1
Göklerde, yerde ne varsa hepsi kendisinin olan Tanrı/ya hamdolsun. Dünyada olduğu gibi âhirette de hamd-ü sena O/na mahsustur. O, hakimdir, haberdardır.
[1] Mekke'de nâzil olmuş 54 âyettir.
2
O, yere giren, yerden çıkan, gökten inen göğe çıkan şeyleri bilir. O bağışlayan, yarlıgayandır.
3
Kâfir olanlar «— Kıyamet bize gelmeyecek» dediler, sen onlara de ki gaybi bilen Rabbim hakkı için elbette kıyamet size gelecektir. Ne göklerde, ne yerde zerre kadar bir şey O/nun ilminden gizli kalamaz. Bundan daha küçük veya daha büyük hiçbir şey yoktur ki açık Kitapta bulunmasın.
4
Bununla kıyamet gelmekle iman edip iyi amel işleyene mükâfat verecek. İşte bunlar için yarlıganma ve Cennette pek iyi bir rızk vardır.
5
Bizi acze düşürmek emeliyle âyetlerimize karşı gelmeye çalışanlara gelince, onların hakkında pek acıklı ve yaman bir azap vardır.
6
İlme nâil olanlar bilirler [²] ki Rabbinden sana indirilen Kur/an doğrudur, o, sizi yegâne galip olan, övülen Tanrı/- nın yoluna götürür.
[2] Veya «bir de bilecekler ki» demektir.
7
Kâfirler birbirlerine dediler ki siz çürüyüp parça parça olduktan sonra yine yeniden halk olunacağınızı size haber verecek bir adam sağlık verelim mi?
8
O Allah/a karşı kendiliğinden yalan mı uyduruyor? Yoksa kendisinde delilik mi vardır? Hayır, âhirete inanmayanlar azapta, haktan uzak bir sapıklık içindedirler.
9
Onlar önlerine ve arkalarına bakmıyorlar mı ki gökler ve yer onları kaplamıştır. Biz dileseydik onları yere geçirir veya gökten üzerlerine ateş parçası düşürürdük. İşte bunda Allah/a rücu eden her bir kul için ibret vardır.
10
* Biz Davud/a tarafımızdan bir meziyet verdik. «— Dağlar! Kuşlar! Onunla beraber tespih zamanında avazınızı çıkarın» dedik. Ona demiri de yumuşattık.
11
Dedik ki geniş etekli zırhlı yap, halkalarını da bir düzüye getir. Ey Davut ailesi! İyi amel işleyin, çünkü ben işlediklerinizi görür, ona göre ceza veririm.
12
Süleyman/a da rüzgârı [¹] müsahhar kıldık. O, sabahtan öğleye kadar bir aylık yol, öğleden akşama kadar, yine bir aylık yol alırdı. Ona erimiş bakırı pınar gibi akıttık [²]. Cinlerden bir kısmı [³] Rabbinin emir ve izniyle onun önünde işlerlerdi, onlardan her kim Süleyman/a itaat etmeyerek bizim fermanımızdan çıkacak olsa ona alevli azabı tattırıyorduk [⁴].
[1] Bazılarınca bundan maksat serîüsseyr attır, mamafih merakib-i havaiyeden biri de olabilir, nitekim «bisat» rivayeti vâhi olsa da bunu teyit eder, [2] Cenab-ı Hak, Hazret-i Davud'a demiri eritip ıslah eylemeyi öğrettiği gibi Hazret-i Süleyman'a da bakırı eritip ıslah etmeyi öğretmiştir. [3] Hazret-i Süleyman aleyhisselâm Mısır'dan mahir ustalar getirtmiş, onlara yüce köşkler yaptırmıştı. Pek muhtemeldir ki İsrail oğulları meharette onları cirme teşpih etsinler. O ustalara ürfen cin denebilsin, Nazm-ı Celîlde o ürfe göre varit olabilsin. [4] Dünyada vücudu yakacak derece kamçı vurmak veya âhirette Cehennem azabına sokmak.
13
Onlar Süleyman/ın dilediği gibi köşkler, heykeller [⁵], büyük havuzlar kadar lengerler, yerli kazanlar yaparlardı. Ey Davut hanedanı! Bu nimete şükredin, kullarımdan şükredenler azdır.
[5] Hazret-i Süleyman'ın şeriatında heykel yapmak memnu değildi.
14
Vaktaki Süleyman/a ölümü hükmettik. Onlara Süleyman/ın öldüğünü ancak dayandığı değneği yiyen ağaç kurdu anlatmıştı. Değnek kırılıp Süleyman/ın cesedi yıkılınca cinlere gaybi bilmedikleri belli oldu. Çünkü gaybi bilselerdi kendilerini hor kılıcı bir zahmette [⁶] kalmayacaklardı [⁷].
[6] Hazret-i Süleyman'ı henüz 'diri zannederek amel-i şâkkada, mecburen orada kalmada. [7] Yahut periler gaybi bilselerdi... Zahmette kalmaya. Gaklarını anlamış olurlardı.
15
* Sebe/ kavminin meskenlerinde bir ibret vardı: Biri sağında, diğeri solunda olmak üzere bir bahçe vardı. Peygamberleri onlara, «— Rabbinizin rızkından yiyin, O/na şükredin, memleketiniz lâtif, suyu, havası hoş bir memleket, Rabbiniz de yarlıgayan (bağışlayan) Rabdir» demişti.
16
Onlar ise şükürden yüz çevirdiler, biz de üzerlerine su bendinin selini gönderdik, onların iki bahçelerine bedel, pek acı meyvalı ağaçlarla acı ılgın, biraz da yabani Arabistan kirazı ağaçlarını havi iki bahçe verdik.
17
Onların nankörlüklerine karşı böyle ceza verdik. Biz nankörlerden başkalarına ceza vermeyiz.
18
Onlarla bereketli kıldığımız köyler arasında birbirine yanaşmış mâmur kasabalar yaptık [¹], o kasabalar arasında gelip gitmeyi takdir ettik [²], «— Gece, gündüz, emin olarak bu kasabalarda gezin, tozun» dedik.
[1] Sebe'den Şam'a varıncaya kadar birbirine muttasıl binlerce köyler vardı. Hepsi de mâmurdu. [2] Öyle ki öğleye kadar bir köye, öğleden akşama kadar bir köye gidilirdi.
19
Onlar «— Ey Rabbimiz! Seferlerimizin arasını uzaklaştır [³]» diyerek öz nefislerine zulüm ettiler. Biz de onları dillerde destan ettik, kendilerini büsbütün perişan eyledik. İşte bunda mihnetlere, sabır, nimetlere şükür itiyadında bulunan herkes için ibretler vardır.
[3] Yani Yemen ile Şam arasını çöl yap da herkes gidemesin.
20
* İblisin insanlar hakkındaki zannı ve tahmini doğru çıktı, mü/minlerden olan fırkadan başkası ona tâbi oldular.
21
İblisin onlar üzerinde hiçbir tasallutu yoktur. Şu kadar ki biz âhirete inananla onda şüphe içinde kalanı ayırdedeceğiz. Rabbin her şeye nâzır ve nigehbandır.
22
Müşriklere «— Allah/ı bırakarak mâbut zaım ettiklerinizi çağırın bakalım size yardım edebilirler mi? de. Onlar, göklerde ve yerde hiçbir ortaklıkları yoktur. Tanrı/nın o mâbutlardan hiçbir arkası da yoktur.
23
Allah/ın şefaate izin verdiği kimselerden başkasına onun nezdinde hiçbir şefaatin faydası olmaz. Nihayet kalblerinden o müthiş korku gidince birbirlerine «— Rabbiniz şefaat hususunda ne buyurdu?» diye soracaklar, onlar da «— Hakikati beyan buyurdu» [¹] diyecekler. O, yücedir, uludur [²].
[1] Yani şefaate izin verildi. [2] Ne haddine! İzni olmaksızın bir kimse şefaat edebilsin.
24
De ki göklerden, yerden size rızk veren kimdir? Onlar cevap veremeyince «— Allah/tır, biz Allah/ı bir biliyoruz, siz O/na şerik koştunuz, işte ya siz, ya biz hidayetteyiz veya açık bir sapıklıktayız dersin.
25
De ki siz, bizim işlediğimiz günahtan sorulmayacaksınız, biz de sizin işlediklerinizden sorulmayacağız.
26
De ki Rabbimiz kıyamette bizi de, sizi de toplayacak, sonra aramızda doğrulukla hükmedecek. O müşkül işlerde hâkim-i âdil, hakkıyle âlimdir.
27
De ki Allah/a şerik olmak üzere ilhak ettiklerinizi bana gösterin. Hâşâ ki putlar şerik olsun, belki yegâne galip olan, hakim olan yegâne o Allah/tır.
28
Biz seni ancak bütün insanlara müjdeci, Allah azabıyle korkutucu olarak gönderdik. Fakat nâs/ın pek çoğu bunu bilmezler.
29
«— Sözünüzde gerçekseniz bu vaadolunan kıyamet ve azap, ne zaman vücude gelecektir» derler.
30
Onlara de ki vaadolunan bir gün vardır ki ondan ne bir saat geri kalır, ne de bir saat ileri geçersiniz.
Sonraki 24 ayet →