1
İnsanların hesaba çekilmeleri yaklaştı. Hâlbuki onlar gaflet içinde yüz çeviriyorlar.
2
Her ne zaman onlara Rablerinden yeni bir uyarı/bilgi [zikr] gelse, onu daima alaya alarak dinlerler.
3
Kalpleri hep eğlencededir. O zulmedenler gizlice konuşuyorlar, “Bu sizin gibi bir beşer/insan değil mi? Şimdi siz göz göre göre sihire mi kapılıyorsunuz?” (dediler).¹
1 Krş. İsrâ, 17/47
4
(Peygamber de) dedi ki: “Rabbim gökteki konuşmayı da bilir, yeryüzündekini de. Çünkü O, Semî’dir, Alîm’dir.”
5
(Onlar da şöyle söylerler): “Bilakis, bunlar karmakarışık düşlerdir! Hayır, onu kendi uydurdu, bilakis o bir şairdir. (Eğer o gerçekten peygamberse) önceki elçilerin getirdiği gibi bize bir mucize [âyet] getirsin bakalım!”
6
Hâlbuki onlardan önce helak ettiğimiz beldelerin halkları da (mucizeye) inanmamıştı. Şimdi bunlar mı inanacaklar?
7
(Ey Peygamber!) Senden önce de ancak vahyettiğimiz kişileri [ricâl] göndermiştik.² (Onlara de ki): “Eğer bilmiyorsanız zikir/ilim sahiplerine sorunuz.”³
2 Krş. En’âm, 6/8-9; Yûsuf, 12/109 3 Krş. Nahl, 16/43
8
Biz onları yemek yemeyen birer beden [cesed] kılmadık. Onlar ölümsüz [hâlidîn] de değillerdir.
9
Sonra onlara verdiğimiz sözü yerine getirdik. Kendilerini ve dilediklerimizi kurtardık. Aşırı gidenleri/israf edenleri ise helak ettik.
10
Andolsun Biz size içinde akılda tutmanız gereken her şeyin bulunduğu [zikrukum] bir kitap indirdik. Hâlâ aklınızı kullanmaz mısınız?
11
Halkı zalim olan nice beldeleri kırıp geçirdik ve onlardan sonra başka kavimler ortaya çıkardık [enşe’nâ].⁴
4 Krş. Nisâ, 4/133
12
Onlar azabımızı hissettikleri zaman, derhâl oradan kaçmaya çalışıyorlardı/hayvanlarını mahmuzluyorlardı [yerkudûn].
13
Kaçmaya çalışmayınız! İçinde şımartıldığınız bolluğa ve yurtlarınıza dönünüz. Çünkü sorguya çekileceksiniz!
14
“Eyvah bize! Biz gerçekten zalimlermişiz” dediler.
15
Biz onları biçilmiş ekin ve sönmüş ateş gibi yapıncaya kadar bu çağrışmaları devam etti.
16
Biz göğü, yeri ve ikisi arasındakileri oyun olsun diye yaratmadık.⁵
5 Krş. Sâd, 38/27; Duhân, 44/38-39
17
Eğer Biz bir eğlence edinmek isteseydik, onu kendi katımızdan [ledunnâ] edinirdik. Yapacak olsak (böyle) yapardık.
18
Bilakis Biz hakkı batılın üzerine atarız da o onun beynini/dimağını parçalar. Bir de bakmışsın o yok olmuş gitmiştir. Allah’a yakıştırdığınız şeylerden dolayı yazıklar olsun size!
19
Göklerde ve yerde kim varsa hep O’nundur. O’nun katındakiler/yanındakiler de O’na ibadet/kulluk etmekten ne büyüklenirler ne de bıkıp yorulurlar.
20
Gece gündüz hiç ara vermeden tesbih ederler.
21
Yoksa onlar yeryüzünden birtakım tanrılar edindiler de (ölüleri) onlar mı diriltecekler?
22
Eğer yerde ve gökte Allah’tan başka tanrılar olsaydı, kesinlikle ikisinin de düzeni bozulurdu [le-fesedetâ]. Arş’ın sahibi Allah, onların vasıflandırmalarından münezzehtir.
23
O, yaptığından sorumlu değildir, onlar ise sorumlu tutulacaklardır.
24
Yoksa onlar O’nun dışında birtakım tanrılar mı edindiler? De ki: “Kesin delillerinizi [burhânekum] getiriniz. İşte benimle beraber olanların kitabı![zikr]. İşte benden öncekilerin kitapları![zikr].” Bilakis onların çoğu hakkı bilmezler de yüz çevirirler.
25
(Ey Peygamber!) Senden önce, hiçbir elçi göndermedik ki, ona, “Ben’den başka tanrı yoktur, o hâlde Bana ibadet/kulluk ediniz” diye vahyetmiş olmayalım.
26
(Durum böyle iken) “Rahmân çocuk edindi” dediler. O bundan münezzehtir. Bilakis onlar/melekler onurlu kılınmış [mukremûn]⁶ kullardır.
6 “Mukremûn” kelimesi “ikram edilmiş”, “yüce kılınmış” demektir. Biz tercümeye “onurlu kılınmış” olarak yansıttık.
27
Onlar (Allah’ın) sözünün önüne geçmezler ve ancak O’nun emriyle iş görürler.
28
O, onların önlerinde olan şeyleri de arkalarında olan şeyleri de bilir. Onlar, Allah’ın razı olduğu kimselerden başkasına şefaat etmezler. Hepsi de O’nun haşmetinden saygıyla ürperirler/titrerler.
29
Onlardan her kim, “O’nun dışında ben de bir tanrıyım” derse, işte onu cehennemle cezalandırırız. Biz zalimlere işte böyle ceza veririz.
30
İnkâr edenler, göklerle yer bitişik iken Biz’im onları ikiye ayırdığımızı⁷ ve canlı olan her şeyi sudan meydana getirdiğimizi⁸ görmediler mi?⁹ Hâlâ inanmıyorlar mı?
7 Kur’an’ın görevi bilim öğretmek değildir. Bilimsel gerçekleri Kur’an’da aramak ve onları göstermek ve böylece Kur’an’ı sanki bir bilim kitabıymış gibi takdim edici bir fiilin içinde olmadık, olamayız. Bu ve benzeri ayetler, Allah’ın gücünün ilim ve hikmetinin evrende araştırılması ve O’na olan inancın pekiştirilmesidir. Evrenin yasaları, sünnetullahtır. Allah’ın yarattığı ve tabiata/doğaya bahşettiği ayetlerdir. Kur’an ise, Allah’ın indirdiği ayetlerdir. Her ikisinin faili Cenab-ı Hak’tır. Birbirleriyle çelişkili olması mümkün değildir. Onun için bize, düşünmeyi, araştırmayı, Onun yasalarında bir çelişkinin olmadığını bizzat görmemizi emretmesi bundandır. Bu ayette ise, büyük patlama sonrası evrenin oluşumuna dikkat çekmektedir. 8 Bu ve bunun gibi ayetlerde geçen “mine’l-mâ’i”, “min mâ’in” ifadeleri bize gösteriyor ki, gökten inen su, denizlerin suyu veya herhangi bir dölleyici sıvı anlamına gelmektedir. Birinci anlamda, her nebati hayatın zorunlu unsurudur. İkinci anlamda, hayvani hayatın teşekkülüne sebep olan herhangi bir su kastedilmektedir. Üçüncü anlamda ise, dölleyici özelliği bulunan ve canlının üreme bezlerinden çıkan bir sıvı (spermatazoid) kastedilmektedir. (Bkz. Kur’an’ı Anlamak, s.50-51 vd. isimli kitabımız.) 9 Görmekten maksat, anlamak, idrak etmektir. Çünkü Arapçada “görmek” ve “şahit olmak” gibi fiiller birçok defa söylediğimiz gibi, cümlede iki mef’ûl/nesne alırsa, anlamak, idrak etmek anlamına gelir.
Sonraki 30 ayet →