Ana SayfaMealler › İsmail Yakıt
İY

İsmail Yakıt

İsmail Yakıt
İsmail Yakıt meali ile okumaya başla
Kehf 1 / 110
1
Hamd/her türlü övgü, kendisinde hiçbir eğrilik/tutarsızlık/çelişki [‘ıvec] bulunmayan Kitab’ı kuluna indiren Allah’a mahsustur.
İ. Yakıt 18:1
2
Onu dosdoğru/sapasağlam olarak (indirdi ki), kendi katından, (inkârcıları) şiddetli bir azapla uyarsın, iyi ve yararlı işler [sâlihât] yapan mü’minler için de güzel mükâfatlar olduğunu müjdelesin,
İ. Yakıt 18:2
3
Ki onlar orada/mükâfatlar içinde ebediyen kalırlar.
İ. Yakıt 18:3
4
“Allah çocuk edindi” diyenleri de uyarsın.
İ. Yakıt 18:4
5
Bu hususta/O’nun hakkında ne kendilerinin ne de babalarının/atalarının bir bilgisi vardır. Ağızlarından çıkan ne kadar da büyük/ağır bir söz [kelime]! Onlar yalandan başka bir şey söylemiyorlar.
İ. Yakıt 18:5
6
(Ey Peygamber!) Şimdi sen onlar bu söze/Kur’an’a inanmıyorlar diye arkalarından üzülüp/kızıp neredeyse kendini helak edeceksin.
İ. Yakıt 18:6
7
İnsanların hangisinin daha iyi iş/amel işlediğini sınamak için, yeryüzünde olan şeyleri ona bir süs/ziynet yaptık.
İ. Yakıt 18:7
8
Muhakkak ki Biz yeryüzündeki şeyleri kupkuru bir toprak hâline getiririz.
İ. Yakıt 18:8
9
(Ey Peygamber!) Yoksa sen Biz’im ayetlerimizden olan Mağara [kehf]¹ ve Rakîm² arkadaşlarını şaşılacak bir şey mi sanıyorsun? 1 Kehf, mağara anlamına gelir. Tefsirlerde bu kıssa hakkında ayrıntılı bilgiler vardır. Bu kıssanın Yahudi ve Hıristiyan olmak üzere iki versiyonu vardır. Hıristiyan versiyonu daha yaygındır. Rivayete göre; İmparator Decius (249-251) zamanında Hz. İsa’ya inanan bir grup genç, köpekleriyle beraber, içinde yaşadıkları pagan toplumun baskısından bir mağaraya sığınırlar. Üç yüz yıl civarında mucizevî bir uykuya yatarlar. Uyandıklarında içlerinden birini yiyecek bir şeyler almak üzere şehre gönderirler. Şehir bu arada çoktan Hıristiyanlığı kabul etmişti. Alışveriş esnasında paranın en az üç yüz yıldan daha önce basılmış ve tedavülden kalkmış olduğu fark edilince, bunların durumu ortaya çıkar. Bu kıssa bize, uykunun ölümün kardeşi olduğunu ve ölümden sonra insanın nasıl dirildiğinin sembolik bir anlatımını vermektedir. 2 Rakîm, kitabe, yazma veya yazıt anlamında olup, başka bir grup değildir. Ashab-ı kehf kıssasının iki ortak unsuru olarak görmek gerekir.
İ. Yakıt 18:9
10
Hani o gençler mağaraya sığınmış ve “Rabbimiz! Bize katından bir rahmet ver ve bize şu işimizde bir çıkış/ kurtuluş yolu göster/hazırla!” (demişlerdi).
İ. Yakıt 18:10
11
Mağaranın içinde nice yıllar onların kulaklarına ağırlık vurduk/onları derin bir uykuya daldırdık.
İ. Yakıt 18:11
12
Sonra iki gruptan [hizbeyn] hangisinin onların kaldıkları süreyi daha iyi hesap edeceğini ortaya koyalım diye onları uyandırdık [be’asnâ].³ 3 “Be’ase” fiili diriltmek demektir. Nitekim “baas” kelimesi de buradan gelir diriliş demektir. Ayette bu fiil kullanılmıştır. “Uyandırdık” diye tercüme ettik.
İ. Yakıt 18:12
13
(Ey Peygamber!) Biz sana onların haberlerini gerçek olarak anlatıyoruz. Muhakkak ki onlar Rablerine inanmış gençlerdi. Biz de onların hidâyetini artırmıştık.
İ. Yakıt 18:13
14
Biz onların kalplerinin üstüne (metânet) bağlamıştık/ kalplerini güçlü kılmıştık. (Müşrik baskılara karşı) kalktılar dediler ki: “Rabbimiz, göklerin ve yerin Rabbidir. Biz O’ndan başkasına asla tanrı demeyiz. (Yoksa) Andolsun biz gerçeğe aykırı/saçma bir söz söylemiş oluruz.”
İ. Yakıt 18:14
15
“Şu bizim kavmimiz O’nun dışında başka tanrılar edindiler. Bari açık bir delil [sultân] getirselerdi ya! Allah’a karşı yalan uydurandan daha zalim kim vardır?”
İ. Yakıt 18:15
16
(Biri şöyle dedi) “Mademki onlardan ve Allah’tan başkasına tapmakta oldukları şeylerden ayrı düştünüz, o hâlde mağaraya çekilin ki, Rabbiniz size rahmetini yaysın ve işlerinizde size kolaylık sağlasın.”
İ. Yakıt 18:16
17
(Ey Peygamber! Orada bulunsaydın) onlar, mağaranın genişçe bir yerinde uyurlarken, güneşin, mağaranın sağına yöneldiğini, batarken de mağaranın sol tarafından onlara dokunmadan geçtiğini⁴ görürdün. Bu, Allah’ın mucizelerindendir [âyât]. Allah kimi doğru yola iletirse, işte o doğru yolu bulmuştur. Kimi de saptırırsa/sapıklık ta bırakırsa, artık ona doğru yolu gösteren [murşid] bir dost bulamazsın. 4 Mağaranın girişi muhtemelen kuzeye bakıyordu. Çünkü güneşin hareketinden ve sıcağından etkilenmiyorlar.
İ. Yakıt 18:17
18
Uykuda oldukları hâlde sen onları uyanık sanırdın. Biz onları sağa sola çeviriyorduk. Köpekleri de girişte iki ön ayağını uzatmış hâlde (yatıyordu). Onların durumunu görseydin, elbette dönüp kaçardın ve için korku ile dolardı.
İ. Yakıt 18:18
19
Durum böyleyken (vakti gelince) onları uyandırdık [be’asnâ], nihayet (olup biteni) birbirlerine sormaya başladılar.⁵ Aralarından biri, “Ne kadar kaldınız?” dedi. (Bazıları) dediler ki: “Bir gün veya bir günden az.”⁶ Diğerleri de “Ne kadar kaldığınızı Rabbiniz daha iyi bilir. Şimdi siz şu gümüş paranızla şehre birini gönderiniz de baksın. Hangi yiyecek daha temiz (ve leziz) ise ondan size yiyecek getirsin. Ayrıca hassas/dikkatli davransın da sizi/yerinizi kimseye fark ettirmesin” dediler. 5 “Li-yetese’elû” kelimesini pek çok tefsir ve meâllerde “birbirlerine sormaları için” diye tercüme etmişler. Buradaki “lam” harfini gaye belirten edat gibi değerlendirmişler. Hâlbuki bu, bize göre sonuç bildiren bir lam’dır (lâmu’l-âkibe). Çevirisi: “Nihayet, birbirlerine (olup biteni) sordular/sormaya başladılar” şeklinde olmalıdır. 6 Zamanın izafiliğini sembolik olarak ortaya koyan bir ifadedir.
İ. Yakıt 18:19
20
“Muhakkak ki onlar sizi ele geçirirlerse, taşlarlar veya kendi dinlerine [milletihim] döndürürler. O takdirde de ebediyen kurtuluşunuz olmaz.”
İ. Yakıt 18:20
21
Böylece Biz (insanları) onların hâlinden haberdar ettik⁷ ki, Allah’ın vaadinin gerçek olduğunu ve kıyametin [essâ’at] kesin gerçekleşeceğini [lâ reybe fihâ] bilsinler. Hani onlar/halk kendi arasında onların durumunu tartışıyorlardı. (Bazıları), “Onların olduğu yere bir bina/ anıt dikelim! Rableri onların durumunu daha iyi bilir.” demişlerdi. Duruma hâkim olanlar da: “Onların olduğu yere mutlaka bir mescit⁸ yapmalıyız” dediler. 7 Halkın bunlardan haberdar olması, alışverişe gönderdikleri bir genç vasıtasıyla olmuştur. Para yüzyıllar öncesinin dönemine aittir ve halk da çoktan din değiştirip Hıristiyan olmuştu. 8 Mescid, secde edilen yer demektir. Burada ibadethane anlamındadır.
İ. Yakıt 18:21
22
(Ey Peygamber!) Onlar gayba taş atarak/atıp tutarak, bazıları derler ki: “Üç kişiydiler, dördüncüleri köpekleridir”; diğer bazıları, “Beş kişiydiler, altıncıları köpekleridir” derler. Yine bazıları da “Yedi kişiydiler, sekizincileri köpekleridir” derler. Onlara de ki: “Onların sayısını Rabbim daha iyi bilir.” Zaten onlar hakkında pek az kişi hariç bilgi sahibi olan yoktur. Sen açıkça bildirilenin dışında onlarla tartışmaya girme ve bunlar hakkında da kimseye bir şey sorma!
İ. Yakıt 18:22
23
Hiçbir şey hakkında: “Ben bunu mutlaka yarın yaparım/ yapacağım!” deme.
İ. Yakıt 18:23
24
“Ancak Allah isterse [inşallah]” (de) ve unuttuğun zaman da Rabbini an ve “Umarım Rabbim beni bundan daha yakın bir doğruya ulaştırır” de.
İ. Yakıt 18:24
25
Bunlar mağarada üç yüz yıl kaldılar. Dokuz yıl da artırdılar.⁹ 9 Güneş takvimiyle üçyüz yıl, ay takvimiyle 309 yıl eder şeklinde hesap etmişlerdir.
İ. Yakıt 18:25
26
(Ey Peygamber!) De ki: “Ne kadar kaldıklarını Allah daha iyi bilir. Göklerin ve yerin algılanamayan gerçeklerini/gaybını bilmek O’na aittir. O, ne güzel gören ve ne güzel işitendir! Onların O’ndan başka bir dostu yoktur. O, hükmünde/hükümranlığında kimseyi ortak etmez.”
İ. Yakıt 18:26
27
O hâlde sen Rabbinin Kitab’ından sana vahyedileni oku. O’nun sözlerini/kelimelerini değiştirecek yoktur. Sen O’ndan başka bir sığınak da bulamazsın!
İ. Yakıt 18:27
28
(Ey Peygamber!) Sabah akşam Rablerinin rızasını/cemalini [vechehu] dileyerek O’nu çağıranlarla beraber sen de sabret/gayret et. Dünya hayatının ziynetini/süsünü arzulayıp da gözlerini o kimselerden çevirme/ayırma! Kalbini Biz’i anmaktan gafil/duyarsız kıldığımız, nefsinin arzularına uyan ve işinde aşırıya giden kimseye tabi olma!
İ. Yakıt 18:28
29
(Yine) De ki: “Hak/gerçek Rabbinizdendir. Artık dileyen inansın, dileyen inkâr etsin! Biz zalimlere duvarları çepeçevre içine alan bir ateş hazırladık. Onlar (susuzluktan) yardım istediklerinde, onlara erimiş maden gibi (sıcaklığı) yüzleri kavuran bir su ile yardım edilir, O ne kötü bir içecektir! Ne kötü bir konaklama/yaslanma yeridir.
İ. Yakıt 18:29
30
Muhakkak ki inananlara, iyi ve yararlı işler [sâlihât] yapanlara gelince, Biz elbette iyi ve güzel işler yapanların ecirlerini zayi etmeyiz.
İ. Yakıt 18:30