1
Gerçekten insan (türü) üzerinde dehirden (zamandan) öyle (uzun) bir müddet gelip- geçti ki o, (var olduğu hâlde henüz insan olarak) anılmaya değer bir şey (insanlıkla tanınan, insanı değerlerle anılan ve henüz tekâmül sürecini geçiren bir varlık) bile değildi. *
2
Biz insanı katışık bir nutfeden (döllenmiş yumurtadan) yarattık; sınava tabi tutmayı (diledik) ve ardından onu (özgür bir iradeyle donatarak) işitir ve görür hâle getirdik. *
3
Şüphesiz biz ona yolu (akıl ve kitapla erdemli yaşama ve iman etme yolunu) gösterdik. İster (kendi özgür iradesiyle inanıp) şükreder, ister (nankörlük edip) inkâr eder (bu, kendi tercihidir). *
4
Şüphesiz ki biz, (zalim ve azgın) inkârcılar için (ahirette) zincirler, halkalar ve alevli bir ateş hazırlamış (olacağ)ız. *
5
Şüphesiz (erkek olsun kadın olsun) iyilik yapanlar (dürüst ve erdemli bir hayat yaşayanlar cennette) karışımı kâfur (güzel bitki kokuları) olan içeceklerle dolu bir bardaktan içerler. *
6
(Onun çıktığı öyle) bir pınar ki Allah’ın (iyi) kulları gürül gürül akıtarak (ondan) içerler. *
7
Onlar (o erdemli kullar), üzerlerine aldıkları sorumlulukları (ve verdikleri sözleri) yerine getirir ve felaketi (dehşeti) bütün ufukları tutacak bir günden (hesap gününün dehşetinden) korkarlar.
8
8,9. Ve kendileri ihtiyaç duydukları hâlde yoksula, yetime (işsize) ve esire (zor şartların esiri olan kimselere) yemek yedirirler (hem maddi hem manevi her türlü yardımda bulunurlar. Ve onlara şöyle derler:) Biz size sırf Allah için yediriyoruz. Sizden bir karşılık ve bir teşekkür beklemiyoruz. *
9
8,9. Ve kendileri ihtiyaç duydukları hâlde yoksula, yetime (işsize) ve esire (zor şartların esiri olan kimselere) yemek yedirirler (hem maddi hem manevi her türlü yardımda bulunurlar. Ve onlara şöyle derler:) Biz size sırf Allah için yediriyoruz. Sizden bir karşılık ve bir teşekkür beklemiyoruz. *
10
Doğrusu biz çok asık suratların bulunacağı bir günde (ahirette) Rabbimizden korkarız’ derler.
11
İşte bu yüzden (zatım olan) Allah onları o günün fenalığından korumuş (olacak)tır. Ve onlara (onların yüzlerine) parlaklık, (gönüllerine de) sevinç vermiş (olacak)tır.
12
Ve (sıkıntılara karşı) sabretmiş olmaları nedeniyle onları cennetle ve ipek(ten giysiler)le ödüllendirmiş (olacak)tır.
13
Orada koltuklar üzerine kurulmuş olarak bulunurlar! Orada ne bir güneş (sıcağı), ne de bir zemherir (soğuğu) görürler!
14
Ve (cennet ağaçlarının kutlu) gölgeleri üzerlerine sarkar, (meyvelerinin) devşirilmesi de son derece kolaylaştırılacaktır.
15
Ve çevrelerinde (hizmetçiler tarafından) gümüşten (içecek dolu) kaplar ve kristal bardaklar dolaştırılır.
16
Gümüşten (işlemeli) billur kaplar ki, (ihtiyaca göre) ölçüp düzenlemişlerdir. *
17
Orada zencefille tatlandırılmış (dolu) bardaklarda kendilerine (cennet meşrubatı) içirilir.
18
(Bu) orada selsebil diye adlandırılan bir kaynaktır.
19
Ve (kadın olsun erkek olsun cennet ehlinin) çevrelerinde, gördüğünde saçılmış inciler sanacağın, hep aynı gençlik ve güzellikte kalacak hizmetçiler dolaşır.
20
Ve orada ne tarafa baksan (hayale gelmez) nimetler, (ihtişam ve) büyük bir saltanat görürsün.
21
Onların üzerinde ince yeşil ipekli, parlak atlastan elbiseler olacaktır; gümüş bilezikler takacaklardır. Rableri onlara tertemiz içecekler ikram edecektir. *
22
(Onlara şöyle denir.) Şüphesiz “Bütün bunlar, sizin için hazırlanmış mükâfattır ve (dünyadaki) gayretiniz kabul ve karşılık görmüştür.
23
(İşte Resulüm!) Elbet biz, evet biziz Kur’an’ı sana tedrici bir süreç içinde indiren.
24
O hâlde Rabbinin hükmüne (boyun eğip) sabret; onlardan hiçbir günahkâra ve hiçbir nanköre boyun eğme. *
25
Sabah akşam (her zaman) Rabbinin adını zikret (Rabbini gün boyu zihinde tut)!
26
Gecenin bir kısmında da ona secde et, gecenin uzun bir bölümünde de onu tesbih et (teheccüd namazı kıl)! *
27
Doğrusu şunlar (inkârcılar), çarçabuk geçen dünyayı seviyorlar da önlerindeki çetin bir günü (ahireti) ihmal ediyorlar.
28
(Oysa) onları biz yarattık; onların yaratılışını sapasağlam yaptık. Dilediğimizde (kendilerini yok eder), yerlerine benzerlerıni (yaratıp) getirebiliriz.
29
Şüphesiz bunlar (bu ayetler) bir uyarıdır (öğüttür). Kim dilerse Rabbine giden yolu tutar.
30
Oysa (ey müşrikler! Şu an öğüt alıp doğruluğu) istemiyorsunuz, ancak, Allah (özgür iradenizi ellerinizden almak suretiyle buna zorlamak) isterse o başka. Şüphesiz Allah (her şeyi) bilen, doğru hüküm verendir. (*)
Sonraki 1 ayet →