Ana SayfaMealler › İsmail Yakıt
İY

İsmail Yakıt

İsmail Yakıt
İsmail Yakıt meali ile okumaya başla
Yunus 1 / 109
1
Elif, Lâm, Râ. Bunlar hikmet dolu Kitap’ın ayetleridir.
İ. Yakıt 10:1
2
İçlerinden bir adama, “İnsanları uyar ve inananlara Rableri katından bir doğruluk makamı [kademe] bulunduğunu müjdele” diye vahyettiğimiz, insanların tuhafına mı gitti ki, o kâfirler, “Şüphesiz bu apaçık/düpedüz bir sihirbazdır” dediler.
İ. Yakıt 10:2
3
Muhakkak ki Rabbiniz, gökleri ve yeri altı günde/evrede yaratan, sonra da Arş’a¹ yönelen/hükmeden [istivâ], işleri yerli yerince düzene koyan Allah’tır. O’nun katında velev ki kendi izniyle de olsa şefaat/yardım edici/eşi ve benzeri hiçbir varlık yoktur². İşte Rabbiniz Allah budur. O halde O’na kulluk ediniz. Hâlâ öğüt almıyor musunuz? 1 Arş: Taht anlamında olup, mutlak kudret ve egemenliği ifade eder. Kur’an’da Allah kendisini “hükümdar” metaforuyla sunar. Ayette O’nun “Arşa istivâ etmesi” demek, yarattığı bütün gökleri ve yeri koyduğu kanunlar doğrultusunda yönetmek için tahtına kurulan bir hükümdardır demektir. İnsanın hayal ve tasavvur sınırları içinde daha iyi anlayabilmesi için metaforik bir anlatımda, bir benzetmede bulunuyor. 2 Razî’nin beyanına göre ekseri müfessirler “Hiçbir kimse O’nun izni olmaksızın şefaatçi olamaz” şeklinde anlamışlardır. Ancak Ebu Müslim el- İsfehanî ayette geçen şefî’ kelimesinin “eş, çift, benzer” gibi anlamlarından hareketle “O’na yaratma ve hükmetmede eşlik edecek hiçbir varlık yoktur. Varlıklar O’nun “Ol” emriyle ve izniyle meydana gelmişlerdir” şeklinde anlamıştır. Bu yoruma biz de katılıyoruz.
İ. Yakıt 10:3
4
Hepinizin dönüşü O’nadır. Allah’ın vaadi haktır/gerçektir. Muhakkak ki O, ilk defa yaratmayı başlatan ve sonra da onu tekrar edendir [yu’îduhu] tâ ki, inanan ve iyi ve yararlı işler yapanları [sâlihât] adaletle mükâfatlandırsın. İnkâr edenlere gelince, onlar için inkârlarından dolayı kızgın/kaynar [hamîm] bir içecek ve can yakıcı bir azap vardır.
İ. Yakıt 10:4
5
Güneşi bir ışık kaynağı [ziyâ’], ayı da aydınlık [nûr] yapan³, yılların/ayların sayısını ve hesabı bilmeniz için⁴ ona menziller/duraklar⁵ takdir eden O’dur. Allah, bütün bunları ancak hak olarak yaratmıştır. O, ayetlerini bilen bir topluluk [kavm] için ayrıntılı bir şekilde açıklamaktadır. 3 Krş. Nebe, 78/13; 4 Ayette geçen “es-sinîn”kelimesi “sinn” kökünden gelme bir kelimedir. Sene/yıl olarak bildiğimiz ve dilimizde de kullandığımız bu kelime, ayetin başında zikredilen güneş ve aya izafeten burada hem ay hem de yıl anlamında kullanıldığını söyleyebiliriz. Ancak kendisine menziller/duraklar takdir edilen aydır ki, onunla biz hesabımızı, zamanı ve vakitleri biliriz. Bu açıdan bakıldığında ayette geçen “es-sinîn”den “aylar”a vurgu yapıldığı açıktır. Nitekim “sinn/sene” nin “ay” anlamına ait yorumu için bkz. Ankebut, 29/14 dipnot. 5 Krş. En’âm, 6/96; Yâsîn, 36/39
İ. Yakıt 10:5
6
Muhakkak ki gece ile gündüzün art arda gelmesinde, Allah’ın göklerde ve yerde yarattığı şeylerde sorumluluk bilincinde olan bir topluluk [kavm] için deliller [âyât] vardır.
İ. Yakıt 10:6
7
Bizimle buluşmayı/huzurumuza çıkmayı ummayanlara, dünya hayatından hoşnut olup onunla tatmin olanlara ve ayetlerimizden gafil olanlara gelince;
İ. Yakıt 10:7
8
İşte onların kazandıklarından ötürü varacakları yer ateştir.
İ. Yakıt 10:8
9
İnanıp iyi ve yararlı işler [sâlihât] yapanlara gelince, imanları sebebiyle Rableri onları altlarından ırmaklar akan nimet cennetlerine iletir.
İ. Yakıt 10:9
10
Onların oradaki duaları, “Allah’ım Sen her türlü noksanlıktan uzaksın!” olup, orada esenlik dilekleri [tahiyyetuhum]”, “Selâm”dır; dualarının sonu da “Âlemlerin Rabbine hamd olsun” (sözleridir).
İ. Yakıt 10:10
11
İnsanların hayrı acele istemeleri gibi, Allah da onlara (hak ettikleri) şerri/cezayı⁶ acele verseydi, onların süreleri [eceluhum] hemen bitirilmiş olurdu⁷. Ama Biz, Biz’e kavuşmayı ummayanları, kendi azgınlıkları içinde bocalar hâlde bırakırız. 6 Şer kavramı Kur’an’da Allah’a izafe edilemez bir kavramdır. Burada kulun yaptığının bir karşılığı olarak ceza anlamındadır. Bir başka ifadeyle Allah şerre veya kötülüğe izin verebilir. Bu kulu sınamak için de olabilir. Allah sadece hayır verir. Ama kul bunu bazı değerlendirmeleriyle şer olarak algılayabilir veya sınav için veyahut da yaptıklarından dolayı ona şer olarak tecelli eder. 7 Krş. Bakara, 2/15; Enfâl, 8/22
İ. Yakıt 10:11
12
İnsana bir sıkıntı [durru] dokunduğunda/başı dara girdiğinde gerek yan üstü yatarken gerek oturarak ve gerekse ayakta Biz’e yalvarır durur. Biz ondan o sıkıntıyı kaldırdığımızda, sanki kendisine dokunan bir sıkıntıdan ötürü hiç yalvarmamış gibi çeker gider. İşte (ömürlerini) israf edenlerin yaptıkları kendilerine güzel/süslü gösterilmiştir.
İ. Yakıt 10:12
13
Andolsun ki, sizden önce nice nesilleri, elçileri kendilerine nice apaçık deliller getirdikleri hâlde (yalanlayıp) zulmettikleri için helak ettik/yok ettik. Onlar zaten inanacak değillerdi. İşte suçlu toplulukları [kavm] Biz böyle cezalandırırız.
İ. Yakıt 10:13
14
Sonra onların ardından, bakalım siz nasıl davranacaksınız diye bu dünyada onların yerine sizi geçirdik/sizi halifeler yaptık.
İ. Yakıt 10:14
15
Onlara ayetlerimiz açık açık okunduğu zaman, Biz’e kavuşmayı ummayanlar, “Bundan başka bir Kur’an getir veya bunu değiştir!” derler. De ki: “Ben onu kendiliğimden değiştiremem. Ben sadece bana vahyolunana tabi olurum. Şayet ben Rabbime karşı gelirsem büyük bir günün azabından korkarım.”
İ. Yakıt 10:15
16
(Ey Peygamber!) De ki: “Eğer Allah dileseydi onu size okumazdım ve O da size onu bildirmezdi [edrâkum]. Gerçekten ben ondan/Kur’an’dan önce sizin aranızda bir ömür geçirdim. Hâlâ aklınızı kullanmıyor musunuz?”
İ. Yakıt 10:16
17
Allah’a karşı iftira atan veya ayetlerini yalanlayandan daha zalim kim vardır? Muhakkak ki suçlular mutluluğa/kurtuluşa ermez.
İ. Yakıt 10:17
18
Onlar, Allah’ı bırakıp, kendilerine ne bir zarar ve ne de bir fayda veren şeylere tapıyorlar ve (üstelik), “Bunlar Allah katında bizim şefaatçilerimizdir” diyorlar. Onlara de ki: “Siz, Allah’a göklerde ve yerde bilmediği şeyleri mi haber veriyorsunuz? O, onların koştukları ortaklardan uzaktır ve yücedir.”
İ. Yakıt 10:18
19
İnsanlar (vaktiyle) tek bir topluluktan [ummet] başka bir şey değildi. Derken aralarında ayrılığa düştüler. Eğer Rabbinden daha önce belirlenmiş bir karar [kelime] olmasaydı, ayrılığa düştüğü şeylerde aralarında elbette hüküm çoktan verilmiş olurdu.
İ. Yakıt 10:19
20
“Ona Rabbinden bir mucize [ayet] indirilseydi ya!” diyorlar. (Ey peygamber!) Sen de onlara de ki: “Algılanamayan [ğayb] ancak Allah’a aittir. O hâlde bekleyiniz! Muhakkak ben de sizinle beraber bekleyenlerdenim.”
İ. Yakıt 10:20
21
Kendilerine dokunan bir sıkıntıdan/darlıktan sonra insanlara bir rahmet/bolluk, bereket tattırdığımız zaman, bir de bakmışsın ki onların ayetlerimiz hakkında bir tuzakları vardır. De ki: “Tuzak kurmada Allah (sizden) daha hızlıdır.” Muhakkak ki elçilerimiz melekler tuzaklarınızı/hilelerinizi kaydediyorlar [yektubûn].
İ. Yakıt 10:21
22
Sizi karada ve denizde gezdiren O’dur. Öyle ki gemide bulunduğunuz bir sırada, gemi tatlı bir rüzgârla yol alırken ve yolcuların sevinçli olduğu bir anda şiddetli bir fırtına çıkar ve (dalgalar) her taraftan kuşatır. Yolcular da kuşatıldıklarını/boğulacaklarını anlayınca, dini Allah’a tahsis ederek,⁸ “Eğer bizi bu tehlikeden kurtarırsan andolsun Sana şükredenlerden olacağız!” diye Allah’a yalvarırlar⁹. 8 Bütün samimiyetiyle Allah’a yönelerek demektir. 9 Krş. En’âm, 6/63
İ. Yakıt 10:22
23
Her ne zaman ki Allah onları kurtarsa, bir de bakmışsın ki onlar haksız yere yeryüzünde taşkınlık etmeye başlamışlardır. Ey insanlar! Geçici dünya hayatının nimetleri için yaptığınız taşkınlıklar sizin aleyhinizedir. Sonunda dönüşünüz Biz’edir. Biz de bütün yaptığınız şeylerin (sonuçlarını) size bildiririz.
İ. Yakıt 10:23
24
Ancak dünya hayatının misali, tıpkı gökten indirdiğimiz suya/yağmura benzer. Nasıl ki, insanların ve hayvanların yediği yeryüzü bitkileri o suyla beslenip birbirine karışır. Nihayet yeryüzü güzelliğini aldığı ve sahipleri de (bütün ürünleri devşirmeye) kendilerinin kadir olduklarını zannettikleri sırada, geceleyin veya güpegündüz (azap) emrimiz oraya ulaşır. Böylece onu kökünden biçilmiş, sanki dün orada yokmuş gibi bir hâle getiriveririz. Biz ayetleri düşünen bir topluluk [kavm] için ayrıntılı olarak açıklıyoruz.
İ. Yakıt 10:24
25
Allah esenlik yurduna [Dâru’s-selâm] çağırır. O dilediğini dosdoğru yola iletir.
İ. Yakıt 10:25
26
İyi ve güzel davrananlar için daha iyi ve güzel karşılık ve daha bir fazlası vardır¹⁰. Onların yüzlerini ne bir kararma ne de bir zillet bürür/kaplar [yerhaku]. İşte onlar cennet ehli olup orada sürekli kalırlar. 10 Krş. Kâf, 50/35; En’âm, 6/125-127; Tevbe, 9/72
İ. Yakıt 10:26
27
Kötülük kazananlara gelince, bir kötülüğün cezası misli kadardır¹¹. Onların yüzlerini bir zillet bürür. Onları Allah’tan kurtaracak kimse de yoktur. Yüzleri sanki karanlık geceden bir parça ile örtülmüş gibidir. İşte onlar ateş ehli olup orada sürekli kalırlar. 11 Krş. En’âm, 6/160
İ. Yakıt 10:27
28
Onların hepsini bir araya toplayacağımız, sonra da Allah’a ortak koşanlara, “Siz ve ortaklarınız haydi yerlerinize!” diyerek onları birbirlerinden ayıracağımız gün, koştukları ortaklar onlara, “Siz bize tapmıyordunuz!” derler.¹² 12 Krş. Nahl, 16/86; Sebe’, 34/40
İ. Yakıt 10:28
29
“Şimdi bizimle sizin aranızda Allah’ın şahit olması yeter. Doğrusu biz sizin bize ibadetinizden habersizdik!”
İ. Yakıt 10:29
30
İşte orada her can geçmişte/dünyada yaptıklarını göz önüne getirir [teblû] ve gerçek sahipleri [Mevlâhum] olan Allah’a döndürülürler. Uydurdukları şeyler de kendilerini terk edip gider.
İ. Yakıt 10:30