1
Kulunu bir gece Mescid-i Harâm’dan, kendisine bir kısım ayetlerimizi göstermek için, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksâ’ya¹ götüren Allah noksanlıktan münezzeh olandır [subhân]. Muhakkak ki o Semî’dir, Basîr’dir.²
1 Mescid-i Aksâ, “en uzak mescid” demektir. Bu Kudüs olamaz. Çünkü orada Mescid yoktu. Süleyman Mabed’i tamamen yıkılmış ve sadece yıkık bir duvarı vardı. Mescid-i Aksa, Cenab-ı Hakk’ın katındaki Mescid’dir. Yani “Beyt-i Ma’mûr” dur. Allah, kulunu kendi katındaki mescide getirmek için manevi bir seyahat yaptırmıştır. Daha sonraları buranın Kudüs olarak tefsir edilmesinin, Kudüs’ün stratejik öneminden dolayı siyasi bir yorum olduğunu düşünüyoruz. 2 Mirac’ın bedenen mi yoksa ruhen mi gerçekleştiği çok tartışılmış ve bu konuda Kur’an dışı anlatımlarla muazzam bir edebiyat oluşturulmuştur. Yine bu sûrenin 60’ıncı ayetine göre, onun bir “rüya” olduğu dikkate alınırsa, bunun ruhen yapılan manevî bir yolculuk olduğu anlaşılır. Başta Hz. Ayşe olmak üzere pek çok sahabe bu görüşte idiler.
2
Musa’ya Kitab’ı verdik ve onu, “Ben’den başkasını vekil edinmeyin!” diyerek İsrailoğullarına bir yol gösterici/ rehber kıldık.
3
(Ey!) Nûh’la beraber kendilerini (gemiyle) taşıdıklarımızın çocukları [zurriyye]! Muhakkak ki o/Nûh çok şükreden bir kuldu.
4
Biz Kitap’ta İsrailoğullarına, “Siz yeryüzünde iki defa bozgunculuk yapacaksınız, kibir ve gurura kapılıp azgınlık edeceksiniz” diye hükmettik.
5
Nihayet (bozgunculuktan) ilkinin zamanı gelince (cezalandırmak için) üzerinize çok güçlü kullarımızı gönderdik; onlar evlerin içlerine kadar girip araştırdılar. Bu gerçekleşen bir vaat idi.³
3 Ayette belirtilen ilk bozgunculuklarının/fesatlarının cezası, muhtemelen MÖ 7. yüzyılda Filistin’i işgal eden ve İsrailoğullarının on kabilesini kılıçtan geçiren Asurluların saldırısıdır veya MÖ 6. yüzyılda da Babillilerin Süleyman Mabedi’ni yıkıp geri kalan İsrâillileri de tutsak edip götürmeleri yani yurtlarından sürmeleridir.
6
Sonra tekrar size, onları yenme imkânı verdik ve sizi mallarla, oğullarla destekledik ve sayınızı artırdık.⁴
4 Babil sürgününden sonra tekrar Filistin’e dönüp örgütlendiler ve Mabed’i yeniden inşa ettiler.
7
Eğer iyi işler yaparsanız kendinize iyilik edersiniz; kötülük ederseniz yine kendinize edersiniz. Artık diğer/ ikinci bozgunculuğunuzu cezalandırma zamanı gelince, sizi rezil ve rüsva etmeleri, [li-yesû’u vucûhekum]⁵ daha önce girdikleri gibi tekrar Mabed’e [mescîd] girmeleri ve ele geçirdikleri her şeyi yerle bir etmeleri için (üzerinize başka düşmanlar gönderdik).⁶
5 “Yüzünüzü kara etmeleri” demek olup Arapça bir deyimdir: “onurunuzu kırmak, sizi ayaklar altına almak” demektir. Nitekim Tükçe’de “dünyasını zindan etmek” diye bir deyim vardır. 6 İkinci cezaları ise, muhtemelen Roma Kralı Titus’un MS 70 yılında ordularıyla Kudüs’ü yerle bir etmesi Mabed’i tekrar yıkıp İsrailoğullarını da sürgüne göndermesidir. Bunun anısına Titus, Roma’da günümüze kadar ayakta kalmış görkemli ve taş işlemeli bir “zafer takı” yaptırmıştır. Tefsirler, bu cezaları peygamberlerini katletmeleri sebebiyle onların hak ettiklerini beyan ediyorlar.
8
Umulur ki Rabbiniz size merhamet eder. Eğer siz eski duruma/bozgunculuğa dönerseniz Biz de (cezaya) geri döneriz. Biz cehennemi kâfirler için bir zindan yaptık.
9
Muhakkak ki bu Kur’an, en doğruya iletir ve iyi ve yararlı işler [sâlihât] yapan Mü’minlere, kendileri için büyük bir mükâfat olduğunu da müjdeler.
10
Ahirete inanmayanlara/nankörlere de can yakıcı bir azap hazırlamışızdır.
11
İnsan hayra dua eder gibi, şerre de dua etmektedir. İnsan çok acelecidir.
12
Biz geceyi ve gündüzü iki alâmet/sembol [âyeteyn] yaptık. Rabbinizden lütuf isteyesiniz, yılların sayısını ve hesabını bilesiniz diye, gece alâmetini [âyet] giderip gündüz alâmetini aydınlatıcı kıldık. Biz her şeyi ayrıntılarıyla açık açık anlattık.
13
Biz her insanın amelini [tâ’ir]⁷ kendi boynuna bağladık. Kıyamet günü onun için, açılmış olarak bulacağı bir kitap çıkarırız.⁸
7 “Tâ’ir” kelimesi Arapçada kuş veya uçan şey demektir. Cahiliye döneminde Araplar, kuşun uçuş tarzına bakarak hayır şer yorum üretirlerdi. Zamanla; doğmak, yükselmek, görünmek anlamında olan “tale’a” fiilinden galat-ı meşhur olarak “talih”, “talih kuşu” deyimi ortaya çıktı. İyi veya kötü olarak kişinin kaderi anlamında kullanılmaya başlandı. Kadim Arap kültüründe kuş ile kader-kısmet arasında da bir ilişki vardır. Bu deyimden hareketle bu ayeti “Kişinin amelini boynuna astık” veya “Kaderini kendi gayretine bağladık” şeklinde de tercüme edebiliriz. Çünkü her insan yaptığı şeylerden sorumludur demektir. 8 Krş. Kehf, 18/49; Yâsin, 36/12; Câsiye, 45/28; Kıyâmet, 75/13; İnfitâr, 82/10-12;
14
(Ona) “Oku kitabını! Bugün nefsin sana hesap sorucu olarak yeter!” deriz.
15
Kim doğru yolu bulursa, ancak kendi lehine bulmuş olur. Kim de saparsa ancak kendisi aleyhine sapmış olur. Hiçbir kimse/günahkâr, bir başkasının günah yükünü yüklenmez.⁹ Biz elçi göndermedikçe azap edecek değiliz.¹⁰
9 Burada Hıristiyanların “Hz. İsa’nın, insanların kurtuluşu için günahlarını yüklenip çarmıha gerilmeye razı olduğu” inancı yıkılmaktadır. 10 Krş. Nisâ, 4/165; Hicr, 15/4; Şuarâ, 26/208; Fâtır, 35/24
16
Biz bir beldeyi yok etmek istediğimiz zaman, oranın ileri gelen şımarık zenginlerini [mutraf] uyarırız [emernâ]. Buna rağmen onlar kötülüğe devam ederler. Böylece (azap) sözü onlara hak olur. Biz de orayı darmadağın ederiz.
17
Nitekim Biz, Nûh’tan sonra nice beldeleri helak ettik. Kullarının günahlarından haberdar ve onları gören olarak Rabbin yeter!
18
Her kim buranın (geçici zevklerini) hemen isterse, Biz de hem ona hem de dilediğimiz kimseye dilediğimiz kadarını vermekte acele ederiz. Sonunda da cehennemi ona mekân yaparız. O oraya kınanmış ve kovulmuş olarak yaslanır/girer [yaslâhâ].
19
Kim de ahireti ister ve mü’min olarak ona yaraşır biçimde gayret ederse/çalışırsa, işte onların gayretleri şükür olarak kabul görür [meşkûren].
20
Rabbinin lütfundan [atâ’i] her birine, bunlara da onlara da veririz. Rabbinin lütfu hiç kimseye yasaklanmış değildir.
21
(Rızık bakımından) onların kimini kimine üstün kıldığımıza bir bak! Ahiret ise elbette hem dereceler bakımından daha üstündür hem de faziletler/lütuf ve ihsanlar bakımından daha büyüktür.
22
O hâlde (Ey insan!) Allah’la beraber sakın başka bir tanrı edinme! Yoksa kınanmış bir vaziyette yalnız başına oturur kalırsın.
23
Rabbin ancak kendisine kulluk etmenizi ve anaya-babaya iyilikte bulunmanızı kesin emretmektedir [kadâ]. İkisinden birisi veya her ikisi, senin yanında ihtiyarlık çağına ulaşırsa sakın onlara “öf”¹¹ bile deme, onları azarlama! Onlara yüce [kerîm] sözler söyle!¹²
11 “Öf” bilindiği üzere, bıkkınlık, nefret ve tiksinme ifadesidir. Nasıl ki anne baba evlatlarını büyütürken onların her işini görüyor ve onlardan tiksinmiyorsa, evlatlar da ileride anne babasına bıkkınlık ve tiksinti göstermeden bakmalıdır. Bu ve devamındaki ayet bunu öğütlüyor. 12 Onlara tatlı, yumuşak ve onur verici sözler söyle!
24
Onlara merhamet ederek tevazu kanatlarını ger ve de ki: “Rabbim o ikisi tıpkı beni küçükken şefkatle terbiye edip yetiştirdikleri gibi, Sen de o ikisine rahmetinle muamele eyle!”
25
Rabbiniz nefislerinizde/içinizde olanı en iyi bilendir. Eğer siz iyi ve yararlı işler yapan kişilerden [sâlihîn] olursanız, biliniz ki kendisine yönelenler [ evvâbîn] için O Gafûr’dur.
26
Akrabaya, yoksula/düşküne ve yolcuya hakkını ver! Amaçsız, boş yere saçıp savurma!
27
Muhakkak ki saçıp savuranlar şeytanın kardeşleridir. Şeytan ise Rabbine karşı çok nankördür.
28
Eğer Rabbinden umduğun bir rahmeti istemek için, (ihtiyaç sahiplerinden) yüz çevirecek olursan, o zaman onlara yumuşak söz söyle.¹³
13 Bazı yoksul sahabiler Hz. Peygamber’in yardımlarıyla geçinirlerdi. Hz. Peygamber’in de eli dar olduğu günlerde onlara gerekli yardımı yapamadığı için çok üzülürdü, onları görünce mahcubiyetinden başka tarafa bakardı. Bu ayet böyle bir durumda güzel sözlerle gönüllerini almasını ve onlar için de dua etmesini tavsiye etmektedir.
29
Ne elini boynuna bağla ne de büsbütün açık tut.¹⁴ Yoksa kınanır ve çaresizlik/hasret içinde kalırsın.
14 “Elini boynuna bağlamak” ve “büsbütün açık tutmak” Arapçada iki de yimdir. Birincisi cimriliğe ikincisi ise, müsrifliğe işarettir. Türkçede ilkine “eli sıkı” ve diğerine de “savurgan” denir.
30
Rabbin dilediğine rızkı genişletir ve bir ölçüye göre verir [yukaddir]¹⁵. Muhakkak ki O, kullarından her an haberdardır ve onları en iyi görendir.
15 “Yukaddiru” fiiline genelde bütün meâlciler “daraltır” şeklinde, bir önceki “genişletir”in zıddı olarak anlam vermişlerdir. Bu anlama bir itirazım yok. Kanaatimizce burada Allah, genişlettiği rızkı bile bir ölçüye göre genişlettiğini beyan ediyor. Tabi ki daralttığı rızkı da bir ölçüye göre daraltır.
Sonraki 30 ayet →