2
Bu, Rabbinin kulu Zekeriya’ya olan rahmetinin dile getirilişidir [zikr].
3
Hani o Rabbine gizli bir sesle yalvarmıştı.¹
1 Krş. Âl-i İmrân, 3/38 vd.
4
Demişti ki: “Rabbim kemiklerim zayıfladı/eridi, başım ihtiyarlık aleviyle tutuştu/saçlarım ağardı. Rabbim Sana dua etmekle hiçbir şeyden mahrum kalmadım/bedbaht olmadım” [şakiyyen].²
2 Krş. Meryem, 19/48
5
“Muhakkak ki ben, benden sonra arkamdan gelecek/ yerime geçecek olan yakınlarımdan korkuyorum. Karım da kısırdır. ³ (Ne olur) Katından bana bir dost/yardımcı [veliyyen] lütfet!”
3 Krş. Enbiyâ, 21/90
6
“Hem bana ve hem de Yakupoğullarına mirasçı olsun. Rabbim onu razı olduğun biri kıl!”
7
(Allah buyurdu): “Ey Zekeriya! Biz sana Yahya adlı bir oğul müjdeliyoruz. Daha önce bu ismi kimseye vermedik.”⁴
4 Krş. Âl-i İmrân, 3/39
8
(Zekeriya), “Rabbim! Karım kısır ve ben de ihtiyarlığın son aşamasına varmışken benim nasıl bir oğlum olur?” dedi.
9
(Allah), “Orası öyle ama” [kezâlik] dedi. Rabbin de “Bu Bana kolaydır” diyor. “Andolsun sen daha önce hiçbir şey değilken seni de yaratmıştım” buyurdu.
10
(Zekeriya), “Rabbim bana bir işaret [âyet] ver!” dedi. Buyurdu ki: “Senin işaretin [âyet], sapasağlam olduğun hâlde insanlarla tam (üç gün) üç gece boyunca konuşamamandır.”
11
(Zekeriya) Mabetten [mihrâb] kavminin karşısına çıktı ve onlara hemen, “Sabah akşam (Rabbinizi) tesbih edin!” diye işaret etti [evhâ].
12
(O doğup büyüyünce ona), “Ey Yahya! Kitab’a/Tevrat’a kuvvetle sarıl!” dedik ve ona daha çocukken hikmet [hukm] verdik.
13
Ona katımızdan kalp yumuşaklığı ve ruh temizliği/arınmışlık [zekât] verdik. Bu yüzden o, sorumluluk bilincine sahipti.
14
O, anne babasına iyi davranan bir kimse idi. İsyancı bir zorba değildi.
15
Doğduğu gün, öleceği gün ve tekrar dirileceği gün ona selâm olsun!
16
(Ey Peygamber!) Kitap’ta/Kur’an’da Meryem’i de an! Hani o, ailesinden ayrılarak (mabedin) doğu tarafında bir yere çekilmişti.
17
Ailesiyle arasına bir perde germişti. Ona Ruhumuzu/ Cebrail’i göndermiştik, o da tam bir beşer suretinde görünmüştü.
18
(Meryem), “Ben senden Rahmân’a sığınıyorum. Eğer sorumluluk bilincine sahipsen” (bana kötülük etme) diye haykırdı.
19
(Cebrail ona), “Muhakkak ki ben sadece Rabbinin elçisiyim. Sana tertemiz bir oğlan çocuk [ğulâm] bağışlamak/ armağan etmek için gönderildim.”
20
(Meryem de) “Bana hiçbir beşer dokunmadığı ve ben de iffetsiz bir kadın olmadığım hâlde benim nasıl çocuğum olabilir?” dedi.⁵
5 Krş. Âl-i İmrân, 3/47
21
(Cebrail), “Evet doğru ama [kezâlik]”, dedi. Rabbin buyurdu ki, “Bu Ben’im için çok kolaydır ve onu inananlara bir mucize [âyet] ve kendimizden de bir rahmet kılmak içindir. Bu önceden hükme bağlanmış bir iştir.”
22
Nihayet (Meryem) ona hamile kaldı ve onunla uzak bir yere çekildi.
23
Doğum sancıları onu bir hurma ağacının altına sürükledi ve “Keşke bundan önce ölüp gitmiş ve unutulmuş biri olsaydım” diye sızlandı.
24
Bunun üzerine, (ağacın) altından ona şöyle seslenilir⁶: “Üzülme; Rabbin senin (hemen) alt tarafında bir su kaynağı var etti.”
6 Bu hitabın Allah tarafından yapıldığı kanaatindeyim. Nitekim Musa’ya da Allah ateşin arkasından seslenmişti.
25
“Hurma ağacının gövdesini kendine doğru salla/silkele, üzerine (dalından) kopmuş taze hurma dökülsün.”
26
“Ye, iç, gözün aydın olsun. İnsanlardan birini görecek olursan de ki: “Ben Rahmân’a (susma) orucu adadım. Bugün kimseyle konuşmayacağım.”
27
Nihayet kucağında çocukla kavmine gelince onlar dediler ki: “Ey Meryem! Çok çirkin bir şey yaptın!”
28
“Ey Harun’un⁷ kız kardeşi! Baban kötü bir adam değildi. Annen de iffetsiz bir kadın değildi.”
7 Eski Sami kabilelerinde, kişinin ismi kabilenin meşhur birinin adına bağlanırdı. Hz. Meryem, Hz. Musa’nın kardeşi Hz. Harun neslinden gelir. Onun için “Harun’un kız kardeşi” diye hitap edilmiştir. Hz. Meryem’in teyzesi Hz. Zekeriya’nın hanımı Elişa (Elisabeth) için Luka İncil’inde “Hz. Harun’un bacılarından biri” olarak anılır. (Bkz. Luka, i/5) Bununla beraber Meryem’in Harun adında bir erkek kadeşi vardı diyenler de vardır.
29
Bunun üzerine Meryem de (susma orucunda olduğu için) çocuğa işaret etti⁸. Onlar da: “Biz beşikte olan bir sabiyle nasıl konuşuruz?” dediler.
8 Hz. Meryem, kendisi susma orucunda olduğu için çocuğun şimdi olmasa bile ileride size ne olduğunu kim olduğunu söyler anlamında işaret ettiğini anlıyoruz.
30
O (peygamberlik çağına gelince onlara) dedi ki: “Muhakkak ki ben Allah’ın kuluyum. O bana kitap verdi ve beni peygamber yaptı. ⁹
9 Bir önceki ayette Hz. İsa’nın doğumu ve annesi Hz. Meryem’in kavmine çocuğu göstermesi anlatılıyordu. Hz. Meryem susma orucunda olduğu için sorulara cevap vermiyor, sadece çocuğa işaret ediyor ve “Bu çocuğu bana Allah verdi” demek istiyor. Akabinde çocuğun konuşması ayeti geliyor ama bu ayet bir önceki ayetin devamı gibi gözükse de aslında devamı olmadığı anlaşılıyor. Çünkü Hz. İsa’nın cevabı, annesinin masumiyetini ifade eden bir cevap olmalıdır. Eğer biz, Allah isterse bebeği bile konuşturur, O’nun her şeye gücü yeter, tezinden hareket edersek, yani Hz. İsa o anda konuşmuş olsa bile, annesi susma orucunda olduğu için, sorulan soruya uygun cevap vermiş olabilir diye düşünebiliriz. Hâlbuki buradaki cevap, tamamen peygamberlikle ilgili ve toplumu hak yola davet eden bir hitaptır. Nitekim ayetin başında-her ne kadar zorunlu olmasa da “kâle” (dedi) fiilinin önünde- atıf vavı dediğimiz vav harfi veya takip fâ’sı dediğimiz, “bunun üzerine, hemen, akabinde” diye tercüme edilen “fâu takibiye” de yok. Buradan da bu bölümün bir önceki bölümden ayrı olarak vahyedilmiş olduğunu veya ayrı ele almamız gerektiğini düşünebiliriz. Hz. İsa’nın kavmine olan bu hitabı risalet görevini aldığı zaman yapmış olması Kur’an’ın semantik analizine ve anlam bütünlüğüne daha uygundur. Ayrıca fiiller mazi sigasıyla gelmiş, bu geçmiş zamanda olup bitti anlamında değildir. Bir işin gelecekte mutlaka olacağı anlamındadır. Allah’ın bir çocuğa kitap ve peygamberlik vermesi, namaz ve zekâtla yükümlü tutması Kur’an semantiğine ve sünnetullaha da aykırıdır. Peygamberlik henüz aklı kâmil olmayan birine verilmediği gibi tebliğ göreviyle de yükümlü tutulmaz. Nitekim Hz. Musa’ya risalet görevinin belli bir yaşa geldikten sonra verildiğini Tâhâ, 20/41’deki ifadeden anlıyoruz. Bu sebeple Hz. İsa’nın kavmine bu hitabı kendisine fiilen nübüvvet görevi verildikten sonra olduğu kanaatindeyiz. Bu ayetlerin Hz. Peygamber’e inzalinin atıf vavsız veya takip fâ’sı vb. olmadan yapılması, bunun bir önceki pasajdan ayrı ve bağımsız olduğu ve Hz. İsa’nın da risalet görevini aldıktan sonra kavmini/ Yahudileri hak yola davet için yaptığı anlaşılıyor. Bu sebeple doğumunu anlatan pasajdan ayrı bir pasaj olarak ele aldığımız için olduğu gibi yani mazi sigasıyla/kipiyle çevirdik.
Sonraki 30 ayet →