1
Elif, Lâm, Ra. Bu bir Kitap/tır ki Âyetleri muhkem kılınmış, sonra tafsil olunmuştur [⁴]; hakim ve agâh olan Zat tarafındandır [⁵].
[3] Bir, iki âyetten maadası Mekke'de nazil olmuş, 123 âyettir. [4] Akait ile, ahkâm ile, mev'ize ile, ihbar ile, yahut hak ile bâtıl arası ayrılmıştır. [5] Veya hakim ve agâh olan Zat tarafından muhkem kılınmış ve tafsil olunmuştur.
2
Ta ki yalnız Tanrıya tapasınız. Onlara «— Ben O/nun tarafından sizi müjdeleyen, Allah azabıyle korkutan bir peygamberim» de.
3
Bir de Rabbinizden yarlıganmak isteyesiniz. Sonra O/na tövbe ediniz ki malûm bir müddete kadar sizi iyi bir geçim ile geçindirsin. Her fazl-u kerem sahibine de fazl-u keremini versin [⁶], eğer imandan yüz çevirirseniz ben hakkınızda büyük bir günün azabından korkarım [⁷].
[6] İyi işleyene lâyık olduğu mükâfatı. [7] Veya o günün büyük azabından.
4
Dönüşünüz yalnız Tanrı/yadır. O, her şeye hakkıyle kaadirdir.
5
Haberiniz olsun ki onlar Allah/tan gizli tutmak için göğüslerini bükerler [⁸]. Dikkat edin ki onlar esvaplarıyle örtündükleri zamanlarda [⁹] Allah onların gizledikleri, aşikâr tuttukları şeyleri bilir. Çünkü O, göğüslerdekini hakkıyle bilir.
[8] Göğüslerinde olan adaveti, küfürü, haktan sapmayı Allah'tan saklamak için bu sırlarını kalplerinde saklarlar veya Allah'tan gizli tutmasını isteyerek fena itikatta bulunurlar, göğüslerini haktan çevirirler. [9] Müslümanlar duymasın diye esvaplarını başlarına alıp iki kat olurlar, gizlice söyleşirlerdi veya uykuya yattıkları zaman başlarını örterlerdi.
6
Yeryüzünde yürür hiçbir hayvan yoktur ki onun rızkı Allah/a ait olmasın [¹]. Onların duracak yerlerini, saklanacak yerlerini bilir. Bunların hepsi açık Kitaptadır [²].
[1] Allah, fazl-u keremi ile hepsinin rızkını tekeffül etmiştir. [2] Levh-i Mahfuz'da.
7
Hanginizin ameli daha güzel olduğunu denemek [³] için gökleri ve yeri altı günde yaratan O/dur. Bunlardan evvel arşı su üstünde idi. Eğer onlara öldükten sonra dirileceksiniz diyecek olursan kâfir olanlar «— bu da, mutlak büyücülükten başka bir şey değildir» diyeceklerdir.
[3] Denemek muamelesinde bulunmak, muti' ile âsiyi halka bildirmek.
8
* Biz azabı sayılı bir zamana [⁴] kadar tehir edecek olursak onlar «— Bunu men eden nedir?» diyecekler. Haberleri olsun ki azap onlara geldiği gün [⁵] asla geri dönmeyecek, eğlenceye aldıkları azap da onları kuşatacaktır.
[4] Veya bir ümmet bitinceye kadar. [5] Bedir günü.
9
* İnsana [⁶] tarafımızdan servet ve sıhhat gibi bir merhamet tattırdıktan sonra onu geri alsak o, pek ümitsiz, pek nankör olur.
[6] Kâfire.
10
* Ona başına gelen sıkıntıdan sonra nimeti tattırsak benden kötülükler gitti der. Çünkü o, şımarıktır, övüngendir.
11
Sabredip iyi amel işleyenler başka. İşte onlar için yarlıganmak, büyük bir mükâfat vardır.
12
Onların «— Ona bir hazine indirmeliydi veya onunla beraber bir melek gelmeliydi» demelerinden dolayı sana vahiy olunan şeyin bazısını [⁷] terkedecek [⁸] oluyorsun, göğsün de onunla darlaşacak oluyor. Sen ancak Allah azabıyle korkutucu bir peygambersin. Allah her şeye vekildir [⁹].
[7] Mâbutlarını zemm-i müş'ir olan kısmını. [8] Vukuu müstelzem değildir. Yani böyle bir şey olmamıştır. [9] Seni hıfzeder, onlara ceza verir, sakın terk etme, darlanma, sözlerine kulak asma.
13
Yoksa onu uydurdu mu derler [¹]. Onlara de ki: dâvanızda gerçek iseniz onun gibi on sûre uydurup getirin, Allah/tan başka gücünüz yetenleri de çağırın.
[1] Böyle derler.
14
Şayet o çağrılanlar size cevap vermezlerse biliniz ki o, ancak Allah/ın ilmiyle inzal olunmuştur. O/ndan başka tapacak yoktur. Bu kadar delilden sonra daha İslâmı kabul etmez misiniz?
15
Kim dünya diriliğini, onun ziynet ve debdebesini isterse onlara dünyada amellerini tamamıyle veririz [²]. Onlar burada noksan görmezler [³].
[2] Sadaka, akrabayı gözetmek gibi amellerine mukabil rızkları genişletiriz, bedenlerini sağ ve selâmette tutarız. [3] Dünyada mükâfatlarını tamamen alırlar.
16
Onlar öyle kimselerdir ki onlar için âhirette ateşten başka bir şey yoktur. Dünyada yaptıkları da âhirette beyhude olmuştur. İşledikleri o amel zaten bâtıl idi.
17
Rabbinden açık bir delile [⁴] mazhar olan, ardınca da Rabbi tarafından bir şahit gelen [⁵], ondan evvel Musa/nın pişüva, rahmet olan Kitabı da kendisini tasdik eden kimse [⁶] başkaları gibi midir? Böyle olanlar Kur/an/a inanırlar, herhangi bir güruh onu tanımazsa ateş onun vâdegâhı olur. Artık sen de ondan şüphelenme; çünkü o doğrudur. Rabbin tarafındandır, fakat nâs/ın pek çoğu ona iman etmezler.
[4] Delil-i akliye. [5] Onu Kur'an teyit eden. [6] Peygamber veya mü'min.
18
Allah/a kendiliğinden yalan uydurandan daha zalim kim olabilir? Bunlar Rablerinin huzuruna getirilirler, şahitler [⁷] «— Rableri namına yalan söyleyenler işte bunlardır» derler. Haberiniz olsun ki Allah/ın lâneti zalimlerin üzerindedir.
[7] Peygamberler, melekler, azay-ı beden.
19
Onlar ki nâs/ı Allah yolundan alıkorlar, o yol hakkında eğrilik araştırırlar [⁸], Onlar âhireti tanımayanlardır.
[8] Eğrilik ile vasfederler.
20
İşte bunlar yeryüzünde Allah/ı âciz kılacak değillerdir. Allah/tan başka onların işlerini görecek [¹] yoktur. Onların azapları kat kat olur. Onların hakkı işitmeye güçleri yetmezdi; doğru yolu görmezlerdi.
[1] Allah'ın azabından kurtaracak yardımcıları.
21
İşte bunlar kendilerini ziyan edenlerdir. Uydurdukları şey ise kendilerinden kaybolup gitmiştir [²] .
[2] Mâbutları kalmamıştır, yalan dâvaları kalmıştır. Kalan ancak hasret ile nedamettir.
22
Elbette âhirette en ziyade ziyana uğrayanlar onlardır.
23
İman getirip iyi amel işleyenler ve Rablerine mutmain olanlar yok mu? İşte onlar Cennetliktir. Orada daim kalacaklardır.
24
İki taraf [³] kör ve sağır ile görür ve işitir kimseye benzerler. Bu ikisi benzemede [⁴] bir olurlar mı? Daha nasihat kabul etmez misiniz?
[3] Kâfir ile mü'min. [4] Kâfir, Âyat-ı Bâri'yi görmez, Kelâm-ı Bâri'yi işitmez. Mü'min ise bunları görür ve işitir.
25
* Biz Nuhu kavmine göndermiştik o, demişti: ben sizi Allah azabıyle apaşikâr veçhile bir korkutucuyum.
26
Ancak Tanrı/ya tapın. Ben size bir gün acıklı bir azabın gelmesinden korkarım.
27
Kavminin içinden kâfir olanların ileri gelenleri «— Biz seni ancak bizim gibi bir insan görüyoruz, yalnız bizden birtakım âdi kimselerin [⁵] düşünmeden hemen sana ittiba ettiklerini görüyoruz. Bize karşı hiçbir meziyetinizi görmüyoruz ki ittiba edelim. Hayır, biz sizi yalancı sanıyoruz» dediler.
[5] Çulha, eskici, dikici gibi adi esnaf.
28
Nuh dedi ki: Ey kavmim! Ne dersiniz? Rabbim tarafından açık bir mucizem [⁶] olsa, tarafından bana bir de nübüvvet [⁷] ihsan etse, bu husus ise size kapalı kalsa siz onu istemediğiniz halde ben sizi ona zorlayabilir miyim?
[6] Veya Tevhidi Bari hakkında tam bir ilmin. [7] Veya nübüvvete delâlet eden bir mucize.
29
Ey kavmim! Bundan dolayı sizden hiçbir mal istemiyorum. Benim ücretim yalnız Allah/a aittir. Mü/min olanları istediğiniz gibi kovacak değilim. Çünkü onlar Rablerine kavuşacaklardır. Fakat ben sizi nâdan bir kavim görüyorum»;
30
«— Ey kavmim! Ben onları kovarsam Allah/tan kurtarmak için bana kim yardım edebilir? Daha nasihat kabul etmez misiniz?»;
Sonraki 30 ayet →