1
Çoklukla övünme/hırs ve açgözlülük yarışı sizi (o kadar) oyaladı durdu.¹
1 Mal, mülk, evlat, eş ve sülaledeki ünlü kişilerle övünmek.
2
Tâ ki siz kabirlerinize girinceye kadar².
2 Bu ayetin anlamı, bazı meâl ve tefsirlerde gözüken, “mezarları ziyaret ederek oradakileri sayacak kadar övünmek” şeklinde değildir. Çünkü Araplarda ölen bir kişiye deyim olarak “Huve zâre kabrehu” (Kendi kabrini ziyaret etti/kendi kabrini ziyarete gitti) denir. Şu halde bu ayet; mal, mülk, evlat vb şeylerin çokluğuyla insanoğlu o derece övünüyor ki, kabre girene kadar bu övüncünü devam ettiriyor demek istiyor.
3
Hakikat şu ki [kellâ]³, yakında bileceksiniz!
3 “Kellâ” Arapçada bir edattır. Cümlenin ifade ettiği anlama göre birçok şekilde tercüme edilebilir. Mesela, “Yoo! Hayır asla! Evet evet, hakikat şu ki, şunu iyi bilin ki, gerçekten de, değil mi ki, buna rağmen, böyleyken vb gibi. Bu sûrede üç yerde geçen “kellâ” edatını, görüldüğü gibi, kontekse uygun üç farklı anlamla çevirdik.
4
Kesinlikle [summe] evet, yakında bileceksiniz!
5
Gerçekten de eğer siz kesin bir bilgiyle bilseydiniz [ilme’l-yakîn]⁴
4 Felsefede özellikle tasavvuf felsefesinde kesin bilginin 3 derecesi vardır. İlme’l-yakîn, ayne’l-yakîn ve hakke’l-yakin. İlme’l-yakîn; okuyup öğrenip, düşünerek ve duyarak bilmektir. Yani ilim yoluyla gerçeği öğrenmektir. Ayne’l-yakîn ise, bizzat görerek öğrenmektir. Bir öncekine göre daha kesindir. Hakke’l-yakin ise, gerçekle, bilgi objesiyle bütünleşmektir. Bir örnek verecek olursak: Ölüm hakkındaki bilgimiz, ilme’l-yakîndir. Ölmekte olan birini gördüğümüzde ise bilgimiz ayne’l-yakîn olur. Kendimiz ölürken ki bilgimiz ise hakke’l-yakîndir.
6
Elbette cehennemi [cahîm] görürdünüz⁵
5 Cehennemin ne olduğunu anlardınız demektir. Krş. Şuarâ, 26/91; Nâzi’ât, 79/36
7
Sonra onu elbette gözle kesin olarak (zaten) göreceksiniz [ayne’l-yakîn].
8
Sonra da o gün elbette nimetlerden sorguya çekileceksiniz.⁶
6 Kaynaklarda geçen bir hadise göre, Hz. Peygamber, “İki nimet vardır ki, insanların çoğu bunları değerlendirmekte aldanmıştır: sağlık ve boş vakit.” (Buharî, Rikâk, 1; Tirmizî, Zühd, 1; İbn Mâce, Zühd, 15)