1
Elif, Lâm, Ra. Bu, apaçık [³] bir Kitabın icazını müştemil âyetleridir.
[2] Sûre-i Celîle Mekke'de nazil olmuş 110 âyettir. [3] Helâl ve haramı açık veya hakkı bâtıldan ayırır.
2
Biz onu mânasına akıl erdiresiniz diye arabî bir Kur/an olarak inzal ettik.
3
Biz bu Kur/an/ı [⁴] sana vahiy etmekle en güzel kıssayı [⁵] sana hikâye ediyoruz, gerçi sen evvelce ondan gafil isen de.
[4] Bu sûreyi. [5] Diğer sûrelerde bulunmayan ibretler, nükteler, hükümler, acip şeyler bulunmakla. Veya bu kıssayı hüsn-ü beyan ile beyan ederiz.
4
Hani Yusuf babasına: «— Babacığım! Ben rüyada on bir yıldız, güneş, ay gördüm, onları bana secde eder gördüm» demişti.
5
Yakup demişti: «— Oğulcağzım! Rüyanı kardeşlerine nakletme ki hakkında kuvvetli bir hile kurmasınlar. Zira şeytan insana apaçık bir düşmandır».
6
Bunun gibi [¹] Rabbin seni nübüvvet ile güzide kılacak, sana rüya tabirini [²] öğretecek, evvelce büyük babaların İbrahim ve İshak hakkında nimetini tamamladığı gibi senin hakkında da, Yakup ailesi hakkında da nimetini tamamlayacak [³] tır. Çünkü Rabbin hakkıyle âlimdir, hakimdir».
[1] Bu rüya ile kadrini âli kılacağı gibi. [2] Veya kütüb-ü ilâhiyeüıin, enbiyay-i sâlifeden mervi olan sözlerin gizli, kapalı yerlerini anlamayı. [3] Sana büyük devlet verecek, seni dünya ve âhiret saadetine nail edecek.
7
Yusuf ve kardeşlerinin kıssalarında onu soranlar ve başkaları için birtakım ibretler vardır.
8
Hani kardeşleri aralarında demişlerdi: Yusuf ve ana baba bir kardeşi babası yanında bizden daha sevgilidir. Halbuki biz çoğuz [⁴], babamız dünya işinde her halde açık bir surette şaşırmıştır.
[4] Biz çetin işler zamanında işe yararız, onlar çocuktur.
9
Biri dedi ki: Yusuf/u öldürün veya bir yere [⁵] atıverin ki babanızın yüzü yalnız size dönsün. Bundan sonra salih kimseler olursunuz [⁶].
[5] Uzak bir yere veya ümrandan hâli yere. [6] Tövbe edersiniz veya serdedeceğiniz özürden dolayı babanız ile aranız düzelir veya dünya işiniz yoluna girer.
10
Onlardan biri: «— Eğer yapacak iseniz [⁷] Yusuf/u öldürmeyin, onu kuyu dibine atın da gelip geçenlerden biri onu oradan alsın» demişti.
[7] Yapmasanız daha iyi ya. Veya beni dinlerseniz.
11
Onlar dediler: Baba! Yusuf/u bize neye emniyet etmiyorsun? Biz onun hakkında hayırhahız.
12
Yarın onu bizimle beraber kıra gönder ki bizim ile yiyip içsin, gülüp oynasın. Biz onu her halde saklarız.
13
Yakup: «— Onu alıp götürmeniz beni mahzun eder [⁸], korkarım ki siz dalgın bir halde iken onu kurt yer» dedi.
[8] Çünkü ayrılığına dayanamam.
14
Onlar: «— * Biz böyle çok iken onu kurt yerse artık biz ziyankâr oluruz [⁹]» dediler.
[9] Veya âciz oluruz.
15
Onlar Yusuf/u götürüp kuyu dibine bırakmaya karar verince yapacaklarını yaptılar. Biz de ona «— Onların bu işini ileride onlara haber vereceksin. Onlar ise seni tanımayacaklar» diye vahiy ettik.
16
Yatsı vakti ağlaya ağlaya babalarına geldiler.
17
«— Baba! Biz koşmaca oynuyorduk [¹], Yusuf/u da eşyalarımızın yanında bırakmıştık. Bunun üzerine onu kurt yedi. Biz gerçek de olsak sen bize inanacak değilsin» dediler.
[1] Yahut ok atışıyorduk.
18
Yalan kan ile bulaşık gömleğini [²] getirdiler. Yakup «-— Hayır, nefsiniz size bu işi kolaylaştırdı. [³] Benim işim telâşsız katlanmadan ibarettir. Sizin bu hal ve hareketinize karşı ancak Tanrı/dan yardım isterim. Başka elimden ne gelir.» dedi.
[2] Veya gömleğin üstündeki yalan kanı. [3] İş dediğiniz gibi değil. Bu çetin işi kolay gördünüz de Yusuf hakkında dediğinizden başkasını yaptınız.
19
Kuyu başına bir kervan kondu, sakalarını kuyuya gönderdiler. Saka kovasını kuyuya sarkıttı. «Müjde! İşte bir çocuk» dedi. Onlar [⁴] ticaret metaı olmak üzere onu başkalarından gizlediler. Allah onların yaptıklarını hakkıyle bilir.
[4] Yolcular veya haber alan kardeşleri.
20
Onlar onu pek ucuz pahaya, birkaç dirheme sattılar, ona tamah göstermediler [⁵].
[5] Yolcular kuyuda bulmakla veya hakikati anlamakla yanlarında tutmak istemediler de, parasını aramadılar veya kardeşleri uzak düşmek için para aramadılar.
21
Onu satın alan Mısırlı biri karısına «— Ona iyi bak, olabilir ki bize faydası dokunur veya onu oğul ediniriz» dedi. Bunun gibi [⁶] biz Yusuf/u Mısır toprağında mevki sahibi kıldık. Ona rüya tabirini de öğrettik. Allah fermanında [⁷] galiptir, fakat birçok nâs onu bilmez.
[6] Ölümden, kuyudan kurtardığımız, satın alan kimsenin kalbine muhabbet verdiğimiz gibi. [7] İradesi yerine gelir. Emrini tevkif edecek yoktur.
22
Yusuf yiğitlik çağına baliğ olunca biz ona hüküm [⁸] ve ilim [⁹] verdik. Biz işte böyle iyilik edenlere mükâfat veririz.
[8] Hikmet, nübüvvet, müşkül işlerin hal ve faslı. [9] Şeriat, rüya tabiri.
23
Bulunduğu evdeki kadın ondan murat almak istedi, kapıları sımsıkı kapadı, «— Beri gel» dedi. Yusuf «— Tanrıya sığınırım, çünkü o [¹], benim efendimdir. Bana iyi bakmıştır, zina ile kendisine zulüm edenler felâh bulmazlar» dedi.
[1] Zevcen.
24
* Kadın ise o işi kastetmişti; Yusuf da ona uyacaktı [²]. Rabbinden burhan görmemiş olsaydı [³] olacak olurdu. İşte böylece biz ondan kötülüğü, hayasızlığı gideririz. Çünkü o bizim halis muhlis kullarımızdandır.
[2] Veya def'ini istiyordu. [3] Zinanın kötü bir şey olduğunu hakkıyle bilmemiş olsaydı.
25
İkisi de kapıya koşuştular [⁴], kadın onun gömleğini arkadan boylu boyunca yırttı. Kapının yanında kadının efendisine rastgeldiler. Kadın kendini temize çıkarmak üzere ailene kötülük yapmak isteyene zindana atılmaktan veya acıklı bir cezaya [⁵] çarpılmaktan başka ne ceza verilir! dedi.
[4] Yusuf kaçtı, o ardına düştü, koşuşarak kapıya kadar geldiler. [5] Kamçı ile dövmek gibi.
26
Yusuf töhmeti atarak, «—O, benden murat almak diledi» dedi. Kadının ailesinden bir şahit de şehadet etti [⁶]. Eğer Yusuf/un gömleği önünden yırtılmış ise kadın gerçek söylüyor, o, yalancılardandır.
[6] Alâmet beyan etti.
27
Şayet gömleği ardından yırtılmış ise kadın yalancıdır, o, gerçek diyenlerdendir.
28
Efendisi Yusuf/un gömleğini ardından yırtık görünce kadına dedi ki: «— Bu, sizin desiselerinizdendir, çünkü desiseleriniz büyüktür».
29
Yusuf/a da: «— Yusuf! Sen bundan yüz çevir [⁷]», kadına de «— Sen de günahın için yarlıganmak dile, çünkü sen suçlusun».
[7] Bu macerayı kimseye açma.
30
Şehirde birtakım kadınlar bunu işitmekle vezirin karısı kölesinden murat almak istemiş de kölesinin muhabbeti kalbini yakmış [⁸]. Biz onu apaşikâr bir sapıklıkta görüyoruz [⁹], dediler.
[8] Yahut kalbinde sabr-u takat bırakmamış, kendisini çıldırtmış. [9] Ne oluyor da bu köleye tutuluyor!
Sonraki 30 ayet →