1
Ta, sin. Bu, Kur/an/ın ve aşikâr olan Kitabın [²] âyetleridir.
[1] Mekke'de nazil olmuş, (93) âyettir. [2] Hakkı bâtıldan ayıran, ahkâm beyan eden Kitabın veya Levh-i Mahfuz'un.
2
2, 3. Namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren, âhireti de yakinen bilen mü/minleri doğru yola götürür, Cennet ile müjdeler.
3
2, 3. Namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren, âhireti de yakinen bilen mü/minleri doğru yola götürür, Cennet ile müjdeler.
4
Âhirete inanmayanlar yok mu, biz onların kötü amellerini hoş gösterdik. Artık onlar dalâletlerinde şaşkın kalırlar.
5
Onlar öyle kimselerdir ki kendileri için katil ve esaret gibi yaman bir azap vardır. Ahirette en ziyade ziyana uğrayacaklar da onlardır.
6
Şüphe yok ki sana Kur/an tedbirinde hakim olan ve her bir şeyi hakkıyle bilen Zat tarafından telkin olunuyor.
7
Hani Musa, ailesine şöyle demişti: « — Ben bir ateş gördüm gideyim de ya size yolumuzu gösterecek malûmat yahut o ateşten bir şu/le getireyim ki onunla ısınınız».
8
Musa ateşin yanına varınca ona şöyle nida olundu: «— Ateşte olan [³], onun etrafında bulunan [⁴] şey, mübarektir ve mutahhardır. Âlemlerin Rabbi olan Tanrı da tamamıyle münezzehtir».
[3] Musa veya melâike veya Nur-u Bâri. [4] Melâike veya Musa veya yerler.
9
«— Musa! Yegâne galip olan, hakim olan Tanrı, benim [⁵]».
[5] Veya o nida eden benim: Yegâne galip, hakim olan Tanrıyım.
10
«— Asanı yere bırak». Musa asayı bıraktı, asayı ok yılanı gibi çırpınır görünce dönüp kaçtı. Arkasına bakmadı. Biz de dedik: Musa! Korkma, peygamberler benim huzurumda korkmazlar.
11
Fakat nefsine zulmedip sonra tövbeyle fenalığı iyiliğe çevirirsen, işte ben bu gibileri yarlıgar, bağışlarım.
12
Elini koynuna sok ki elin ayıpsız [⁶], ak pak çıksın. Bu ikisi dokuz mucize içindedir [⁷], bunlarla Firavun/a ve kavmine var. Çünkü onlar fasık kavimdirler.
[6] Onda abraşlık illeti olmaksızın. [7] Dokuz mûcize şunlardır: Asa, yedd-i beyza, tufan, çekirge, kene, kurbağa, kan, he1âk-ı mal, kuraklık. Bazıları kuraklığı, ziraatlerinin noksanını iki sayıyor, bir de deniz yarmayı zikrediyor. Bövlece on bire baliğ oluyor. Bu beyana göre Nazm-ı Celilin mânâsı şöyle olur: Bu ikisinden başka dokuz mûcize ile Firavun'a ve kavmine var.
13
Vaktaki mûcizelerimiz onlara görünür bir halde [⁸] geldi. Onlar «— Bu, apaçık bir büyücülüktür» dediler.
[8] Veya apaçık mûcizelerimiz geldi.
14
Mûcizelerimizi gönüllerine hiçbir şüphe girmeksizin bildikleri halde mücerret zulümden, kendilerini yüksek görmeden dolayı inat ederek inkâr ettiler. Fesatçıların sonu nasıl oldu? Gördün ya!
15
* Biz, Davud/a, Süleyman/a ilim vermiştik. Onlar da «— Bizi birçok mü/min kullarından üstün tutan Tanrı/ya hamdolsun» dediler
16
Süleyman Davud/a nübüvvet ve mülkte vâris oldu da dedi ki «— Ey nâs! Bize kuş dili [¹] öğretildi, bize enbiya ve müluke verilen her şey verildi. İşte bu, apaşikâr bir inayettir».
[1] Süleyman aleyhisselâm seslerinin neye delâlet ettiğini anlardı.
17
Bir gün Süleyman/ın, cinden, insandan, kuştan müteşekkil ordusu toplandı. Bunlar, toplanıncaya kadar durdurulurdu.
18
Nihayet karınca deresine vardılar. Bir dişi karınca «— Karıncalar! Yuvalarınıza girin ki Süleyman ve ordusu farkında olmaksızın sizi ezmesinler» dedi.
19
Bunun üzerine Süleyman karıncanın sözünden tebessüm edip gülmeye başladı, dedi ki «— Yâ Rab! Bana, anama, babama ihsan ettiğin nimetlerine şükretmeyi, hoşnut olacağın iyi amel işlemeyi bana müyesser kıl [²]; beni öz rahmetinle salih kullarının katarına götür».
[2] Beni bu fiilden ayırma.
20
20, 21. Başka bir gün Süleyman kuşları yokladı da dedi ki «— Niye Çavuş kuşunu göremiyorum? Yoksa gaiplere mi karıştı? [³] * Reddolunmayacak derecede bir mazeret beyan edinceye kadar onu işkenceye uğratacağım veya boğazlayacağım».
[3] Yani saklı mı, burada değil mi?
21
20, 21. Başka bir gün Süleyman kuşları yokladı da dedi ki «— Niye Çavuş kuşunu göremiyorum? Yoksa gaiplere mi karıştı? [³] * Reddolunmayacak derecede bir mazeret beyan edinceye kadar onu işkenceye uğratacağım veya boğazlayacağım».
[3] Yani saklı mı, burada değil mi?
22
Çavuş kuşu çok eğlenmeyip geldi. Dedi ki «— Senin muttali olmadığın bir şeye muttali oldum. Sana Sebe/den [⁴] muhakkak bir haber getirdim».
[4] Yemen havalisinde bir yerdir.
23
«— Ben orada bir kadının padişahlık ettiğini gördüm. Ona her şey [¹] verilmiştir, onun büyük bir tahtı da vardır».
[1] Padişahlığa ne lâzımsa her şey, mal, cemal, asker vesaire.
24
«— Gerek kendisini, gerek kavmini, Allah/ı bırakarak güneşe secde ediyorlar buldum. Şeytan onlara kötü amellerini göstermiş, onları doğru yoldan alıkoymuştur. Onlar doğru yola eremiyorlar».
25
Onlar, göklerde, yerde saklanan yağmuru ve otu çıkaran, gizledikleri, aşikâr kıldıkları her şeyi bilen Tanrı/ya niye secde etmiyorlar [²]?»
[2] Yahut... Tanrı'ya secde etmemek için şeytan onları alıkoymuştur veya secde etmemek için onlara amellerini bezemiştir.
26
«— Allah ki O/ndan başka tapacak yoktur. O, büyük arşın Rabbidir.»
27
27, 28. Süleyman ona şöyle dedi: «— Bakalım gerçek mi söylüyorsun, yoksa yalancılardan biri misin? Benim şu mektubumu götür, onlara bırak, sonra onlara yakın bir yere çekil, dur, bak ne cevap verecekler!»
28
27, 28. Süleyman ona şöyle dedi: «— Bakalım gerçek mi söylüyorsun, yoksa yalancılardan biri misin? Benim şu mektubumu götür, onlara bırak, sonra onlara yakın bir yere çekil, dur, bak ne cevap verecekler!»
29
29, 31. Çavuş kuşu böyle yaptı, kadın dedi ki: Ey eşraf! Bana mühürlü [³] bir mektup atıldı. O mektup Süleyman tarafındandır. «Esirgeyen, bağışlayan Tanrı adıyle» başlıyor. Mazmunu şöyledir: «— Bana karşı, kendinizi yüksek tutmayın, haddinizi bilin gelip bana itaat edin» [⁴].
[3] Veya getireni belli değil veya mühim bir mektup veya mazmunu gayet iyi veya göndereni muazzam bir zat.v
30
29, 31. Çavuş kuşu böyle yaptı, kadın dedi ki: Ey eşraf! Bana mühürlü [³] bir mektup atıldı. O mektup Süleyman tarafındandır. «Esirgeyen, bağışlayan Tanrı adıyle» başlıyor. Mazmunu şöyledir: «— Bana karşı, kendinizi yüksek tutmayın, haddinizi bilin gelip bana itaat edin» [⁴].
[3] Veya getireni belli değil veya mühim bir mektup veya mazmunu gayet iyi veya göndereni muazzam bir zat.v
Sonraki 30 ayet →