1
Esip tozlaşmayı (çiçeklerin tozlaşmasını) sağlayan (rüzgâr)lara, *
2
Yağmur yüklü (bulut)ları taşıyan (rüzgâr)lara,
3
(Havada) kolaylıkla (bulutları) sürükleyen (rüzgâr)lara,
4
Sonra (o bulutlardan yağacak yağmurla ilgili) işi taksim edenlere (arzın farklı bölgelerine hayatın, canlılığın ve rızkın kaynağı olan yağmur yüklü bulutları dağıtan rüzgârlara) kasem ederim ki,
5
(Ey insanlar!) Size vaad olunan (ahiretteki) diriliş elbette gerçektir.
6
Hesap günü de (ahiret) mutlaka gerçekleşecektir.
7
7 , 8, 9. Ve (gezegenler ile sayısız yıldızlara ait) mükemmel dairesel yörüngelere sahip olan semaya (uzaya) yemin ederim ki, siz, neye inanılacağı konusunda derin bir ayrılık içindesiniz. Ondan (o neye inanılacağı konusunda içinde bulunduğunuz derin ayrılıktan) dolayı, ancak (haktan) yüz çevirenler sapıtırlar. *
8
7 , 8, 9. Ve (gezegenler ile sayısız yıldızlara ait) mükemmel dairesel yörüngelere sahip olan semaya (uzaya) yemin ederim ki, siz, neye inanılacağı konusunda derin bir ayrılık içindesiniz. Ondan (o neye inanılacağı konusunda içinde bulunduğunuz derin ayrılıktan) dolayı, ancak (haktan) yüz çevirenler sapıtırlar. *
9
7 , 8, 9. Ve (gezegenler ile sayısız yıldızlara ait) mükemmel dairesel yörüngelere sahip olan semaya (uzaya) yemin ederim ki, siz, neye inanılacağı konusunda derin bir ayrılık içindesiniz. Ondan (o neye inanılacağı konusunda içinde bulunduğunuz derin ayrılıktan) dolayı, ancak (haktan) yüz çevirenler sapıtırlar. *
10
10 , 11. O (cehalet içinde gaflete dalmış olan) koyu yalancılar (ise rahmetten) dışlanmışlardır. *
11
10 , 11. O (cehalet içinde gaflete dalmış olan) koyu yalancılar (ise rahmetten) dışlanmışlardır. *
12
(Onlar alaylı tavırlarıyla:) “O hesap günü ne zaman?” diye sorarlar.
13
13 , 14. Ateş üzerinde deneme (ve eleme) ye tabi tutulacakları gün, (onlara şöyle denir,) “Tadın hak ettiğiniz azabı! İşte, (alaylı alaylı) ‘Ne zaman?’ diye bir an önce gelmesini istediğiniz!” *
14
13 , 14. Ateş üzerinde deneme (ve eleme) ye tabi tutulacakları gün, (onlara şöyle denir,) “Tadın hak ettiğiniz azabı! İşte, (alaylı alaylı) ‘Ne zaman?’ diye bir an önce gelmesini istediğiniz!” *
15
15 , 16. Şüphesiz (inkâr, zulüm, isyan ve kötü işlerden) sakınan (erkek ve kadın)lar, Rablerinin kendilerine verdiğini alarak cennetlerde ve pınar başlarında bulunacaklar. Gerçekten onlar, bundan önce (dünyada insanlara) iyilik yapanlardı.
16
15 , 16. Şüphesiz (inkâr, zulüm, isyan ve kötü işlerden) sakınan (erkek ve kadın)lar, Rablerinin kendilerine verdiğini alarak cennetlerde ve pınar başlarında bulunacaklar. Gerçekten onlar, bundan önce (dünyada insanlara) iyilik yapanlardı.
17
17 , 18. Onlar (o takva sahibi erkek ve kadınlar tefekküre, muhasebeye, ibadete dalarak) gecenin pek az bir kısmında uyurlardı ve seherlerde (günahları için) bağışlanma dilerlerdi.
18
17 , 18. Onlar (o takva sahibi erkek ve kadınlar tefekküre, muhasebeye, ibadete dalarak) gecenin pek az bir kısmında uyurlardı ve seherlerde (günahları için) bağışlanma dilerlerdi.
19
Ve mallarında (Allah’ın farz kıldığı sosyal yardım düzeninin icabı, yardım) isteyen ve (iffetinden dolayı yardım istemeyip) mahrum (yoksun) olanlar için (ayrılmış) bir hak (bir pay) vardı (ve onu gönül rızasıyla ayırıp verirlerdi). *
20
Ve (ey insanlar! Biliniz ki) kesin bir bilgiyle inanacaklar için yeryüzünde de (varlığımızın ve kudretimizin kanıtı olan nice) açık kanıtlar (deliller) vardır.
21
Ve kendilerinizde de (hücrelerinizden vücut yapınıza kadar kudretimizi gösteren birçok kanıt) vardır. Hâlâ (inceleyip) görmeye çalışmayacak mısınız?
22
Gökyüzünde (atmosferde ve bulutlarda) ise (maddi manevi) rızkınızın ve (ölümden sonra hayatınız için) size vaad edilen şeylerin (kaynağı) vardır. *
23
(Zatım olan) semanın ve yerkürenin Rabbine yemin ederim ki, kesinlikle o (kıyametle ilgili Kur’an’da bildirilen hakikatler), sizin konuşmanız (birbirinizle iletişime geçip konuşma yeteneğine sahip olmanız) kadar olağan bir gerçektir *
24
(Resulüm!) Muhakkak ki sana İbrahim’in, ikram edilen konuklarının haberi gelmiştir. *
25
Hani bir zaman onlar, (insan suretindeki konuklar) İbrahim’in yanına varmışlar ve şöyle demişlerdi: “Selâm olsun sana!” O da: “Size de selâm olsun”demiş ve içinden de: “(Bunlar) tanınmamış bir topluluk” diye geçirmişti.
26
26 , 27. Hemen ailesinin yanına giderek, besili bir dana (kebabını) getirmiş ve onların önüne koyup: “Buyurmaz mısınız?” demişti.
27
26 , 27. Hemen ailesinin yanına giderek, besili bir dana (kebabını) getirmiş ve onların önüne koyup: “Buyurmaz mısınız?” demişti.
28
(Ama ondan yemediklerini görünce,) onlardan yana içine bir korku düştü. “Korkma! (Bizler Allah’ın görevli elçileri melekleriz.)” dediler. Ve onu (İbrahim’i) bilgin bir oğul ile müjdelediler.
29
Bunun üzerine hanımı bir hayret içinde yönelip elini yüzüne vurdu. «(Ben) doğurmaz bir kocakarı(yım)» dedi “(nasıl çocuğum olabilir?)”
30
Onlar dediler ki: “Bu böyledir, Rabbin buyurmuştur. Şüphesiz O, doğru hüküm verendir, (her şeyi) hakkıyla bilendir.”
Sonraki 30 ayet →