1
Ha, Mim.
[4] Mekke'de nazil olmuş (35) âyettir.
2
Bu Kitap, yegâne galip ve hakim olan Tanrı tarafından indirilmiştir.
3
Biz, gökleri, yeri ve aralarındakini ancak hak ve hikmet ve muayyen bir müddetle yarattık; kâfirler, peygamberler kendilerini neden korkuttularsa hepsinden yüz çevirirler.
4
De ki Allah/ı bırakarak taptıklarınız yeryüzünde ne yaratmışlardır? Bana haber verin. Yahut göklerin yaratmasında iştirakleri mi vardır? Bana gösterin. Bundan evvel size bir Kitap gelmişse veya peygamberlerin ilmine dair sizde bir eser [⁵] varsa, dâvanızda da gerçekseniz onu bana getirin.
[5] Enbiyadan menkul bir ilim bakiyesi veya alâmet veya bir an'ane ve rivayet.
5
Allah/ı bırakarak kıyamet gününe kadar kendisine icabet edemeyen [⁶] ve kendilerine yapılan dualardan gafil olan putlara tapan kimselerden daha şaşkın kim olabilir?
[6] Dünya ve âhirette hiçbir faydası dokunmayan, âkil olmayan putlar, âkil olan İsa ve Üzeyr Aleyhimüsselâm gibi âkil olanlara katılmıştır.
6
Halk kıyamette toplandıkları zaman mabutları onlara düşman kesilip ibadetlerini tanımayacaklar [¹].
[1] Veyahut mâbutları olan putlar onlara düşman kesilip lisan-ı hal ile onları tanımayacaklar.
7
Apaçık olan âyetlerimiz onlara okunduğu zaman bu kâfirler kendilerine gelen hak Kur/an hakkında «— Belli bir büyüdür» demişlerdi.
8
Yok, «— O, Kur/an/ı kendiliğinden uydurdu» diyorlar. Sen de «— Eğer onu kendiliğimden uydurmuş olsaydım siz, Allah/tan göreceğim cezayı sayamazdınız. O, Kur/an hakkında giriştiğiniz türlü türlü saçmaları herkesten iyi bilir. O/nun sizinle benim aramızda hakkıyle şahit olması elverir. O, yarlıgayan, bağışlayandır» dersin.
9
De ki ben peygamberlerden ilk gelen değilim, «— Bana ve size Allah ne yapacak bilemiyorum [²], Ben ancak bana vahyolunan şeye tâbi olurum. Ben aşikâr surette korkutur bir peygamberden başka bir şey değilim.
[2] Yâni dünyada hem bana, hem size bozgunluk, yenmek, hastalık, sağlık, zenginlik, fakirlik, bolluk, kıtlık gibi neler yapılacağını bilmiyorum. Dünyaya ait hadiseleri bilmek peygamberlik vazifelerinden değildir.
10
De ki ne dersiniz? Kur/an Allah tarafından olsa siz de onu tanımasanız, İsrail oğullarından bir şahit ona şehadet edip [³] iman getirse, sizse imanı kibirinize yediremezseniz böyle vakitte zalim olmaz mısınız? Allah zalimleri doğru yola götürmez.
[3] Yâni İsrail oğulları alimlerinden biri Allah tarafından olduğuna dair Kur'an'a şehadet etse veya onun gibi olan Tevrat'a mutabık olduğuna şehadet etse.
11
Kâfirler, mü/minler hakkında «— Eğer din iyi bir şey olsaydı onlar bizi geçemezlerdi [⁴]» dediler. Onlar Kur/an ile hidayet bulamayınca «İşte bu, eski bir yalan ve uydurmadır» diyecekler.
[4] Yâni «Riyaset ve şöhret bizde olmakla biz onlardan evvel iman ederdik». Za'ımlarınca büyük, yüksek işlere avam güruhu nâil olamazlardı, âhiretteki şeref dünyadaki şerefe tâbiydi.
12
Halbuki bundan evvel Musa/nın Kitabı halka önder ve ayn-ı rahmetti. Bu Kitap ise Arap diliyle onu tasdik eder. Bununla zalimleri Allah azabıyle korkutacak, iyilik edenlere de müjde verecek.
13
«— Rabbimiz Allah/tır» deyip her hal ve hareketlerinde doğruluğa sarılanlar [⁵] yok mu, onlar için ne korku vardır, ne de onlar keder göreceklerdir.
[5] Yâni tevhit ile istikameti biraraya getirenler.
14
İşte bunlar cennetliktir, onlar burada daim kalacaklar, işledikleri amele karşılık mükâfat kazanacaklar.
15
Biz, insana, ana ve babasına iyi muamelede bulunmayı tavsiye ettik, anası ona zahmetle gebe kaldı, onu zahmetle doğurdu, gebe olması, sütten kesilmesi zamanı otuz aydır [¹]. Nihayet insan yiğitlik çağına varıp kırk yaşına basınca «— Yâ Rab! Hem bana, hem de ana ve babama ihsan buyurduğun nimetlerin şükrünü yerine getirmemi, hoşnut olacağın iyi bir amel işlememi bana ilham et. Zürriyetimde salâhı sâri kıl. Ben sana tövbe ettim, ben sana boyun eğenlerdenim» der.
[1] Nazm-ı Kerîm, ana hakkının baba hakkından daha büyük olduğuna delâlet eder.
16
İşte biz, bu gibilerin iyi amellerini kabul ederiz, fenalıklarından vaz geçeriz. Onlar cennetlik olmuşlardır, bu da kendilerine yapılan gerçek bir vaad üzerinedir.
17
O kimse ki ana ve babasına «— Of size! Öldükten sonra mezardan çıkacağıma beni mi inandıracaksınız? Halbuki benden evvel gelip geçenlerden mezardan çıkmış kim vardır?» der. Ana ve babaları ise onun imana gelmesi için Allah/a yalvarıp yakarırlar. Oğullarına «— Vay senin hâline! İmana gel, çünkü Allah/ın vaadi doğrudur» derler. O ise bu dedikleriniz eskilerin masallarıdır, der.
18
İşte kendilerinden evvel perilerden, insanlardan gelip geçen ümmetler arasında bu gibiler hakkında azap sözü sabit olmuştur. Çünkü bunlar ziyankâr kimselerdir.
19
Herkesin, işlediği iyilik ve fenalığa göre mertebeleri vardır. Bir de Allah, amellerinin cezasını tamamıyle verecek. Onlar zulüm de görmeyecekler.
20
Kâfirler ateşe gösterildikleri gün [²] onlara şöyle denecek: Lezzetlerinizi dünya diriliğinizde zayi ettiniz, orada safa sürdünüz, bugün, yeryüzünde haksız yere büyüklük tasladığınızdan, emre karşı geldiğinizden dolayı hakaret azabıyle cezalanacaksınız.
[2] Veya ateş azabına tutuldukları gün.
21
Âd cemaatinin kardeşini [¹] yâd et. Hani o, Ahkaftaki [²] kavmini Allah azabıyle korkutmuştu. Ondan evvel gelip geçen, ondan sonra gelen [³] peygamberler de Allah azabıyle korkutmuşlardı [⁴], O «— Ancak Tanrı/ya tapın, şirkinizden dolayı size gelecek dehşetli bir günün azabından korkuyorum» demişti.
[1] Onların öz cinslerinden olan Hud peygamberi. [2] Ahkaf, Yemen'de kumsal bir yerdir veya kum tepeleridir. [3] Evvel gelip geçenler, «İdris ve Nuh», sonra gelenler «Salih, İbrahim, İsmail» ve sair Beni İsrail oğullarından gelen peygamberlerdir. Aleyhimüssalâtu vesselâm. [4] Bütün peygamberler tevhitte müşterek olmakla te'kit (sağlamlaştırmayla) ve takrir (ağızdan anlatma) için zikrolunmuşlardır.
22
Onlar «— Sen bizi mabutlarımıza tapmaktan vazgeçirmeye mi geldin? Eğer dâvanda gerçeksen haydi vaad ettiğin azabı bize göster» dediler.
23
Peygamber dedi ki azabın geleceği güne [⁵] taallûk eden ilim ancak Allah/a aittir. Ben, benimle gönderilen şeyleri size tebliğ ediyorum, şu kadar ki ben sizi cahil bir kavim görüyorum.
[5] Veya her bir şeyi, bu meyanda azabın geleceği günü.
24
Onlar vaad olunan azabı kendi derelerine yönelmiş kara bir bulut halinde görünce «— Bu, bize yağmur getirir bir buluttur» dediler. «— Hayır, o, istical ettiğiniz, şeydir, bulut suretinde bir yeldir, onda acıklı bir azap vardır.
25
O, her şeyi Rabbinin emriyle berbat eder» cevabını aldılar. Hep berbat oldular. Artık meskenlerinden başka bir şey görülmez oldu. İşte biz günahkârlara böyle ceza veririz.
26
* Biz onlara verdiğimiz kuvvet, servet ve uzun ömrü size vermedik, işitsinler, görsünler, düşünsünler diye onlara kulak, göz, kalp vermiştik. Onların ne kulakları, ne gözleri, ne kalpleri hiçbir şeye yaramadı. Çünkü onlar Allah/ın âyetlerini, inatlarından inkâr ediyorlardı. Eğlenceye aldıkları azap onları sardı, hepsini helâk etti.
27
* Sizden evvel etrafınızda bulunan kasabaları [⁶] da helâk ettik. Küfürden dönsünler diye âyetlerimizi türlü türlü üslûpla beyan ettik [⁷].
[6] Semud, Lût kavimlerinin kasabalarını. [7] Tekrar tekrar gösterdik.
28
Allah/ı bırakarak, Allah/a yaklaşmak emeliyle mâbut edindikleri putlar onlara yardım edip kendilerini kurtarmalıydı! Hayır, o mâbutlar onlardan nihan oldu. İşte bu sözleri, onların yalanlarıdır, uydurdukları şeylerdir.
29
Hani Kur/an/ı dinlemek üzere tarafına birkaç peri [¹] göndermiştik. Onlar Kur/an dinlemeye hazır olunca birbirlerine «— Susun dinleyelim» demişler, sen, okumadan fariğ olunca azap ile korkutmak üzere kavimlerine dönmüşlerdi.
[1] Veya çölde gizli kalan bir cemaat.
30
Kavimlerine varınca dediler ki «— Ey kavmimiz! Biz Musa/dan sonra [²] inzal olunmuş, evvelki Kitapları tasdik eder, hakka, doğru yola götürür bir Kitap dinledik»;
[2] Anlaşılıyor ki Yahudi mezhebindeymişler veya Hazret-i İsa'nın dâvetini işitmemişlerdir.
Sonraki 5 ayet →