1
Elif, Lâm, Mîm, Ra. Bu âyetler, Kitabın âyetleridir, sana Rabbin canibinden inzal olunan Kuran doğrudur. Fakat pek çok nâs ona inanmazlar.
[1] Mekkî veya Medinî olması muhtelifün fîhtir. 43 âyettir.
2
Gökleri gördüğünüz şekilde direksiz kaldıran Allah/tır. Sonra O, arş üzerine müstevi olmuş, güneşi ve ay/ı müsahhar kılmıştır. Bunların her biri muayyen vakte [²] kadar seyreder. Allah mülkünün işini tedbir eder, âyetleri tafsil eyler. Ta ki Rabbinize kavuşacağınıza yakın getiresiniz.
[2] Devr i senevileri üzere veya kıyamete kadar seyr eder.
3
Yeri yapan, üzerinde sabit dağları, ırmakları var eden O/dur. O, her bir neviden çift çift meyve [³] peyda etmiştir. O, gündüzü gece ile örter, işte bu eserlerde mütefekkirler için birtakım ibretler vardır.
[3] Tatlı, ekşi, kuru, taze gibi.
4
Yeryüzünde birbirine mücavir kıt/alar [⁴], üzüm bağları, ekin tarlaları, dallı budaklı, dalsız budaksız hurmalıklar vardır ki hepsi bir sudan sulanır. Yenmesi hususunda da [⁵] birini diğerinden üstün kılan biziz. Muhakkak ki bunlarda aklı eren kavim için ibretler vardır.
[4] Fakat tabiatları muhtelif kıt'alar. Bazısı mahsuldar, bazısı çoraktır. [5] Tat'ta, kokuda, renkte, şekilde.
5
Kâfirlerin seni tekziplerinden taaccüp ediyorsan asıl taaccübe şayan onların «— Biz toprak olduktan sonra yeniden mi yaratılacağız?» sözleridir. Rablerini tanımayanlar bunlardır. Onların boyunlarına bukağılar takılacaktır. İşte onlar ateşliktir, orada daim kalacaklardır.
6
Müşrikler senden iyilikten evvel kötülüğü [¹] tezlik ile isterler. Halbuki onlardan evvel o gibi adamların uğradıkları ukubetin misalleri gelip geçmiştir. Rabbin insanlar hakkında kendilerine yaptıkları zulümleriyle beraber yine mağfiret sahibidir, Rabbin ukubetinde şiddetlidir.
[1] Merhametten evvel azabı, mükâfattan evvel mücazatı.
7
Kâfir olanlar ona Rabbinden bir mucize [²] inzal olunmalıydı derler. Sen ancak Allah azabıyle korkutucusun. Her kavmin bir rehberi [³] vardır.
[2] Asa, yedibeyza gibi. [3] Onları hakka davet eden peygamberi.
8
Allah her dişinin, ne taşıdığını, döl yataklarının neyi eksik, neyi artık yaptığını [⁴] bilir. Her şey onun yanında miktara göredir.
[4] Erkek veya dişi olduğunu, gebelik müddetinden eksiz veya artık olduğunu, döl yatağındaki çocuğun bir veya birden fazla olduğunu, dölün nakıs veya tam olduğunu.
9
O, gaibi, hazırı bilir. O her şeyden büyüktür, yücedir [⁵].
[5] Câiz olmayan her şeyden münezzehtir. Kudretiyle her şeyden yücedir.
10
İçinizden sözü gizli tutan, alenen söyleyen, gece karanlıklarında saklanan, gündüz dolaşan herşey İlm-i Bâri/de birdir.
11
İnsanın önünden, ardından birbiri ardınca gelen melekler vardır. Allah/ın emriyle onu mazarratlardan saklarlar. Bir kavim kendi tavır ve hareketlerini bozmadıkça Allah onlardaki refahı bozmaz. Allah bir kavim için ukubet isterse onu reddedecek yoktur. Onlar için Allah/tan başka iş yapacak da yoktur.
12
Size, korkudan, ümitten [⁶] dolayı şimşeği çaktıran, yağmurla ağırlaşan bulutları peyda eden O/dur.
[6] Zararından korkmak, yağmur ummak için.
13
Şimşek [⁷] onu överek tespih eder [⁸] melekler de O/nun mehabetinden dolayı tespit ederler. O, yıldırımları gönderir de onlar Allah hakkında mücadelede iken dilediğinin başına indirir. Allah kuvvet ve ukubette şiddetlidir.
[7] Veya şimşeği işitenler. [8] «Sübhanallahi ve Bihamdihi» der. Basireti olmayan bunu işitmez.
14
Hak davet [¹] O/na mahsustur. O/ndan başkasına ibadet edenlerin hiçbir ibadetleri kabul olunmaz [²]. Onların hâli ağzına su yükselsin diye suya doğru avuçlarını uzatıp da bir türlü ağzına su yükselemeyen kimsenin hâli gibidir. Kâfirlerin duaları ziyandan [³] başka bir şey değildir.
[1] Kelîme-i Tevhit, doğru ibadet veya hak dualara Bârigâhtan cevap vermek. [2] Veya Allah'tan başkasına dua edenlerin duası kabul olunmaz. [3] Veya kâfirlerin ibadetleri sapıklıktan başka.
15
Göklerde ve yerde bulunanların kendileri ve gölgeleri ister istemez Allah/a sabah ve akşam [⁴] secde ederler.
[4] Gece, gündüz yani her vakit.
16
Onlara de ki, göklerin, yerin Rabbi kimdir? Cevap vermeyince Allah/tır dersin. De ki bu halde onu bırakarak kendinize menfaati, mazarratı da dokunmayanları mı veli ve mâbut edinirsiniz? De ki kör ile gözlü veya karanlık ile aydınlık bir olur mu? Yoksa onlar Allah/ın yarattığı gibi yarattılar da kendilerine bu yaratma hususunda bir müşabehet mi hasıl oldu [⁵]? De ki Allah her şeyi yaratandır. O, birdir, galip ve kahhardır.
[5] O mabutlar bir şey yarattılar mı ki bunlar da hâliktir diye onlara tapınıyorlar. Halbuki böyle bir şey yoktur.
17
O, gökten su indirdi de, dereler genişliği kadar aktı. Sel, üzerinde şişip kabaran köpüğü alıp götürdü [⁶]. Ziynet veya işe yarar bir şey kastiyle ateşte erittikleri madenlerin de o gibi bir köpüğü vardır. Allah hak ile bâtıl için böyle misal getiriyor, köpüğe gelince o, hiçbir şeye yaramayarak uçup gider. İnsanlara menfaati olan şey yerde durur. Allah böylece misaller getiriyor.
[6] Köpük gitti, halis su kaldı.
18
Rablerinin dâvetine icabet edenler için güzel güzel mükâfat vardır. Dâvetine icabet etmeyenler ise yeryüzünde bulunan şeylerin hepsi, bir misli fazlası onların olsa onları kurtuluş bedeli olarak verirler. İşte onlar için çetin bir hesap vardır, onların yurtları Cehennemdir. O ne fena yataktır.
19
Rabbin tarafından sana inzal olunanın hak olduğunu bilip ona inanan kimse kör kalpli gibi midir? Ancak tam akıllılar nasihat kabul ederler.
20
Onlar, Allah/ın ahtini yerine getirenler, ahit ve misakı bozmayanlar,
21
Allah/ın bitiştirilmesini emrettiği şeyi bitiştirenler [¹], Rablerinden korkanlar, çetin hesaptan endişe edenler.
[1] Allah'a iman edenler, akrabayı gözetenler, mü'min'leri sevenler.
22
Rablerinin hoşnudisi uğurunda katlananlar, namazı dosdoğru kılarlar, kendilerine verdiğimiz rızktan gizli, aşikâr harcedenler, kötülüğe iyilikle [²] karşı gelenlerdir. İşte bunlar için bu dâr-ı dünyada iyi bir akıbet vardır.
[2] Ezaya sabır ile karşı gelenler gibi.
23
23, 24. Aden Cennetleri vardır ki ona kendileri, babalarından, zevcelerinden, zürriyetlerinden salih olanlar girerler. Melekler de her kapıdan [³] onların yanına girerler de derler ki siz katlandınız, bunun için size selâm olsun [⁴] bu, dâr-ı dünyanın ne güzel akıbetidir.
[3] Cennetlerin veya köşklerin her kapısından ziyaret için girerler. [4] Veya sabrınıza mükâfat olarak Allah sizi her türlü afattan saklamıştır.
24
23, 24. Aden Cennetleri vardır ki ona kendileri, babalarından, zevcelerinden, zürriyetlerinden salih olanlar girerler. Melekler de her kapıdan [³] onların yanına girerler de derler ki siz katlandınız, bunun için size selâm olsun [⁴] bu, dâr-ı dünyanın ne güzel akıbetidir.
[3] Cennetlerin veya köşklerin her kapısından ziyaret için girerler. [4] Veya sabrınıza mükâfat olarak Allah sizi her türlü afattan saklamıştır.
25
Onlar ki Allah ile ahit ve peyman ettikten sonra ahtini bozarlar. Allah/ın bitiştirmesini emrettiği şeyi keserler, yeryüzünde fesatta bulunurlar. İşte lânet bunlar içindir. Kötü dâr [⁵] da bunlar içindir.
[5] Cehennem azabı, dünyada kötü bir akıbet.
26
Allah rızkı dilediğine genişletir, dilediğine darlaştırır. Mekkeliler dünyada diriliği ile şâd oldular. Halbuki dünya diriliği âhirete nisbetle az bir geçinmeden ibarettir.
27
27, 28. Kâfir olanlar «— Ona Rabbi bir mucize [⁶] indirmeliydi» derler. Onlara de ki Allah dilediğini sapıklığa düşürür. Hakka dönen kimseyi yani iman edip kalpleri zikrullah ile sükûnet bulan kimseyi kendisine [⁷] götürür. Haberiniz olsun ki Tanrı/yı anmakla kalpler sükûnet ve rahat bulur.
[6] Asa, yedibeyza gibi. [7] Dinine - İslâm yoluna veya taraf-ı ilâhisine.
28
27, 28. Kâfir olanlar «— Ona Rabbi bir mucize [⁶] indirmeliydi» derler. Onlara de ki Allah dilediğini sapıklığa düşürür. Hakka dönen kimseyi yani iman edip kalpleri zikrullah ile sükûnet bulan kimseyi kendisine [⁷] götürür. Haberiniz olsun ki Tanrı/yı anmakla kalpler sükûnet ve rahat bulur.
[6] Asa, yedibeyza gibi. [7] Dinine - İslâm yoluna veya taraf-ı ilâhisine.
29
Onlar ki iman edip iyi amel işleyenlere ne mutlu! Onlar için dönecek ne güzel yer vardır.
30
Böylece kendilerinden evvel gelip geçen ümmete peygamberler gönderdiğimiz gibi sana da vahiy ettiğimiz Kur/an/ı okuman için ümmetine seni gönderdik. Bunlar rahmanı tanımazlar [¹]. Onlara de ki O, benim Rabbimdir. O/ndan başka tapacak yoktur, ben ancak O/na güvendim. Tövbem ve dönüşüm de O/nadır.
[1] Araplar Allah'a «Esirgeyen ile tercüme ettiğimiz rahman» demezlerdi. Kur'an'da rahman işitince başka bir mâbut sandılar. Rahman kimdir dediler. Âyeti kerime bu hususta nazil olmuştur.
Sonraki 13 ayet →