp, dini olsun olmasın her konuda Hz. Peygamber’e izafe edilen birtakım hadis adı altında uydurma sözlerle ve sekiz yüz, bin yıl önceki birbirini tutmaz içtihatlarla tamamladıklarını zannederek Kur’an’ı devre dışı bıraktılar demektir. Ayrıca, Kur’an’ı modası geçmiş bir kitap gibi telakki edip terk ettiler demektir. Sadece yüzünden anlamaksızın okunan bir kitap haline geldi demektir. Hz. Ömer’in şöyle dediği rivayet edilir: “Birinin Kur’an okuması sakın sizi aldatmasın. O ancak dilimizden düşürmediğimiz bir kelamdır. Asıl kim onu hayatına koyuyor siz ona bakın.” Keza Fudayl bin Iyaz’a nisbet edilen bir söz de şöyledir. “Kur’an sadece kendisiyle amel olunsun diye indirildi; gel gör ki insanlar onun sadece kıraatını amel edindiler.”
İ. Yakıt 25:30