Ana SayfaMealler › İhsan Aktaş
İA

İhsan Aktaş

İhsan Aktaş
İhsan Aktaş meali ile okumaya başla
Ahkaf 1 / 35
1
Hâ mîm.
İ. Aktaş 46:1
2
(İnsanlık için hidayet rehberi olan bu) Kitab’ın (Kur’an’ın) indirilişi, güçlü, doğru hüküm veren Allah’tandır.
İ. Aktaş 46:2
3
Gökleri, yerküreyi ve ikisinin (gök cisimleri ile yerküre) arasında (uzayda) bulunan her şeyi ancak gerçeğe dayalı (sabit bir sistem üzerinde, hak bir gaye) ve belirli bir süre için yarattık. Oysa inkâr etmiş olanlar (inkâra şartlanmış olanlar), kendisine karşı ikaz edildikleri (kıyamet gerçeği)nden ısrarla yüz çevirmektedirler. *
İ. Aktaş 46:3
4
(Resulüm, onlara) de ki: “Söyleyin bana! Allah’ın yanı sıra yalvarmakta olduğunuz (veya Allah ile aranıza koyarak dua ile yalvarıp yakardıklarınız) şeyler, yeryüzünde (var olanlarda)n neyi yaratmışlar, bana gösterin! Yoksa onların göklerde (uzayda) bir ortaklığı mı var? Eğer (iddiânızda) doğru kimseler iseniz, bana (Allah’ın yanı sıra başka varlıklara da yalvarmanızı haklı gösteren) bundan (Kur’ân’dan) önce (indirilmiş) bir kitap veya ilimden bir eser (bir bilgi kalıntısı varsa onu) bana getirin!
İ. Aktaş 46:4
5
(O hâlde) Allah’ın yanı sıra, kıyamet gününe kadar, kendisine cevap veremeyeceklere dua edenden (yalvarıp yardım isteyenden, medet bekleyenden) daha şaşkın kim olabilir? Oysa onlar (o yalvardıkları putlar, heykeller, ölüler, yatırlar); bunların yalvarışlarından bile habersizdirler!
İ. Aktaş 46:5
6
Oysa insanlar (hesap vermek üzere kıyamet günü) bir araya toplandıkları zaman, (o dua edip taptıkları Allah’ın dışındaki varlıklar) kendilerine (dua edip tapanlara) düşman olacaklar (onlardan teberri edecekler). Ve onların dua edip tapınmalarını da inkâr edeceklerdir.
İ. Aktaş 46:6
7
Ve onlara (inkâr edenlere) açık belgeler olarak ayetlerimiz (mesajlarımız) tilavet edildiği (okunup aktarıldığı) zaman, (hem mucizevi yönüyle hem de büyüleyici güzelliğiyle insanı etkileyen bu ayetler) kendilerine geldiğinde gerçeği inkâr etmiş (inkâra şartlanmış) olanlar “Bu, apaçık bir büyüdür!” demişlerdi. *
İ. Aktaş 46:7
8
Yoksa (senin hakkında): ‘’Onu (Kur’an’ı) kendisi uydurdu” mu diyorlar? De ki: “Eğer onu ben uydurduysam, Allah’tan gelecek (cezaya) karşı siz bana hiçbir şey sağlamaya güç yetiremezsiniz. Sizin kendisi (Kur’an) hakkında, ne taşkınlıklar yaptığınızı o daha iyi bilendir. Benimle sizin aranızda buna (bu duruma Allah’ın) şahit (muttali) olması yeter! Ve O, (çok) bağışlayandır, (çok) merhamet edendir.”
İ. Aktaş 46:8
9
De ki: “Ben elçilerden bir ilk (bir türedi, uydurma bir elçi) değilim (benden önce de nice elçiler gönderilmiştir). Bana ve size ne yapılacağını da bilemiyorum. Ben, yalnızca bana vahiy edilmekte olana (ilahi mesajların tümünü içeren Kur’an’a) uyarım ve ben açık bir uyarıcıdan (Allah’tan gelen vahyi olduğu gibi tebliğ edenden) başka bir şey değilim.” *
İ. Aktaş 46:9
10
(Resulüm!) De ki: “Bakın, hiç düşündünüz mü? Bu (kitap) Allah katından (gelen bir vahiy) ise (ki öyledir) ve siz de onu inkâr etmişseniz; İsrailoğullarından da bir şahit, (tevhid, ahiret vb. iman esasları gibi Kur’an’da bildirilen hakikatlerin) benzerine şahitlik edip iman etmişse ve siz de (iman etmeyerek) büyüklük taslamışsanız (yanlış bir şey yapmış olmaz mısınız?) Şüphesiz Allah, (zulüm, kötülük, inkâr ve sapıklığa devam ettiği sürece) zalim bir toplumu doğru yola iletmez.” *
İ. Aktaş 46:10
11
İnkâr etmiş olanlar da, iman etmiş olanlar için dediler ki: “Eğer o (Kur’an) iyi (doğru) bir şey olsaydı, (şu ayak takımı sefil insanlar, fakir ve köleler) ona inanmada bizi geçemezlerdi!” Ve (o inkâr etmiş olanlar) onunla (Kur’an’la) doğru yola ulaşmak (azminde) olmadıklarından, bu çok eski bir yalandır (uydurmadır)” diyeceklerdir. *
İ. Aktaş 46:11
12
Oysa ondan (Kur’an’dan) önce de bir rehber ve bir rahmet olarak Musa’nın kitabı vardı. Bu (Kur’an) ise, zulmetmiş olanları uyarmak ve (sürekli) iyilik yapanlara bir müjde olmak üzere doğrulayıcı ve Arapça (fesih, kusursuz, anlaşılabilen) bir dil ile (gönderilmiş) olan bir kitaptır.
İ. Aktaş 46:12
13
Şüphesiz "Bizim Rabbimiz Allah’tır" deyip sonra istikamet sahibi olarak (dürüst ve) dosdoğru yaşayanlar (var ya), onlar için (ahirette) asla korku (ve keder) yoktur ve onlar mahzun olmayacaklardır.
İ. Aktaş 46:13
14
İşte onlar (dürüst ve dosdoğru yaşayanlar) cennet ehlidirler. Yapmakta olduklarına karşılık orada kalacaklardır.
İ. Aktaş 46:14
15
Ve biz insana, ana-babasına iyilik etmesini tavsiye etmişizdir. Anası onu (karnında) zahmetle taşıdı ve onu zahmetle doğurdu. Onun (ana karnında) taşınması (dokuz ay hamile kalması) ve (yirmi bir ay içinde de) sütten kesilmesi müddeti (ki altı aydan sonra da bu süreye kadar ek besinlerle birlikte bebeğe yine ana sütünün verilmesi hem bebeğin hem annenin sağlığı açısından çok önemidir, hepsi) otuz ay sürer. Nihayet o (ana-baba hakkını tanıyan, onlara daima iyilikte bulunan, dürüst ve erdemli olan kişi) kemaline (zihinsel ve bedensel olgunluk çağına) erdiği ve kırk (ruhsal ve duygusal) yaşına girdiği zaman şöyle der: “Ey Rabbim! Bana öyle ilham et ki, hem bana, hem de ana-babama ihsan ettiğin nimetine şükredeyim ve razı olacağın salih (iyi ve yararlı) işler yapayım. Ve soyumdan gelenleri de doğru ve düzgün kişiler eyle. Kuşkusuz ben tövbe edip sana döndüm ve ben gerçekten (sana) teslim olanlardanım. *
İ. Aktaş 46:15
16
İşte onlar öyle kişilerdir ki, yapmış olduklarının en iyisini onlardan kabul ederiz (onları, yapmış olduklarının en iyisine göre ödüllendiririz) ve onların kötülüklerini bağışlarız; (onlar) cennet ehli içindedirler. Bu onlara vaad edilmiş olan dosdoğru bir sözdür.
İ. Aktaş 46:16
17
Bir de (öyle insan da vardır ki) kendisine Allah’a inanmayı her telkin ettiklerinde anne babasına: “Öf size! Benden önce (bu kadar çok) insan gelip geçmişken (öldükten sonra) tekrar diriltileceğimizi mi söylüyorsunuz?” diye çıkışır. Onlar ise Allah’a sığınır, yardımı için dua eder ve: “Yazık ediyorsun kendine! Gel iman et, şüphesiz Allah’ın vaadi gerçektir” derler. O ise yine de: “Bu (inanç), eskilerin masallarından başka bir şey değildir” der.
İ. Aktaş 46:17
18
İşte onlar (o inkâr edenler, ana babalarına iyilik yapmayanlar ve saygısızca davrananlar), kendilerinden önce cinlerden (görülmeyen varlıklardan) ve insanlardan gelip geçmiş ümmetler içinde, aleyhlerinde söz (hak ettikleri azap sözü) gerçekleşmiş olan kimselerdir. Kuşkusuz onlar hüsrana uğrayanlardır.
İ. Aktaş 46:18
19
Ve (inanan ve inanmayan topluluklar ve fertlerden) her biri için yaptıklarına göre dereceler (ve derekeler) vardır. Neticede yaptıklarının karşılığı kendilerine eksiksiz ödenecek ve kimse haksızlığa uğratılmayacaktır.
İ. Aktaş 46:19
20
İnkâr etmiş olanlar o gün ateşe sunulurken, (kendilerine şöyle denir), siz bütün zevklerinizi dünya hayatınızda tükettiniz. Bugün de, hiç hakkınız olmadığı hâlde yeryüzünde büyüklük taslamanıza ve yoldan çıkmanıza karşılık, hor ve hakir eden bir azapla cezalandırılırsınız.
İ. Aktaş 46:20
21
(Ey Resulüm!) Kendisinden önce ve sonra uyarıcıların gelip geçtiği Âd toplumunun kardeşini de (Hûd’u onlara) anlat! Hani Ahkâf bölgesindeki toplumunu: “Allah’tan başkasına asla kulluk (ve kölelik) etmeyin, kuşkusuz ben sizin adınıza büyük bir günün azabından korkuyorum”diye uyarmıştı. *
İ. Aktaş 46:21
22
(Bunun üzerine Ad toplumu) Sen bizi tanrılarımızdan (onlara tapmaktan) çevirmek için mi bize geldin? Hadi, doğru söyleyenlerden isen, bizi tehdit ettiğin şeyi (azabı) başımıza getir, dediler.
İ. Aktaş 46:22
23
(Hûd) dedi ki: “(Bu konudaki) bilgi ancak Allah katındadır (benim elimde ise bir şey yok!). Ben size, benimle gönderileni (sadece) tebliğ ediyorum. Fakat ben sizi cahillik eden bir halk olarak görüyorum.”
İ. Aktaş 46:23
24
Nihayet (onlar) azabın ufukta geniş bir bulut hâlinde vadilerine doğru geldiğini görünce: “Bu, bize yağmur yağdıracak bir buluttur” dediler. (Hûd ise:)“Bilakis, o sizin acele gelmesini istediğiniz şeydir. İçinde acı dolu azap bulunan bir rüzgârdır (kum fırtınasıdır).” (dedi) *
İ. Aktaş 46:24
25
O (şiddetli rüzgâr ve kum fırtınası), Rabbinin emriyle her şeyi yıkar, mahveder. Nitekim (o kasırga ve kum fırtınası gelince) onların (harabe) evlerinden başka bir şey görülmez oldu. İşte biz suç işleyen (zulmeden, insan haklarını çiğneyen, onlara işkence ve kötülük yapan) toplumu böyle cezalandırırız.
İ. Aktaş 46:25
26
Muhakkak ki biz onları, sizlere sağlamadığımız (hususi ve görkemli) mekânlarda (size vermediğimiz güç ve iktidar imkânlarıyla) yerleşik kılmıştık. Ayrıca (her insana bahşettiğimiz gibi) onlara da (hakkı dinlemek için) işitme, (hakkı görmek için) görme ve (gerçeği kavrayıp doğru düşünmek ve karar vermek için) akletme organları da (beyinler) bahşetmiştik. Fakat (hakkı dinlemeye çalışmadıkları için) ne kulakları, (hakkı görmek istemedikleri için) ne gözleri ve (hakkı anlamaya çalışmadıkları için) ne de akletme organları (beyinleri) kendilerine hiçbir fayda sağlayamamıştı. Çünkü onlar Allah’ın ayetlerini bile bile, (inatla) inkâr ediyorlardı. Ve neticede alaya aldıkları o azap kendilerini her taraftan kuşatıvermişti.
İ. Aktaş 46:26
27
Ve (ey insanlar!) Muhakkak ki biz çevrenizde bulunan ülkelerden bir kısmını (inkâr, zulüm, azgınlık ve kötülükleri yüzünden) yıkıma uğratmışızdır. Ve (onları yıkıma uğratmadan önce doğru yola) dönsünler diye ayetleri tekrar tekrar açıklamışızdır.
İ. Aktaş 46:27
28
Allah’ın yanı sıra O’na yakınlık peyda etmek için edindikleri (o düzmece) tanrılar kendilerine yardım etselerdi ya! (Ama öyle olmadı) Bilakis, (ilah edindikleri) onlardan görünmez oldular. Bu ise; onların yalanları ve uydurup durdukları şeydir.*
İ. Aktaş 46:28
29
Ve (ey Resulüm,) bir vakit cinlerden (görünmeyen varlıklardan) bir grubu, Kur’an’ı dinlemeleri için sana yöneltmiştik. Kur’an’ı dinlemeye hazır olunca (birbirlerine) susun demişlerdi, Kur’an’ın okunması bitince uyarıcılar olarak kavimlerine dönmüşlerdi.*
İ. Aktaş 46:29
30
(Kur’an’ı dinledikten sonra kavmine giden o cin grubu): “Ey halkımız!” dediler, “Biz, Musa’dan sonra indirilmiş, kendinden önceki kitapları (asli hâlleri, İlahi kaynaklı oluşları ve ihtiva ettikleri hakikatler açısından) tasdik eden, gerçeğe ve yolun doğrusuna götüren bir Kitap dinledik. *
İ. Aktaş 46:30