1
Nûn. Kalem [⁶] ve yazdıkları şeyler hakkı için,
[5] Mekke'de nazil olmuş (52) âyettir. [6] Levh-i Mahfuz'u yazan kalem.
2
Sen Rabbinin nimeti sayesinde divane olamazsın.
3
Senin için ardı arası kesilmeyen [⁷] mükâfat vardır.
[7] Veya başa kakılmaksızın.
4
Şüphe yok ki sen ahlâkça en yüksek mertebedesin.
5
5, 6. Yakında hanginizin, divaneliğe uğradığını [⁸] göreceksin, onlar da görecekler.
[8] Yahut divanelik hanginizdedir, sende mi? Yoksa onlarda mı?
6
5, 6. Yakında hanginizin, divaneliğe uğradığını [⁸] göreceksin, onlar da görecekler.
[8] Yahut divanelik hanginizdedir, sende mi? Yoksa onlarda mı?
7
Çünkü Rabbin, kendi yolundan şaşanları daha iyi bildiği gibi doğru yolda bulunanları da daha iyi bilir [⁹].
[9] Veya doğru yoldan şaşan hakikaten deli, doğru yolda bulunan tam akıllıdır.
8
Kur/an/ı yalan sayana itaat etme.
9
Onlar temenni ederler ki, sen kendilerine yumuşaklık gösteresin de kendileri de sana yumuşaklık göstersinler [¹⁰].
[10] Yani sen putlarına bir şey demeyesin, onlar da sana müdara etsinler.
10
10, 11. Yemin eden, Tanrı yanında düşkün, ayıp araştıran, kovuculukla söz gezdiren,
11
10, 11. Yemin eden, Tanrı yanında düşkün, ayıp araştıran, kovuculukla söz gezdiren,
12
Nâs/ı hayırdan alıkoyan [¹¹], hukuka tecavüz eyleyen, günaha dadanan,
[11] Cimri olan veya Müslüman olmayı men'eden.
13
Bununla beraber kaba ve soysuz olan herhangi bir kimseye,
14
Mal ve evlât sahibi olması yüzünden, itaat etme.
15
Ona âyetlerimiz okununca o, «— Bunlar eskilerin masallarıdır» der.
16
Biz onun burnunu damgalayacağız [¹].
[1] Rezil edeceğiz veya burnunu kızartacağız.
17
Biz, onları, bahçelerinin hasılatını sabah vakti fukaranın haberi yokken devşirmeye yemin eden bahçe sahiplerini sınadığımız gibi sınadık [²].
[2] Mekke ahalisini de kıtlığa ve açlığa uğrattık.
18
Bunlar «İnşaallah» dememişlerdi [³].
[3] Veya fukaranın hissesini ayırmamışlardı.
19
Kendileri uykudayken Rabbin tarafından bahçeyi bir felâket kapladı [⁴].
[4] Bir kasırga onu mahv ve berbat etti veya bahçe yağmaya uğradı. Veya bahçeye bir ateş düştü bahçeyi yaktı, kavurdu.
20
Bahçe simsiyah bir harabezâra [⁵] döndü.
[5] Yahut o kadar kurudu ki bembeyaz gündüze döndü.
21
Sabaha karşı birbirlerini şöyle çağırdılar:
22
Meyve düşürecekseniz, haydi erken ekininize gidin [⁶].
[6] Yâni yoksullar duymadan erkenden meyveyi toplayalım.
23
Onlar yola düştüler. Birbirlerine gizlice diyorlardı:
24
Bugün hiçbir yoksul bostanımıza girmesin.
25
Yoksullara bir şey vermemeye güçleri yeter za/mıyle erken gittiler.
26
Bahçeyi harap olmuş görünce tereddüde düşerek «— Yolu şaşırmışız,
27
Öyle değil, mahrum kalmışız» dediler.
28
Onların en akıllıları [⁷] ben, size tespih etmeliydiniz [⁸] demedim miydi? dedi.
[7] Veya büyükleri re'yen ve sinnen efdal olanları. [8] Yâni «Sübhanallah, Maşaallah» deyin.
29
Onlar, «— Rabbimiz zulümden tamamıyle münezzehtir [⁹], bizler öz nefsimize zulmettik, dediler.
[9] Yahut «Sübhanallah Maşallah» dediler, ama iş işten geçti.
30
Birbirlerini kınamaya koyuldular.
Sonraki 22 ayet →