1
Elif, Lâm, Ra. Bu, hikmeti müştemil olan [²] Kitabın âyetleridir.
[1] Bir, iki âyetten maadası Mekke'de nazil olmuş 109 ayettir. [2] Veya muhkem olan.
2
Halkı Allah azabıyle korkutsun, mü/min olanlara, Rablerinin yanındaki yüksek mevkileri müjdelesin diye içlerinden bir kişiye vahyetmekliğimiz Mekke ahalisinin taaccübünü mü mucip oldu? Kâfirler bu, herhalde apaşikâr bir büyücülüktür, dediler.
[3] Onda asla caymak yoktur.
3
Rabbiniz gökleri, yeri altı günde yaratıp sonra kâinat işini tedbir etmek üzere Arş üzere şanıyle mütenasip bir veçhile müstevi olan Allah/tır. Hiçbir şefaatçi yoktur ki onun izniyle olmasın. İşte bu Allah sizin Rabbinizdir. O/na tapın. Daha nasihat kabul etmez misiniz?
[4] Yani fazl-ü kereme mukarin adil ile mükâfat vermek için.
4
Hepinizin dönüşü O/nadır. Allah doğru bir vaad ile vaadetmiştir [³]. O, halkı vücude getirir, sonra mü/min olup iyi amelde bulunanlara hakkaniyetle mükâfat vermek [⁴] için onları iade eder. Kâfir olanlar için küfürlerinden dolayı kaynar su, elem verir azap vardır.
[5] Ayların, günlerin, her vaktin hesabını.
5
Güneşi ziyalı, ay/ı nurlu yapan, yılların sayısını, hesabını [⁵] bilmeniz için ay/a nice konak yerleri tayin eden O/dur. Allah bunları ancak hak ve hikmetine uygun olarak yaratmıştır. O bilen bir kavim için âyetleri tafsil eder.
6
Gece ile gündüzün gelip gitmesinde, Allah/ın göklerde ve yerde yarattığı şeyde sakınanlar için kudretine ait birtakım nişanlar vardır.
7
Bize kavuşmayı [¹], ummayan, dünya diriliği ile hoş hal olup onunla müsterih olan kimseler ile bizim âyetlerimizden gafil olanlar yok mu?
[1] Tekrar dirilmeyi.
8
İşte onların yurtları, kazançlarından dolayı ateştir.
9
İman edip iyi amel işleyenler yok mu, Rabbileri onları imanlarından dolayı hidayete erdirir. Onların halis nimet uçmaklarında ağaçları altından ırmaklar akar.
10
Onların orada nidaları [²] «Allah/ım! Sen bütün noksanlardan tamamıyle münezzehsin» sözüdür, oradaki dirlik temennileri [³] de «— selâm»dır. Son duaları ise «— âlemlerin Rabbi olan Allah/a hamdolsun»dur.
[2] Veya ibadetleri, duaları. [3] Yahut dünyada olduğu gibi birbirlerini tanımaları selâm vermekle olur.
11
Allah, nâs/a hayrı çabuk istedikleri gibi şerri tâcil etseydi [⁴] ecelleri tükenirdi [⁵]. Fakat biz bize kavuşmayı ummayanları azgınlıklarında şaşkın şaşkın bırakırız.
[4] Hayır dualarının çabuk kabul olunduklarını istedikleri gibi bedduaları da meselâ kendisine, ailesine kızınca «Allah belâmı versin, belânızı versin, sizi elimden alsın» gibi duaları çabuk kabul etseydi. [5] Ölüp giderlerdi.
12
İnsana bir sıkıntı erişti mi yan üstü yatarken veya otururken veya ayakta dururken [⁶] bize dua eder. Onun sıkıntısını kaldırdık mı, sanki başına gelen sıkıntının defi için bize dua etmemiş gibi geçer, gider [⁷]. Bunun gibi haddi aşan müşriklere işledikleri hoş görünür.
[6] Yani her halde. [7] Hemen bulunduğu küfüre döner veya dua yerinden kalkar gider.
13
* Sizden evvelki ümmetleri kendilerine peygamberleri açık mucizeler getirmişlerken şirk ile zulüm edip iman etmedikleri vakit helak etmiştik. Biz, günahkâr kavme böyle ceza veririz.
14
Nasıl işleyeceğinizi görmek için [⁸] onlardan sonra sizi de yeryüzünde onların yerine getirdik.
[8] Onlardan ibret alıp almadığınızı nâsa göstermek için.
15
Onlara bizim âyetlerimiz pek açık olarak okunduğu vakit bize kavuşmayı ummayanlar «— bundan başka bir Kur/an getir [¹] veya bunu değiştir» derler. Onlara de ki: Onu kendiliğimden değiştirmek elimden gelmez. Ben yalnız bana vahiy olunana tâbi olurum. Şayet ben Rabbime âsi olursam kıyamet gününün büyük azabından korkarım.
[1] Mabutlarının ayıpları zikrolunmayan bir Kur'an.
16
De ki: Allah dileseydi ben size onu okumazdım. O da size onu benim lisanım ile bildirmezdi. Bilirsiniz ki ben bundan evvel aranızda uzun müddet yaşadım [²]. Daha aklınız ermiyor mu?
[2] O esnada benden böyle bir söz işittiniz mi?
17
Allah/a kendiliğinden yalan uydurandan veya âyetlerini yalan sayandan daha zalim kim olabilir? Günahkârlar umduklarına ermezler.
18
Onlar, Allah/ı bırakarak, kendilerine mazarrat ve menfaat vermeyen şeylere taparlar, bir de «— bunlar Allah yanında şefaatçılarımızdır» derler. Onlara de ki: Siz, Allah/a göklerde ve yerde bilmediği bir şey mi haber veriyorsunuz? Allah şerik koşmalarından münezzehtir, âlidir.
19
İnsanlar bir tek ümmetten ibaret idiler, sonra ihtilâfa düştüler [³]. Eğer Rabbin tarafından bir söz [⁴] geçmemiş olsaydı aralarındaki ihtilâf bitmiş olurdu [⁵].
[3] Yani Araplar İbrahim aleyhisselâm dini üzere iken sonradan ayrıldılar veya nâs evvelce muvahhit iken sonradan ayrı ayrı ümmet oldular. Bir kısmı imanda sabit kaldılar, bir kısmı da kâfir oldular. [4] Hesap ve cezanın kıyamette olacağına dair. [5] Bâtılda bulunanlar helâk olurdu, haklı olan da baki kalırdı.
20
Müşrikler ona Rabbi tarafından istediğimiz gibi bir mucize indirilmeliydi, derler. Onlara de ki: Gayp [⁶] ancak Allah/a mahsustur. Bekleyiniz [⁷], işte ben de sizinle beraber bekleyenlerdenim.
[6] Mucizeler gayıptan olmakla Allah'a mahsustur. [7] Bana iman etmezseniz artık izabı bekleyin.
21
Mekke halkına başlarına gelen kıtlık, hastalık gibi beliyyelerden sonra, nimet ve âfiyeti tattırırsak hemen âyetlerimize karşı kötü fikre, istihza ve tekzibe başlarlar. Onlara de ki «—- Allah/ın kötü fikirlerine vereceği ceza daha çabuk gelir» çünkü elçilerimiz olan meleklerimiz kötü fikirlerinizi yazıyorlar.
22
Sizi karada, denizde yürüten O/dur. Nihayet siz gemide bulunursunuz, gemiler lâtif bir hava ile yolcuları götürür, onlar da sevinirler. O halde iken bir fırtına kopar, onlara her taraftan dalgalar hücum etmekle dalgaların kuşatmasıyle helâklerini anlayınca Allah/a dinde muhlis olarak niyaz ederler: * Bizi bundan kurtarırsan mutlak şakirlerden oluruz.
23
Fakat Allah onları kurtarınca onlar hemen yeryüzünde haksız yere yolsuzluklarda bulunurlar. Ey nâs! Yolsuzluğunuz ancak kendinizedir. Dünya diriliğinde geçiniyorsunuz. Dönüşünüz yine tazedir. Biz de size işlediklerinizi haber vereceğiz.
24
Dünya diriliği gökten indirdiğimiz su gibidir ki onunla yeryüzünde insanların, davarların yiyeceği nebat karışır [¹]. Nihayet yer kendi ziyneti ile [²] ziynetlenir. Ahalisi de onu toplamaya kaadiriz zannederler. O sırada oraya geceleyin veya gündüzün [³] fermanımız gelip sanki bir gün evvel hiç yokmuş gibi onu kökünden biçeriz. İşte biz düşünen bir cemaat için âyetleri böyle tafsil ederiz.
[1] Yani yağmur ile yerde biten nebat, ağ gibi birbirine girer. [2] Renk renk çiçekler, çeşit çeşit meyveler ile. [3] Bazen gece, bazen gündüz.
25
Allah kullarını selâmet sarayı olan Cennete dâvet eder, dilediğini de doğru yola götürür.
26
İyi iş işleyenlere [¹] ziyadesiyle, iyi bir mükâfat vardır [²]. Onların yüzlerini ne toz bürür ne horluk kaplar. İşte bunlar Cennetliktir. Onlar orada daim kalacaklardır.
[1] Kelime-i Tevhit getirenlere. [2] Cennet, ziyadesi de Cemal-i Bâridir.
27
Kötülük kazananların kötülüklerine ceza da kötülükleri kadardır. Onları horluk kaplar. Onları Allah/a karşı koruyacak hiçbir fert yoktur. Sanki yüzleri gecenin kapkaranlık parçalarıyle örtülmüştür [³]. İşte onlar ateşliktir. Orada daim kalacaklardır.
[3] Simsiyahtır.
28
O gün onların hepsini toplayacağız, sonra şerik koşanlara: «— Şerikleriniz [⁴] le yerinizde durun» deriz ve aralarını ayırırız. Şerikleri tapanlara derler: «— Sizler bizlere tapmıyordunuz» [⁵].
[4] Putlarla mâbut edindiğimiz Melâike ve İsa aleyhisselâm. [5] Kendi hayâlinize tapıyordunuz.
29
Bizim ile sizin aranızda cereyan eden hâle Allah/ın hakkıyle şahit olması elverir. Hakikatte biz sizin tapmanızdan bihaber idik [⁶].
[6] Tapmanızı bilmiyorduk veya ona razı değildik.
30
Bundan sonra orada herkes önceden gönderdiği ameli bulur. Hak olan mevlâları Allah canibine götürülür, İftira ettikleri mâbutları ise onlardan kaybolup giderler.
Sonraki 30 ayet →