1
Elif, lâm, mim.
[5] Mekke'de nazil olmuş (69) âyettir.
2
Nâs meşakkat ve mihnete düşmeksizin mücerret «— İman getirdik» demekle bırakılacaklar mı sandılar?
3
* Onlardan evvelkilerini de mihnet ve meşakkate uğratmıştık [⁶], Allah elbette sadıkları da bilip, kâzipleri de bilir. Ona göre ceza verir.
[6] Kelime-i Şehadeti getirenler, rüsuh ve sebat sahibi olup olmaması ayırdedilmek için, meşakkat ve mihnete marûz olurlar.
4
Yoksa kötülük işleyenler bizi geçip giderek savuşacaklar mı sandılar? Onlar ne fena hükümde bulunuyorlar.
5
Her kim Allah/a kavuşmayı umarsa ona hazırlansın, çünkü Allah/ın kavuşmak için tâyin ettiği vakit elbette gelecektir. O, kullarının her sözünü işitir, içlerinde olanı hakkıyle bilir.
6
Her kim ta/atte mücahede ederse ancak kendi faydası için mücahede eder. Çünkü Allah cihanın mücahedesinden müstağnidir.
7
İman getirip iyi amel işleyenlerin * kötülüklerini örteceğiz, onlara işlediklerinden daha güzel mükâfat vereceğiz:
8
İnsana ana ve babalarına hüsn-ü muamele etmeyi tavsiye ve emrettik. Şayet onlar ulûhiyetini bilmediğin [¹] şeyi bana şerik koşman için seninle duruşurlarsa onlara itaat etme. Hepinizin dönüşü yalnız banadır. O vakit size işlediklerinizi haber vereceğim.
[1] Ulûhiyeti olmayan bir şey.
9
İman edip iyi amel işleyenleri de elbette salihler zümresine sokarız.
10
İnsanlar içinde öyleleri vardır ki «— Tanrı/ya inandık derler», her ne zaman Tanrı yolunda bir ezaya uğrasalar insanın mihnetini Tanrının azabıymış gibi telâkki ederler. [²] * Şâyet Rabbin tarafından zafer ve ganimet gibi bir nusrat gelirse biz de sizinle beraberdik, bize de verin derler. Allah, cihanın sinelerinde olan iman ve nifakı herkesten iyi bilmez mi?
[2] Nasıl azab-ı Bâri küfürü menederse nâs'ın eza ve mihneti de imanı meneder sayarlar veya nasıl azab-ı Bâri'den feryat ederlerse nâs'ın ezasından da öyle feryat ederler, nâs'ın eza ve rnihnetini, azab-ı Bâri gibi telâkki ederler de imandan dönerler.
11
* Allah mü/minleri de bilir, münafıkları da bilir.
12
Kâfirler mü/minlere dediler ki yolumuza, dinimize tâbi olun, şayet günah terettüp ederse günahlarınızı taşırız [³], halbuki kâfirler onların günahlarından hiçbir şey taşıyacak değillerdir [⁴]. Çünkü onlar yalancı kimselerdir.
[3] Kıyamete inanmadıklarından böyle söylüyorlar. [4] Yani onlardan günahları kaldıramazlar. Belki saparlar, saptırırlar da bu iki nevi günahı taşırlar.
13
* Kendi yüklerini o yüklerle beraber yoldan çıkardıkları başkalarının yüklerini de taşıyacaklar. * Kıyamet gününde de uydurdukları şeyden [⁵] sorulacaklardır.
[5] Onların günahlarını taşırız demişlerdi. Onlara haydi taşıyınız derler, onlar taşımazlar, kendilerine neye iftira ettiniz, hani kıyamete inanmıyordunuz denir veya Allah'a karşı uydurdukları şeyden sorulurlar.
14
* Biz Nuh/u kavmine göndermişiz o, onların arasında bin seneden elli yıl eksik [⁶] ekleşti, onları tufan aldı, onlar zalim kimselerdi.
[6] Nazm-ı Celîlde bin sene zikr olunduktan sonra elli yılı istisna edilmesi onlardan sonra elli yıl istirahatte kaldığına işarettir. Nitekim nazm-ı Celilde bin adedi ile «Sene», elli adedi ile «Am» vârit olmuştur. Araplar ise bolluk senesini «Âm» kuraklık senesini «Sene» ile tabir ederler, kesret müddeti beyan için adedin en yüksek mertebesi olan «bin» zikr edilmiştir. Tul müddet zikri de peygamberimizin hatırını tesliye etmek içindir.
15
Biz de, onu ve gemide bulunanları kurtardık, bu hâdiseyi cihana ibret kıldık.
16
İbrahim/i de gönderdik. Hani o, kavmine demişti: «—- Tanrıya tapın, O/ndan sakının; bilseniz bu hal sizin için daha iyidir.»
17
«— Siz, Allah/ı bırakarak yalnız putlara tapıyorsunuz, onlara mâbut diyerek yalan uyduruyorsunuz. Allah/ı bırakarak taptıklarınız yok mu, onlar size hiçbir rızk vermeye kaadir olamazlar. Artık rızkı Allah yanında arayın, O/na ibadet edin, O/na şükredin. Yalnız O/na döneceksiniz».
18
Eğer siz peygamberi yalancı sayarsanız ona ne! Çünkü sizden evvel geçen ümmetler de peygamberlerini yalancı saymışlardı. Peygambere şüphe kalmayacak veçhile aşikâr bir surette risaleti tebliğ etmeden başka hiçbir şey düşmez.
19
Onlar Allah/ın nasıl yeni bir mahlûk vücuda getirdiğini bilmiyorlar mı? Onu yine tekrar diriltecektir. Çünkü, bu, Allah/a göre kolaydır.
20
Onlara de ki yeryüzünde gezin, tozun. Allah nasıl yeni bir mahlûk vücuda getirmiştir, bir kere görün, sonra Allah diğer neşet/i de vücuda getirecektir [¹]. Çünkü Allah her şeye hakkıyle kaadirdir.
[1] Birinci neş'etten sonra diğer neş'et gelir, yani ilk defa yarattığı gibi ikinci kere de yaratır.
21
O, dilediğini azaba duçar eder, dilediğine de merhamet eder. Ancak O/na döneceksiniz.
22
Sizler yeryüzünde saklansanız da gökte olsanız da [²] Allah/ı mücazaatta âciz kılacak değilsiniz. Allah/tan başka sizin ne yârınız var, ne medetkârınız var.
[2] Veya yüksek kalelere çıksanız da.
23
Onlar ki Allah/ın âyetlerini ve ona kavuşmayı tanımazlar. İşte onlar benim rahmetimden ümitsiz olmuşlardır. İşte onlar için acıklı azap vardır.
24
Putlar kırıldıktan sonra artık kavminin cevabı «— İbrahim/i öldürün veya yakın» demekten ibaret oldu. Allah onu ateşten kurtardı. İşte bunda mü/min cemaati için ibretler vardır.
25
İbrahim dedi ki siz Allah/ı bırakarak dünya diriliğinde ancak aranızda muhabbet vesilesi olmak üzere birtakım putları mâbut edindiniz, sonra kıyamet günü biriniz diğerini tanımayacak, öbürünüz de diğerine lânet edecek [¹], barınacak yeriniz de ateş olacak, hiçbirinizi kurtaracak bir fert bulunmayacak.
[1] Tâbi metbu'a lânet edecek, metbu' tâbi'den ilişiği kesecek.
26
O/na Lût iman etti [²] , İbrahim [³] dedi ki ben, Rabbimin emrettiği yere hicret edeceğim [⁴]. Çünkü O, yegâne galip ve işinde hakimdir [⁵].
[2] Lût aleyhisselâm evvelce mü'mindi. Bu kere İbrahim aleyhisselâm'ın nübüvvetini tasdik etti. [3] Veya Lût. [4] Bunların arasından çıkıp gideceğim. [5] Beni düşmanlarımdan muhafaza eder, bana yarayacak şey ile hükmeyler.
27
Biz, ona İshak/ı, Yakub/u bağışladık, onun zürriyetine nübüvvet, Kitap verdik [⁶], dünyada onun mükâfatını verdik [⁷], o, âhirette de sahillerden olacaktır [⁸].
[6] Ondan sonra her nebî onun zürriyetindendi, dört Kitap da onun zürriyetine verilmişti. [7] Mahbubülkulûp yaptık, adı, sanı iyi anıldı, umum ehl-i edyân kendisini sena etmekle muhaceret mükâfatını verdik. [8] Derecat-ı âliye sahibi olacak.
28
28, 29. Lût/u da gönderdik. Hani o, kavmine şöyle demişti: Sizden evvel âlemde hiçbir kimsenin yapmadığı hayasızlığı yapıyorsunuz. Siz erkeklere mi yanaşmıyorsunuz? Namuslarına veya mallarına taarruz için yolları mı kesmiyorsunuz? Derneklerinizde her nevi yüzsüzlük mü yapmıyorsunuz? Kavminin ona cevabı istihza ile «— İddianda gerçek diyorsan bize Allah/ın azabını getirin» demekten ibaret kaldı.
29
28, 29. Lût/u da gönderdik. Hani o, kavmine şöyle demişti: Sizden evvel âlemde hiçbir kimsenin yapmadığı hayasızlığı yapıyorsunuz. Siz erkeklere mi yanaşmıyorsunuz? Namuslarına veya mallarına taarruz için yolları mı kesmiyorsunuz? Derneklerinizde her nevi yüzsüzlük mü yapmıyorsunuz? Kavminin ona cevabı istihza ile «— İddianda gerçek diyorsan bize Allah/ın azabını getirin» demekten ibaret kaldı.
30
Lût «— Yâ Rab bu fesatçı cemaata karşı bana yardım et» dedi.
Sonraki 30 ayet →