1
Gurup vaktindeki [²] yıldız [³] hakkı için,
[1] Mekke'de nâzil olmuş (62) âyettir. [2] Veya tulü' vaktindeki. [3] Ülker yıldızı veya sabit yıldızlar veya zühre veya nüzul eden Kur'an yıldızı veya yeryüzündeki ot.
2
Sizinki ne yolunu şaşırdı! Ne Hak/tan ayrıldı!
3
O, arzusuna göre söz söylemez,
4
O/nun sözü kendine vahiy olunan bir vahiyden başka bir şey değildir.
5
5, 7. Ona pek kuvvetli, pek heybetli [⁴] biri [⁵] öğretti de göğün en yüksek bir kenarında olduğu halde doğruldu [⁶].
[4] Veya pek yakışıklı veya ilmi çok veya dirayette ve amelde pek kuvvetli. [5] Allah veya melek. Diğer naziri olan zamirlerde de böyledir. [6] Veya melek işinde müstakimdir veya o, en yüksek bir ufuktadır, peygamberden yüksek bir yerde bulunmuştur
6
5, 7. Ona pek kuvvetli, pek heybetli [⁴] biri [⁵] öğretti de göğün en yüksek bir kenarında olduğu halde doğruldu [⁶].
[4] Veya pek yakışıklı veya ilmi çok veya dirayette ve amelde pek kuvvetli. [5] Allah veya melek. Diğer naziri olan zamirlerde de böyledir. [6] Veya melek işinde müstakimdir veya o, en yüksek bir ufuktadır, peygamberden yüksek bir yerde bulunmuştur
7
5, 7. Ona pek kuvvetli, pek heybetli [⁴] biri [⁵] öğretti de göğün en yüksek bir kenarında olduğu halde doğruldu [⁶].
[4] Veya pek yakışıklı veya ilmi çok veya dirayette ve amelde pek kuvvetli. [5] Allah veya melek. Diğer naziri olan zamirlerde de böyledir. [6] Veya melek işinde müstakimdir veya o, en yüksek bir ufuktadır, peygamberden yüksek bir yerde bulunmuştur
8
Sonra peygambere yaklaşıp aşağı sarktı,
9
Araları iki yay [⁷] kadar veya daha az kaldı,
[7] Nazm-ı kerim Arap âdeti üzere vârit olmuştur. Büyükler barışıp muahede yaparlarsa yaylarını çıkarırlar, birbirlerine yaklaştırırladı.
10
Allah/ın vahiy ettiğini kuluna vahiy etti [⁸].
[8] Veya peygamber dergâh ı ilâhiyete yaklaştı, huzurda secde etti. Allah peygambere ne vahiy ettiyse etti. Nazm-ı kerîm meleke i ittisali temsil olabilir.
11
Peygamberin gördüğünü kalbi yalan çıkarmadı [⁹].
[9] Kalbi ile gördüğü şeyin gerçek, doğru olduğunu yakînen bildi, yahut gözü ile gördüğünü kalbi tasdik etti. Hayâl olmadığını bildi. Veya gördüğüne kalbi şahit oldu. Gördüğü de acayip ve garip âyat-ı İlâhiye'dir. Yahut Cibril Aleyhisselâmın kendisidir.
12
Hâlâ onun görüp bildiği şeyde ona karşı yaygara mı ediyorsunuz?
13
* Peygamber O/nu [¹⁰] bir kere daha
[10] Cibril aleyhisselâmı veya âyât-ı ilâhiye'yi.
14
Sidre-i münteha [¹¹] yanında görmüştü.
[11] Sidye Arabistan kirazı ağacı olup hudut başını temsil ediyor ki, mahlûkun ilmi ancak oraya kadar çıkıyor, demektir veya ukalânın (akıllıların) hayrette kaldıkları zaman gördü.
15
Sakınanların barındıkları uçmak O/nun yanındadır.
16
Sidre/yi neler kaplamıştı! - Neler [¹²].
[12] Vasfı kabil olmayan şeyler kaplamıştı, veya nihayet derecede nur sarmıştı.
17
Peygamberin gözü bir tarafa kaymadı, sağa ve sola dönmedi [¹³].
[13] Ne gördüyse hakikat üzere gördü.
18
* O, Rabbinin pek büyük nişanlarını görmüştü [¹⁴].
[14] Tevhit ve kudrete ait burhanların en büyüğünü görüp yakînen tevhidi bilmişti.
20
Üçüncü olarak Menat/a ne dersiniz?
21
«— Oğlan sizin, kız Tanrı/nın mıymış?» [¹⁵]
[15] Yâni putlarınız olan (Lât, Uzza, Menat)' ın ellerinden bir şey gelir mi Bunlar mâbut mudur? Yoksa âhirette işe mi yarar? Bununla da iktifa etmezsiniz, erkeği kendinize, kadını Allah'a isnat edersiniz? Bu, nasıl iş!
22
Artık, bu taksim, insafsızca bir taksimdir.
23
Taptığınız putlar, Allah tarafından indirilmiş hiçbir burhana dayanmaksızın, sizin ve babalarınızın taktıkları birtakım adlardan ibarettir. Onlar yalnız zan ve tahmine, nefislerinin arzusuna tâbi olurlar. * Halbuki kendilerine Rablerinden bir rehber gelmişti [¹⁶].
[16] Kendilerine peygamber gelmişken yine putlara tapıyorlar.
24
İnsan umduğuna nâil olabilir mi [¹⁷] ? Nasıl olabilir?
[17] Kâfirler arzu ettikleri putların şefaatine, istediklerine peygamberlik verebilmeye nâil olamazlar. İnsan arzu ettiği her şeye nâil olamaz.
25
Çünkü âhiret de, dünya da Allah/ındır.
26
Göklerde nice melekler vardır ki şefaatleri hiçbir fayda vermez. Yalnız Tanrı, dilediği kimse hakkında onlara izin verip hoşnut olduktan sonra fayda verir.
27
Âhirete inanmayanlar yok mu, onlar meleklere dişi ad takarlar.
28
Onların bu sözleri hakkında hiçbir bilgileri yoktur. Onlar öyle kimselerdir ki zandan başka bir şeye ittiba etmezler. Zan ise insanı bir hakkı bilmekten vâreste (kurtulmuş, rahat) kılamaz.
29
Artık bizi anmadan arkasını dönüp dünya diriliğinden başka bir şey istemeyenlerden yüzünü çevir.
30
Onların bilgileri işte o kadardır. Çünkü Rabbin kendi yolundan sapanı herkesten iyi bildiği gibi doğru yolu bulanları da herkesten iyi bilir.
Sonraki 30 ayet →