Ana SayfaMealler › İsmail Yakıt
İY

İsmail Yakıt

İsmail Yakıt
İsmail Yakıt meali ile okumaya başla
Enbiya 1 / 112
1
İnsanların hesaba çekilmeleri yaklaştı. Hâlbuki onlar gaflet içinde yüz çeviriyorlar.
İ. Yakıt 21:1
2
Her ne zaman onlara Rablerinden yeni bir uyarı/bilgi [zikr] gelse, onu daima alaya alarak dinlerler.
İ. Yakıt 21:2
3
Kalpleri hep eğlencededir. O zulmedenler gizlice konuşuyorlar, “Bu sizin gibi bir beşer/insan değil mi? Şimdi siz göz göre göre sihire mi kapılıyorsunuz?” (dediler).¹ 1 Krş. İsrâ, 17/47
İ. Yakıt 21:3
4
(Peygamber de) dedi ki: “Rabbim gökteki konuşmayı da bilir, yeryüzündekini de. Çünkü O, Semî’dir, Alîm’dir.”
İ. Yakıt 21:4
5
(Onlar da şöyle söylerler): “Bilakis, bunlar karmakarışık düşlerdir! Hayır, onu kendi uydurdu, bilakis o bir şairdir. (Eğer o gerçekten peygamberse) önceki elçilerin getirdiği gibi bize bir mucize [âyet] getirsin bakalım!”
İ. Yakıt 21:5
6
Hâlbuki onlardan önce helak ettiğimiz beldelerin halkları da (mucizeye) inanmamıştı. Şimdi bunlar mı inanacaklar?
İ. Yakıt 21:6
7
(Ey Peygamber!) Senden önce de ancak vahyettiğimiz kişileri [ricâl] göndermiştik.² (Onlara de ki): “Eğer bilmiyorsanız zikir/ilim sahiplerine sorunuz.”³ 2 Krş. En’âm, 6/8-9; Yûsuf, 12/109 3 Krş. Nahl, 16/43
İ. Yakıt 21:7
8
Biz onları yemek yemeyen birer beden [cesed] kılmadık. Onlar ölümsüz [hâlidîn] de değillerdir.
İ. Yakıt 21:8
9
Sonra onlara verdiğimiz sözü yerine getirdik. Kendilerini ve dilediklerimizi kurtardık. Aşırı gidenleri/israf edenleri ise helak ettik.
İ. Yakıt 21:9
10
Andolsun Biz size içinde akılda tutmanız gereken her şeyin bulunduğu [zikrukum] bir kitap indirdik. Hâlâ aklınızı kullanmaz mısınız?
İ. Yakıt 21:10
11
Halkı zalim olan nice beldeleri kırıp geçirdik ve onlardan sonra başka kavimler ortaya çıkardık [enşe’nâ].⁴ 4 Krş. Nisâ, 4/133
İ. Yakıt 21:11
12
Onlar azabımızı hissettikleri zaman, derhâl oradan kaçmaya çalışıyorlardı/hayvanlarını mahmuzluyorlardı [yerkudûn].
İ. Yakıt 21:12
13
Kaçmaya çalışmayınız! İçinde şımartıldığınız bolluğa ve yurtlarınıza dönünüz. Çünkü sorguya çekileceksiniz!
İ. Yakıt 21:13
14
“Eyvah bize! Biz gerçekten zalimlermişiz” dediler.
İ. Yakıt 21:14
15
Biz onları biçilmiş ekin ve sönmüş ateş gibi yapıncaya kadar bu çağrışmaları devam etti.
İ. Yakıt 21:15
16
Biz göğü, yeri ve ikisi arasındakileri oyun olsun diye yaratmadık.⁵ 5 Krş. Sâd, 38/27; Duhân, 44/38-39
İ. Yakıt 21:16
17
Eğer Biz bir eğlence edinmek isteseydik, onu kendi katımızdan [ledunnâ] edinirdik. Yapacak olsak (böyle) yapardık.
İ. Yakıt 21:17
18
Bilakis Biz hakkı batılın üzerine atarız da o onun beynini/dimağını parçalar. Bir de bakmışsın o yok olmuş gitmiştir. Allah’a yakıştırdığınız şeylerden dolayı yazıklar olsun size!
İ. Yakıt 21:18
19
Göklerde ve yerde kim varsa hep O’nundur. O’nun katındakiler/yanındakiler de O’na ibadet/kulluk etmekten ne büyüklenirler ne de bıkıp yorulurlar.
İ. Yakıt 21:19
20
Gece gündüz hiç ara vermeden tesbih ederler.
İ. Yakıt 21:20
21
Yoksa onlar yeryüzünden birtakım tanrılar edindiler de (ölüleri) onlar mı diriltecekler?
İ. Yakıt 21:21
22
Eğer yerde ve gökte Allah’tan başka tanrılar olsaydı, kesinlikle ikisinin de düzeni bozulurdu [le-fesedetâ]. Arş’ın sahibi Allah, onların vasıflandırmalarından münezzehtir.
İ. Yakıt 21:22
23
O, yaptığından sorumlu değildir, onlar ise sorumlu tutulacaklardır.
İ. Yakıt 21:23
24
Yoksa onlar O’nun dışında birtakım tanrılar mı edindiler? De ki: “Kesin delillerinizi [burhânekum] getiriniz. İşte benimle beraber olanların kitabı![zikr]. İşte benden öncekilerin kitapları![zikr].” Bilakis onların çoğu hakkı bilmezler de yüz çevirirler.
İ. Yakıt 21:24
25
(Ey Peygamber!) Senden önce, hiçbir elçi göndermedik ki, ona, “Ben’den başka tanrı yoktur, o hâlde Bana ibadet/kulluk ediniz” diye vahyetmiş olmayalım.
İ. Yakıt 21:25
26
(Durum böyle iken) “Rahmân çocuk edindi” dediler. O bundan münezzehtir. Bilakis onlar/melekler onurlu kılınmış [mukremûn]⁶ kullardır. 6 “Mukremûn” kelimesi “ikram edilmiş”, “yüce kılınmış” demektir. Biz tercümeye “onurlu kılınmış” olarak yansıttık.
İ. Yakıt 21:26
27
Onlar (Allah’ın) sözünün önüne geçmezler ve ancak O’nun emriyle iş görürler.
İ. Yakıt 21:27
28
O, onların önlerinde olan şeyleri de arkalarında olan şeyleri de bilir. Onlar, Allah’ın razı olduğu kimselerden başkasına şefaat etmezler. Hepsi de O’nun haşmetinden saygıyla ürperirler/titrerler.
İ. Yakıt 21:28
29
Onlardan her kim, “O’nun dışında ben de bir tanrıyım” derse, işte onu cehennemle cezalandırırız. Biz zalimlere işte böyle ceza veririz.
İ. Yakıt 21:29
30
İnkâr edenler, göklerle yer bitişik iken Biz’im onları ikiye ayırdığımızı⁷ ve canlı olan her şeyi sudan meydana getirdiğimizi⁸ görmediler mi?⁹ Hâlâ inanmıyorlar mı? 7 Kur’an’ın görevi bilim öğretmek değildir. Bilimsel gerçekleri Kur’an’da aramak ve onları göstermek ve böylece Kur’an’ı sanki bir bilim kitabıymış gibi takdim edici bir fiilin içinde olmadık, olamayız. Bu ve benzeri ayetler, Allah’ın gücünün ilim ve hikmetinin evrende araştırılması ve O’na olan inancın pekiştirilmesidir. Evrenin yasaları, sünnetullahtır. Allah’ın yarattığı ve tabiata/doğaya bahşettiği ayetlerdir. Kur’an ise, Allah’ın indirdiği ayetlerdir. Her ikisinin faili Cenab-ı Hak’tır. Birbirleriyle çelişkili olması mümkün değildir. Onun için bize, düşünmeyi, araştırmayı, Onun yasalarında bir çelişkinin olmadığını bizzat görmemizi emretmesi bundandır. Bu ayette ise, büyük patlama sonrası evrenin oluşumuna dikkat çekmektedir. 8 Bu ve bunun gibi ayetlerde geçen “mine’l-mâ’i”, “min mâ’in” ifadeleri bize gösteriyor ki, gökten inen su, denizlerin suyu veya herhangi bir dölleyici sıvı anlamına gelmektedir. Birinci anlamda, her nebati hayatın zorunlu unsurudur. İkinci anlamda, hayvani hayatın teşekkülüne sebep olan herhangi bir su kastedilmektedir. Üçüncü anlamda ise, dölleyici özelliği bulunan ve canlının üreme bezlerinden çıkan bir sıvı (spermatazoid) kastedilmektedir. (Bkz. Kur’an’ı Anlamak, s.50-51 vd. isimli kitabımız.) 9 Görmekten maksat, anlamak, idrak etmektir. Çünkü Arapçada “görmek” ve “şahit olmak” gibi fiiller birçok defa söylediğimiz gibi, cümlede iki mef’ûl/nesne alırsa, anlamak, idrak etmek anlamına gelir.
İ. Yakıt 21:30