1
Ha, Mim.
[1] Mekke'de nâzil olmuş 54 âyettir.
2
Bu, esirgeyen, bağışlayan Zat tarafından indirilmiştir.
3
Bu, bir Kitaptır ki Arap diliyle Kur/an olduğu halde mânâsını anlayan bir cemaat için [²] âyetleri [³] tafsil olunmuştur.
[2] Araplar veya ehl-i ilim ve nazar için. [3] Hükümleri, mev'izeleri, kıssaları, meselleri vaid ve vaidleri.
4
Mü/minlere müjde verir, kâfirleri Allah azabıyle korkutur. Halkın pek çoğu, ondan yüz çevirip ona kulak asmazlar [⁴].
[4] Uzun uzadıya düşünmeyip can kulağı ile dinlemezler.
5
Onlar «— Bizi dâvet ettiğin tevhide karşı kalplerimiz örtülüdür. Kulaklarımızda da ağırlık ve sağırlık vardır. Senin ve bizim aramızda bir perde vardır. Artık kendi işine bak, biz de kendi işimize bakalım [⁵]» dediler.
[5] Yani sözlerin kalblerimize tesir etmiyor, sözünü işitmiyoruz, din ve millette aramızda ayrılık vardır. Sen dinine bak, biz de dinimize bakalım, bize mâni olma.
6
Onlara de ki ben de sizin gibi bir insanım, yalnız bana mabudunuzun bir mâbut olduğu vahiy olunuyor [⁶]. Artık ef/alinizde O/na doğrulun, O/ndan yarlıganmak (bağışlanmak) isteyin.
[6] Ben sizin gibi bir insan olunca niye benim sözümü işitmiyorsunuz, yalnız aramızdaki fark bana vahiy nâzil oluyor.
7
Zekât vermeyen [⁷], âhireti de tanımayan müşriklerin vay hâline!
[7] Veya nefislerini şirkten, küfürden pâk kılmayan.
8
İman edip iyi amel işleyenler yok mu, onlara ardı arası kesilmeyecek [⁸] mükâfatlarımız vardır.
[8] Veya başlarına bakılmayan, eksilmeyen.
9
De ki yeri iki günde yaratanı mı tanımıyorsunuz? O/na mı birtakım eşler ediniyorsunuz? İşte bu, âlemlerin Rabbidir.
10
O, yerin üstünde ulu ve muhkem dağlar yarattı, oraya çok hayır ve bereket koydu [⁹], orada olanlara münasip olan azıkları miktar-ı muayyen üzere takdir etti. Bunları tastamam dört günde yarattı. Bu da [¹⁰] soranlar içindir.
[9] Irmak çok, ekin çok, ağaç çok, yiyecek, çok, içecek çok. [10] Yeri, yerdekilerini kaç günde yarattı diye soranlara dört gün cevabı verilsin, yahut azıklara muhtaç olanlar için, azık isteyenler için tam dört günün tetümmesinde azıkları takdir etti.
11
Sonra göğe döndü, gök ise bir duman halindeydi [¹¹], göğe ve yere dedi ki isteyerek, istemeyerek hükmüme gelin [¹²]. Bunlar da «— İsteyerek geldi» dediler [¹³].
[11] Buhar veya mürekkebatı olan küçük maddeler halindeydi. [12] Gökte, yerde kemal-i kudretinin tesirine mahmuldür. Yoksa onları ister, istemez dâvet değildir. [13] Göklerin, yerin kudret-i sübhaniyeden kemal-i teessürlerini temsile mahmuldür.
12
Artık iki günde göğü yediye çıkardı. Her bir göğe de kendi işini [¹] vahiy etti. Biz dünya göğünü, yıldız çırağları ile donattık, âfetten sakladık, işte bu husus yegâne galip, hakkıyle âlim olan Zat/ın takdiridir.
[1] Ona müteallik olan hususatı.
13
Eğer bunun üzerine müşrikler senden yüz çevirirlerse onlara «— Âd ve Semud yıldırımı gibi bir yıldırımla [²] sizi korkuturum» dersin.
[2] Müthiş bir azap ile, korkunç bir ses ile, tepeden inme bir azap ile.
14
Hani onlara önlerinden, arkalarından [³], her taraftan peygamberler gelip «Allah/tan başkasına tapmayın» demişlerdi. Onlarsa «— Rabbimiz dileseydi, bize tebligatta bulunmak üzere melekler indirirdi. Biz za/mınız veçhile sizinle gönderilen şeyi tanımıyoruz» dedilerdi.
[3] Veya kendilerinden evvel ve sonra gelen peygamberler. Çünkü kendilerine gelen Hud ve Salih aleyhimesselâm evvel ve sonra gelen peygamberlere iman edin diyorlardı. Böylece gûya bütün enbiyâ kendilerine gelip hitap etmiş oluyorlardı.
15
Ad kavmi yeryüzünde haksız olarak nefislerini kabarttılardı, «— Bizden daha kuvvetli kim olabilir? [⁴] » dedilerdi. Onlar görmüyorlar mı ki onları yaratan Allah, onlardan daha kuvvetlidir, onlar âyetlerimizi inatlarından inkâr ediyorlar.
[4] Çünkü kendileri iri, yarı adamlardı, kuvvetlerine mağrur olmuşlardı.
16
Artık üzerlerine, uğursuz günlerde kendilerine dünya diriliğinde rüsvaylık azabını çektirmek için pek soğuk bir fırtına gönderdik, âhiret azabı ise daha ziyade onları rüsvay edecek. Onlar yardım da görmeyecekler.
17
Semud/a gelince biz onlara doğru yolu göstermiştik. Fakat onlar körlüğü doğru yola tercih ettiler. Bunun üzerine kazançlarının cezası olmak üzere zelil edici, yıldırım azabına tutuldular.
18
Biz, içlerinden inanıp sakınanları ondan kurtardık.
19
Allah/ın düşmanları ateşe atılmak üzere toplandıkları gün, durdurulacaklar, hep birden cehenneme sürüklenecekler.
20
Nihayet oraya [⁵] varınca kulakları, gözleri, derileri işledikleri şeye aleyhlerine şehadet edecekler [⁶].
[5] Sorgu mahalline veya ateş mahalline. [6] Yahut âsilerden sadır olan âmali sahiplerine gösterecek, kendileri ikrar edecekler.
21
Onlar derilerine [¹] «— Niye aleyhimize şehadet ettiniz» diyecekler. Bunlar da şöyle diyecekler: Her şeyi söyleten Allah bizi de söyletti, sizi ilk defa O yarattı, siz, O/na döneceksiniz.
[1] Âzalarına.
22
Onlara siz kulaklarınızın, gözlerinizin, derilerinizin aleyhinizde şehadetinden çekinerek gizlenmiyordunuz [²]. Fakat halktan gizlenerek Allah işlediklerinizin çoğunu bilmeyecek zannediyordunuz.
[2] Kıyameti inkâr etmekle âzanızın vereceği şehadet kudretine inanmıyordunuz. Yahut Allah gizli yapılan işleri hiç bilmez sanıyordunuz.
23
İşte Rabbiniz hakkındaki bu zannınız sizi bitirdi de siz ziyankâr oldunuz» denecek.
24
Onlar, katlanıp dursalar yine kurtulamazlar. Çünkü Cehennem onların yurdudur [³]. Eğer istedikleri şeye dönmek isterlerse yine dönmelerine müsaade olunmayacak.
[3] Katlansalar da, telâş etseler de yine orada kalacaklar.
25
Onların kötü huylarına göre Şeytan sıfatlı birtakım yoldaşlar koyduk. İşte o yoldaşlar kendilerine önlerinde ve arkalarındakini [⁴] bezediler, periden, insandan kendilerinden evvel gelip geçen ümmetler arasında onlar üzerine azap sözü sabit oldu. Çünkü onlar ziyankâr kimselerdi.
[4] Dünya debdebesini, şehevata ittibaı; âhiret işlerini hesap ve cezayı.
26
Kâfirler «— Kur/an/ı dinlemeyin, gürültü yapın [⁵], olabilir ki galip olursunuz [⁶]» derler.
[5] Yani okunur iken şiir söyleyin, el çırpın, ıslık çalın, hurafelerle şaşırtın. [6] Yani onlar susarlar.
27
* Kâfirlere elbette şiddetli azabı tattıracağız, onlara işledikleri işin en kötüsüne göre ceza vereceğiz [⁷].
[7] İşlerinin hepsi de kötüdür. Yahut misafirleri ağırlamak, hısımları gözetmek, kendilerine sığınanları korumak gibi iyi amellerine mükâfat verilmeyecek, yalnız kötü amellerine ceza verilecek.
28
İşte bu, Allah/ın düşmanlarına olan cezasıdır. Yani ateştir. Bu da âyetlerimizi inatlarından inkârlarının cezası olarak onların orada ikametgâhları devamlı olacak.
29
Kâfirler «— Ey Rabbimiz! Perilerden, insanlardan bizi yoldan çıkaran o iki kişiyi [⁸] bize göster ki onları ayaklarımız altında çiğneyelim [⁹] de zelil ve hakir olsunlar» diyecekler.
[8] Peri ve insan şeytanlarını veya küfür ve katli çıkaran İblis ile Kabili. [9] Yahut Cehennemin dibine atalım.
30
«— Rabbimiz Allah» deyip sonra sebat ve istikamette bulunanlar yok mu, onlara melekler inecekler de şöyle diyecekler: «— Korkmayın, kaygı çekmeyin, size vaadolunan uçmak ile sevinin,
Sonraki 24 ayet →