1
Elif, Lâm, Râ. Bu Kitabı, Rablerinin izniyle insanları karanlıklardan aydınlığa çıkarasın, Azîz ve Hamîd olanın yoluna iletesin diye sana indirdik.
2
O Allah ki, göklerde ve yerde olanların hepsi O’nundur. Şiddetli azaptan dolayı kâfirlerin vay hâline!
3
Ki onlar, dünya hayatını ahirete tercih ederler ve (insanları) Allah yolundan alıkoyarlar ve o yolu kötü/eğri gösterirler. İşte onlar derin bir sapıklık içindedirler.
4
Biz her elçiyi ancak kendi kavminin diliyle gönderdik ki, onlara iyice açıklasın. Allah dilediğini saptırır,¹ dilediğini de doğru yola iletir. Çünkü O, Azîz’dir, Hakîm’dir.
1 “Dilediğini saptırır/sapıklık içinde bırakır, dilediğini de doğru yola iletir” şeklinde tercüme ettiğimiz bu ayet Bakara, 2/26’daki “Allah ancak günahta ısrar edenlerden/yoldan çıkmış olanlardan (fâsıkîn) başkasını saptırmaz” ayetiyle beraber ele alınmalıdır. Nitekim Zamahşerî: “Allah, yüzüstü bırakılmayı hak edenlerin dışında kimseyi yüzüstü bırakmaz. Buna karşılık yardım ve desteği hak edenlerin dışında da kimseye yardım ve destek vermez” şeklinde yorumlamaktadır. Bu konuda Matüridî de “Allah, sapkınlık yoluna götüren sebebi tercih edeni sapkınlığa, doğru yola götüren sebebi tercih edeni de doğru yola götürür” demektedir.
5
Andolsun Biz Musa’yı, “Kavmini karanlıklardan aydınlığa çıkar ve onlara Allah’ın günlerini hatırlat”² diye göndermiştik. Muhakkak ki bunda her sabır ve şükür sahibi için ibretler [âyât] vardır.
2 Krş. Câsiye, 45/14. “Allah’ın günleri” tabirinden ahirette hesap verilecek zamana atıf vardır. Hesap gününün uzun olacağını ifade için çoğul gelmiş olabilir kanaatindeyiz.
6
Hani Musa kavmine, “Allah’ın size olan nimetini hatırlayınız! Hani o, sizi, oğullarınızı boğazlamak ve kadınlarınızı (kötü niyetleri için) sağ bırakmak suretiyle size azapların/işkencenin en kötüsünü çektiren Firavun ailesinden kurtarmıştı. İşte bunda size Rabbinizden çok büyük bir belâ/imtihan vardı” demişti.
7
Hani Rabbiniz şöyle duyurmuştu: “Eğer şükrederseniz elbette size nimetimi artırırım. Eğer nankörlük ederseniz muhakkak ki azabım pek şiddetlidir.”
8
Musa dedi ki: “Sizler ve yeryüzünde olan herkes nankörlük etseniz de muhakkak Allah Ganîy’dir, Hamîd’dir.”
9
Sizden önce geçmiş olan Nûh, Ad ve Semûd kavimleri ile onlardan sonra gelenlerin haberleri size ulaşmadı mı? Onları Allah’tan başkası bilemez! Elçileri onlara apaçık deliller getirmişlerdi. Ama onlar da ellerini ağızlarına götürerek, “Şüphesiz biz sizinle gönderileni inkâr ediyoruz. Muhakkak ki biz, sizin bizi çağırdığınız şeyler konusunda kaygı verici [murîb] bir ikilem [şekk] içindeyiz.” (dediler).
10
Elçileri onlara, “Gökleri ve yeri yaratan hakkında bir ikilemde [şekk] misiniz? O, sizi günahlarınızı bağışlamaya ve sizi belirlenmiş bir süreye kadar ertelemeye/geciktirmeye çağırıyor” dediler. Onlar da dediler ki: “Sizler ancak bizim gibi bir beşersiniz. Bizi, babalarımızın ibadet ettiği şeylerden vazgeçirmek istiyorsunuz. Öyleyse bize açık bir delil [sultân] getiriniz.”
11
Elçiler de onlara, “Evet, biz de sizin gibi bir beşerden/ insandan başka bir şey değiliz. Fakat Allah, kullarından dilediğine lütufta bulunur. Allah’ın izni olmadan biz size bir delil [sultân] getiremeyiz. İnananlar ancak Allah’a güvenip, dayansınlar!”
12
“O bize doğru yolları göstermişken [hedânâ subulenâ] biz neden Allah’a güvenip dayanmayalım? Sizin bize yaptığınız eziyetlere biz elbette göğüs gereriz/sabrederiz. Güvenip dayananlar ancak Allah’a güvenip dayansınlar!” dediler.
13
İnkâr edenler, elçilerine dediler: “Ya sizi mutlaka yurdumuzdan [ard] sürüp çıkarırız yahut da bizim dinimize [millet] dönersiniz.” Rableri onlara, “Zalimleri mutlaka helak ederiz!”
14
“Onların ardından da sizi o yere yerleştiririz. Bu, Benim makamımdan korkan ve vaadimden korkan içindir” diye vahyetti.
15
(Elçiler) hüküm [feth] istediler ve her inatçı zorba perişan oldu gitti.
16
Bunun ardından da cehennem vardır. Orada irinli [sadîd] bir sudan içerler.
17
Onu yutmaya çalışır ama boğazından geçiremez. Ona her taraftan ölüm gelse bile o yine de ölmez. Bunun arkasından da adamakıllı/ağır [ğalîz] bir azap vardır.
18
Rablerine karşı nankörlük edenlerin işleri/amelleri tıpkı fırtınalı bir günde rüzgârın şiddetle savurduğu küle benzer. Kazandıkları hiçbir şeyin (ahirette) yararını görmezler. İşte derin sapıklık budur.
19
Allah’ın gökleri ve yeri gerçek olarak (bir plan dâhilinde) yarattığını görmüyor musun? Eğer isterse sizi giderir/ yok eder ve yerinize yeni bir halk getirir.
20
Bu Allah için hiç de zor değildir.
21
Onların hepsi (zamanı gelince) Allah’ın huzuruna çıkarlar. Zayıflar büyüklük taslayanlara derler ki: “Elbette biz size (körü körüne) tabi olmuştuk. Şimdi siz Allah’ın azabından herhangi bir şeyi bizden savabilir misiniz?” Onlar da “Ne yapalım? Allah bizi doğru yola eriştirseydi, biz de sizi doğru yola iletirdik. Artık biz sızlansak da sabretsek de birdir. Kaçıp sığınacak bir yerimiz yoktur!” dediler.
22
(Hesap görme) işi bitirilince, şeytan onlara şöyle der: “Muhakkak ki Allah’ın vaadi gerçek vaattir. Ben de size vaatte bulundum ama ben sözümden caydım. Zaten benim sizi zorlayacak bir gücüm/yetkim [sultân] de yoktu. Ben sizi (küfür ve isyana) davet ettim, siz de koşup geldiniz/icabet ettiniz. O hâlde beni kınayıp suçlamayınız, siz kendi kendinizi kınayıp suçlayınız. Ne ben sizin imdadınıza yetişecek durumdayım ne de siz benim imdadıma! Şüphesiz ben, daha önce sizin beni Allah’a ortak koşmanızı da kabul etmemiştim.” Muhakkak ki zalimler için can yakıcı bir azap vardır.
23
İnanıp iyi ve yararlı işler yapanlar, Rablerinin izniyle, içinde sürekli kalacakları, altlarından ırmaklar akan cennetlere sokulacaklardır. Oradaki esenlik dilekleri “Selâm!”dır.
24
Allah’ın güzel bir söze [kelime] nasıl bir misal getirdiğini görmüyor musun? O/güzel söz; kökü yerde sabit, dalları gökyüzünde olan bir ağaç gibidir.
25
O Rabbinin izniyle her zaman ürününü verir. Allah, belki düşünüp ders alırlar [yetezekkerûn] diye insanlar için misaller getirir.
26
Kötü/asılsız bir sözün durumu da kökü yerin üstüne çıkarılmış/yerinden sökülmüş ve dayanaksız/dikili duramayan çürük/kötü bir ağaç gibidir.
27
Allah inananları hem dünya hayatında hem de ahirette sabit/değişmeyen bir söz sebebiyle sapasağlam tutar [yusebbit]. Zalimleri de saptırır. Çünkü Allah dilediğini yapar.
28
(Ey Peygamber!) Allah’ın nimetini nankörlüğe değişenleri ve kavimlerini helak yurduna [dâre’l-bevâr] götürenleri görmüyor musun?
29
Onlar oraya yaslanacaklardır/gireceklerdir. Orası ne kötü bir duraktır!
30
Onlar Allah’a rakip eşler [endâd] koştular. Sonuçta (insanları) Allah’ın yolundan saptırdılar. De ki: “Geçici nimetlerle oyalanın bakalım! Muhakkak ki varacağınız yer ateştir.”
Sonraki 22 ayet →